CHARLES DARWİN, KARL MARX VE ŞARK MESELESİ… KARL MARX’IN SOSYOLOJİSİ

CHARLES DARWİN, KARL MARX VE ŞARK MESELESİ… KARL MARX’IN SOSYOLOJİSİ

Fikrî Kavramlar Üstüne Denemeler: 5

CHARLES DARWİN, KARL MARX VE ŞARK MESELESİ – I

Marx, Türkiye konusunda ümitli, Darwin artniyetlidir. Marx, Rus Çarlığına karşı genellikle Türkler’den, Çerkesler’den vs yana olmuş, Darwin ise Doğu’yu “aşağı ırk” olarak görmüş ve ezilmesinden zevk duymuştur. Sosyal Darwinizmin Darwin‘le ilgisi olmadığı görüşü, Türk ateistlerine özgü bir hurafedir. Herif bizim anamıza avradımıza sövüyor da onun için seviyoruz kendisini diyemedikleri için eline düştükleri bir saplantı diyelim veya.

Marx ve Darwin‘in Türklere bakışı, ünlü İngiliz emperyalisti, Liberal Parti lideri ve tarihî Türk düşmanı başbakan Gladstone‘a bakışlarında kristalleşir. Gladstone, Avam Kamarasında eline Kuran’ı alır ve haykırır:

– Bu kitap yok edilmedikçe Türkler’i yok edemeyiz! Önce bu kitabı onların elinden almalıyız!

Marx buna şiddetle tepki gösterir. Çeşitli gazetelerde makaleler yayınlar. Darwin ise, Gladstone‘u ziyaret eder, ona hayranlıklarını ve bağlılıklarını bildirir. Türkiye üzerine sürekli onunla mektuplaşır ve plânlarını destekler.

Marx yine Engels‘e yazdığı bir mektubunda, Gladstone‘un başlattığı Türk düşmanı kampanyaya Darwin‘in de destek vermesini şöyle yorumlar:

– Maalesef Darwin de bu domuzca gösteriye ismini yazdırdı!

23 Haziran 2011

 

CHARLES DARWİN, KARL MARX VE ŞARK MESELESİ – II

Darwin, Türk’ü şöyle tarif eder:

– Yarı maymun aşağı bir ırk!

Marx‘ın bakışı farklıdır. Yer yer çelişkiler barındırmasına rağmen, genellikle Rus Çarlığına karşı olduğu için “M…….’in çocukları“nı över. Rus Çarlığından ise nefret eder.

Şimdi buradan kalkarak, “Darwin aşağılık bir İngiliz emperyalisti, köpek soylu bir ırkçıdır” dersek, ateist kesimlerin gözünde, bir büyük bilim adamına hakaret etmiş olacağız. Ama bizi neden aşağı bir ırk olarak gördüğü, biyoloji alanında siyasî iddia taşımaksızın ileri sürülebilecek bir teorinin bir ırkçı safsataya üstelik kendisi tarafından neden dönüştürüldüğü konuşulmayacak mıdır? Bu bir “tabu” olmaya, “mutlak doğru” gibi dayatılmaya devam mı edecektir?

Pis bir ırkçılığın, bayağı bir emperyalizmin teorisi de kötüdür.

23 Haziran 2011

CHARLES DARWİN, KARL MARX VE ŞARK MESELESİ

Şark Meselesi Marx‘ın ünlü eserlerinden biridir. Bizim solcuların pek çoğu hiç sevmemişlerdir bu eseri. Çünkü Osmanlı’ya ve Türklere övgü dolu pek çok satır vardır içinde; oysa solcu olmak için bunların tersi olmalıdır. Bu kitap hakkında Yalçın Küçük gibi bazıları “Türkofil – Türk dostu” olarak görüp övmeye çalışsalar da, çokları “Marx gerçekleri bilmiyordu” demekten çekinmemişlerdir.

Aslında Marx‘ın gerçekleri bilmediği falan yoktur. Bana sorarsanız Marx, Osmanlılar hakkındaki pek çok şeyi, Türkiyeli marksistlerden daha çok ve daha iyi biliyordu. Ancak Marx, Osmanlı’yı seviyordu, çünkü -onun en büyük düşmanı olan- Rus Çarlığından nefret ediyordu. Çünkü Rus Çarlığı, Yahudilerin de en amansız düşmanı ve onlara en fazla zulmeden bir devletti. Osmanlı ise Yahudileri himaye eden bir devlet… Marx da bir yahudiydi ve Osmanı’yı bu yüzden seviyordu.

O dönemde Avrupa’da yaşayan pek çok Yahudi’nin “türkofil”, “türkolog” ve hatta “Türkçü” olduğunu, Turan ideolojisini kurduklarını, Türkiye’ye ve Rus Çarlığı altındaki Türklere giderek öğrettiklerini, Rus nefreti ve Türkçülüğün kolkola geliştiğini, hattâ pek çok Yahudi’nin Osmanlı – Rus savaşlarına Türk adı almış, başına sarık geçirmiş vaziyette katıldılarını vesaire hesaba katarsanız, Marx‘ın “şark meselesi”ne bakışını daha iyi anlarsınız sanıyorum.

Şimdi bu kadar basit bir gerçeği anlamayıp veya anlamazlıktan gelip, konuyu izah etmek için bin dereden su getirenleri ne diyelim; onların Osmanlı üzerine “antimarxist” tahlillerini ne diyelim… Bakın Marx, bir Ermeni prensinin Osmanlı Ermenilerine hitabesinden alarak, Ermenilere ne tavsiye ediyor, konuyu nasıl şekillendiriyor:

-“Kardeşlerim, Türkiye’de Rus kamçısı yoktur; burun deliklerinizi yırtmazlar, kadınlarımız gizlice yahut halkın gözü önünde kamçılanmaz. Sultanın hükümranlığı altında insanlık vardır. Buna kar­şılık, Kuzey’in o zaliminin hükümdarlığı altında ise sadece gaddarlık var­dır. Bu nedenle kendinizi… Ve (Osmanlı) ülkenizin özgürlüğü ve şimdiki (Padişah) hükümdarınız için kahramanca savaşın. Engelleri kırmak için evinizi yıkın, silahınız yoksa masa ve sandalyenizi parçalayın ve kendinizi onunla savunun. Zafer yolunda kılavuzunuz yüce tanrı olsun.

“Benim için tek mutluluk sizin aranızda, sizin ülkenize ve dininize zulmedene karşı savaşmaktır. Çünkü (Sultanın) hükümdarlığı altında dininiz saf biçimde kalırken, Kuzey’in zaliminin hükümdarlığı altında değiştirilecektir.” (Karl Marx, New York Daily Tribüne/1853)

Tabii şunu da eklememe izin verin: Bir Marx‘ın “Türk köylüsünün ahlâkî değerleri”ne olan övgüsünü hatırlıyorum da -hatırlıyorum, çünkü kitap şu ân elimde yok-, bir de Darwin‘in Türklere ve Osmanlı’ya olan hakaretlerini hatırlıyorum da, “yok aga, bizde devrimci yok evrimci var” demekten kendimi alamıyorum. Öyle ya, Türk köylüsü, yani şu Orta Anadolu’nun “yarı maymun aşağı ırk”ı, Türk solunun en büyük nefret kaynağı değil mi?

23 Eylül 2012

KARL MARX’IN SOSYOLOJİSİ – I

Marx’ı “kötü bir sosyolog” değil de -çünkü Marksizmden beklenen tutarlılık sosyoloğun görevi değildir-, “kendi dönemini açıklayan başarılı bir ideolog” olarak görmek daha doğrudur. Otomasyonu (makineleşmeyi) tahmin edememesi, şu olamaması, bu gidememesi, bunlar olağan şeylerdir. Marx bir 19. yy düşünürüdür ve bilhassa II. Dünya Savaşı’ndan sonra ortaya çıkan dünya artık Marx‘ın analizlerinin açıklamaya yeter olduğu bir dünya değildir.

Tabii bu analizlere “âyet” olarak bakılmadığı sürece… Marksizmin asıl başarısızlığı, “Marx‘ı bir Peygamber olarak görme eğilimi“ni ortadan kaldıramaması, belirli periyodlarla ikinci, üçüncü Marx’lar çıkaramamasıdır. Bu da marksizmi bir metod olarak görmeyi, “Mutlak Fikir” olarak görmemeyi gerektirirdi. Zirâ Mutlak Fikir olarak görülmek, bir din addedilmek, Marksizmin tabiatını her şeyden fazla bozan şeydir.

Camus‘nün “biz dehânın marksizmini sevdik, proleteryanınkini değil” derken kasdettiği de budur. Marksizm, dehaya, veya şöyle diyelim, “yüksek aydın”a hitap yeteneğini koruyamadığı için ideolojik çözülme sürecine girmiştir.

Şimdi mesela Türkiye’de marksizm ne anlama gelmekte, bir bakın: Gerek din, gerekse milliyet faktörü olarak merkezî anlayışın dışında kalmış, kendini dışlanmış, ezilmiş, yabancı hisseden unsurların kendini ifade aracı, savunma biçimi; veya kısaca, ağırlık bu unsurlarda olmak üzere, üniversite çağıyla sınırlı, zevkli ve heyecan verici bir macera… Sonrası genellikle cinsel fantezilere dönüşmüş bir teselli biçimine varıyor. Yani bunun ötesi istisnâdır… Şimdi buna nazaran Marx‘a bakın; onun ciltler dolusu anlattığı şeylere benzer bir yönü var mı, kalmış mı?

Marksizmin dünyada, bölge bölge, dönem dönem farklılaşmakla birlikte, ifade ettiği anlam da bu türdendir. Marksizm, genellikle küçümsediği ve üstyapı meselesi saydığı dinî, millî kimliklerin, isyanların kendini ifade biçimi olmuştur. Bununla birlikte onun günümüzde hâlâ geçerli yönleri vardır, geçersiz hale gelmiş yönleri vardır. Bu konuda bir mütalaaya girişirsem, sözü fazla uzatmış olurum. En iyisi kestirmeden, sözü Ali Şeriatî‘ye bırakayım, onun “Öze Dönüş” adlı manifesto eserinden birkaç tespit aktarayım:

Türkçe baskı, sh 198:

-“Marx ve Engels, Avrupa’da biriken servetin, Avrupa proleteryasının bir emeği ve Batı üretim tekniklerinin bir semeresi olduğunu sanıyorlardı. Bak sen, şu dört dörtlük kanaate?!. Oysa gerçek, bu beylerin sandığı gibi değil. Belki serveti meydana getiren yağmadır, üretim değil! Asya ve Afrika’nın sömürgeleştirilmesidir, Avrupa işçisinin çalıştırılması değil! Asya ve Latin Amerika’nın petrolü, Hint – Çin keneviri, Afrika ve Brezilya kauçuğu, Tanzanya elmas’ı, Mısır keten ve pamuğu ile beleş bakır, kurşun, demir ve kömür yataklarıdır. Yoksa Avrupa proleteryasının emeği değildir!

Türkçe baskı, sh. 216:

-“İşte Marx‘ın 19. yy’da Hegel ve diyalektiğinin başına getirdiğini, 20. yy’da nasyonalizm de marksizmin başına getirmiştir. (…) Herkes biliyor ki, komünist devrim aşamasına geldiği çağda, yani sanayi kapitalizmi evriminin zirvesine ulaştığı zamanda, komünizm yerine faşizm doğdu Batı’da!

Türkçe baskı, sh. 409:

-“Asya ve Latin Amerika halkları sosyalizme inanmışlar ve onu istemişlerdi; ama materyalizme değil…

Ne dersiniz, Sultan Galiyev‘in görüşlerini fenâ halde andırmıyor mu?.. Hattâ yer yer ondan daha radikal eleştiriler…

20 Mayıs 2013

KARL MARX’IN SOSYOLOJİSİ – II

Demek istediğim, marksizm adına ortaya çıkışların pek çoğunun, Marx‘ın tarihin motoru olarak gördüğü “sınıf mücadelesi” ile pek ilgisinin olmadığıdır. Bunlar daha çok alt kimliklerden kaynaklanan kendini ifade biçimleridir. Ve özellikle de Ali Şeriatî‘nin -burada benim cımbızladığım değil de, genel fikirlerinden çıkan mânâ, özetlediğim diyebilirsiniz-; Asya ve Latin Amerika’da marksizmin, Batı karşıtlığının bayrağı olduğudur. Batı emperyalizmine karşı mücadelenin aracı olduğudur.

Bunun yanında;

-“Batı” adıyla billurlaştırdıkları modernizme saldırmak için Marx çok yanlış bir başlangıç noktası.”

Gibi bir iddianın haklı yönleri olabilir. Çünkü Marx‘ın kendisinde bu nokta zayıftır. İngiliz emperyalizmi Hindistan’ı yağmalarken, Marx hangi tarafı tutması gerektiğinde çok tereddüt etmiş, zaman zaman İngilizler’in Hindistan’ı modernleştirdiğini ve ilerlettiğini düşünmüştür. Halbuki bugünkü anlamıyla marksizm, kesinlikle sömürülenin ve yağmalananın yanında olmayı gerektirir. Bunun altını çizerken Ali Şeriatî ve benzerleri kesinlikle haklıdır.

Kaldı ki, Ali Şeriatî tarihte determinizm olduğuna da inanmaz.

21 Mayıs 2013

KARL MARX’IN SOSYOLOJİSİ – III

Hâsılı Marx önemli bir düşünürdür. Ve önemini daha yüzyıllarca koruyacaktır. O kadar koruyacaktır ki, bir gün İbdacılar şeriat ilan ederse, Marx‘ın kitaplarını da basacaklar, marksizm okutacaklardır. Bizde laf olsun diye veya popülizm amacıyla bazı şeyleri söyleme âdeti -çok şükür- olmadığına göre, Marx‘ın nihaî aşamada İslâm için ön görmediği şeyi, biz nihaî aşamada marksizm için taahhüt edebiliriz.

Peki neden? Geçerliliğini koruyan ve geçerliliğini korumayan yönleriyle, toplam olarak, Marx bir yüksek aydındır. Ama marksistlere göre “son Peygamber” hesabı, “son yüksek aydın”; “ondan sonra bir daha yüksek aydın gelmeyecektir”; “nihaî gerçeği insanlara o bildirmiştir”…

İslâmiyet kitap, sünnet, icmâ, kıyas diye zaman içinde ilerler; ondan sonra da “tecdid – yenilenme” sürekli biçimde devam eder. Ama marksizmde böyle bir şey olamaz. Marksizm, Marx ne dediyse odur. Marx‘tan başka yüksek aydın yoktur, proleterya onun kulu ve elçisidir.

Şimdi bunu geçelim de ders bir: Marksizmi kuran proleterya değildir. Marksizmi kuran Marx‘tır – yüksek aydın… Onun kritğini yapacak, onu yeni zaman ve şartlarda deneyecek olan da kitleler değildir; yüksek aydındır. Ama bu durum marksizmin iddialarına aykırı olabilir; o da onun çelişkisi…

Determinizm konusuna burada çok girmeyelim: Onun ne demek olduğunu hepimiz biliyoruz. Tarihin belirlenmişliği; bütün tarihin üretim ilişkilerine dayanan basamaklar olarak birbirini gerektirmesi… Mesela kapitalizmin en yüksek aşamasında zorunlu olarak komünizmin doğması… Tabii ki insan iradesine inanan, tarihi şekillendirenin fikirler olduğunu düşünen, bu fikirlerin de ekonomik strüktürden değil insan kafasından doğduğunu kabul eden bizim gibi ruhçu / idealist anlayışların dışarıda bırakacağı bir felsefe…

Aslında ince bir nokta var burada; tıpkı “evrim” düşüncesiyle İslamiyet arasında olduğu gibi… Evrim düşüncesi, “mutlak irade”yi Yaratcı’dan alır ve onun yerine koyduğu tesadüfi bir oluşa bahşeder. İnce ince okuyun, İslamiyette “Allah’ın sıfatları” neyse, Darwinizmde hemen hemen “evrimin sıfatları” da odur. Marksizmin “kader” mevzuunda İslamiyette yaklaşması da bunun gibidir; İlahi iradeyi yok sayar ve yerine “tarih”e mutlak irade atfeder.

22 Mayıs 2013

Selim GÜRSELGİL

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: