SERKAN TÜZÜN’ÜN İNTİHARI’NIN ARDINDAN…

Alâaddin Bâki AYTEMİZ

Hadiseyi duyduğumda büyük bir teessüre kapıldım ve bu yazıyı yazarken de hâlâ bu tesirin altındayım.

Normalde bu tür teessür ânlarında yazı yazmak pek sağlıklı neticeler vermez; Ünsal’ın şehadetinden sonra da onun hakkında yazmak için teessür hâlinin geçmesi gerek olmuştu ve bu epey uzun zaman almıştı. Şimdi de öyle ama, deneyeceğim.

İlk aklıma gelen şey, büyük bir kıyma makinesi oldu.

Bütün bir insanlığın içinde öğütüldüğü, yok edildiği, efendilere kurban edilenlerin etlerini -ihtiyaç hâlinde kullanmak üzere saklandıkları derin dondurucularda asgari yer kaplaması için- kıyma yapmak üzere tesis edilen makinalar.

Hani şu meşhur Pink Floyd’un belki ondan da meşhur şarkısı The Wall’ın klibinde çocukların eğitim adı altında kıyma yapılışı gösterilmekteydi ya… Müfredat ve eğitim denilen şeyle aslında çocuklarımızın içinde öğütüldüğü, artık canı, kanı ve sinirleriyle canlı bir varlık değil, hepsinin bir makinanın içinden geçirilerek tek düze kıymalaştırıldığı düzen…

Bu eğitim ve müfredat düzeni aslında tüm dünyaya şamil bir paradigma, bütün bir insanlık koca bir kıyma makinasına dolduruluyorken…

En sonunda Serkan Tüzün’ü de demek bu şekilde kaybedecektik…

Kimi insanlar dâvâ içinde, mücadele içinde var olabilirler. Dâvâdan, dâvânın aksiyonundan koptukları ân zaten yok olurlar. Aksiyonla arınır insan…

Serkan Tüzün biraz da böyleydi aslında. Memuriyet hayatına atıldıktan sonra, aksiyonla arınma, yenilenme imkânını kaybedince, o hayatın çirkefliği karşısında demek daha fazla tutunamadı.

İnsanımızı yok eden sisteme karşı dururken kahramanlaşan niceleri, maişet veya başka sebeplerle o düzene eklemlenmeye başladıklarında ortaya çıkan hazin neticelerle, dün bunlara karşı çıkarken şimdi bunların yürütücüsü olmaktan dolayı mesuliyet payı ile yüleşmeye başlayınca, yaşadığı ile inandığı arasında bağ kuramaz hâle geldiklerinde artık bu düzenin çirkef yükünü kaldıramamaktan dolayı intihar etmeyi çare olarak görüyor.

Çaresizliğe çare bu değil elbette ama demek ne kadar sıkıştıysa…

Bu söylediklerim Serkan Tüzün’e uyar, uymaz. Siz genel değerlendirme olarak alın, ne farkeder? Bu çelişkileri, inandığı ile yaşadığı arasında uçurumu milyonlar tecrübe etmiyor mu?

Bu, savaşmaya giderken ancak susuzluğu giderecek kadar içilmesi gereken sudan, “bolca içelim de güçlenelim, düşmanın karşısına daha güçlü çıkalım!” diye iyi niyetle, dolu dolu su içmeye kalkanların, bir süre sonra seferden uzak düştüklerini fark ettiklerinde yaşadıkları pişmanlıktır belki de.

Şu sebepten, bu sebepten, ne farkeder? Neticede bütün sebepler, yaşanmaya değer hayatın hâkim kılınamayışı olmasına çıkmıyor mu? Öyle ya, hayatı yaşanmaya değer kılabilseydik, “bu hayat yaşanmaz!” diye intihar etmeyi seçen bunca kişi olur muydu? İntihar edenlerin kendisi de hayatı yaşanmaya değer kılma memuriyeti ile mücadele verme mesuliyeti altındayken…

Dün -3 Ekim 2022’da- bu yazıyı yayınladıktan sonra Serkan Tüzün’ün Ocak Başkanlığı sonrası ve memuriyet sürecinde nasıl bir hayat yaşadığı ile ilgili olarak arayanlar ve bilgi verenler oldu. Diğer yandan kayınvalidesinin anlattıkları da paslı bir mıh gibi içimizi kanatmaya yetti. Yani bunları bilmiş olsaydım, yine de üzülmez miydim? Yine de üzülürdüm, nihayetinde bir insan, bizim insanımız, neler olabilecekken ne hâle gelmiş veya getirilmiş olması üzüntü verici ve Allah’ın mekri olarak, nereden başla ve nerelere gel, ibretin en dehşetlisi ile karşı karşıyaymışız da bu kadar detayı bilmediğimiz hâlde yukarıdaki satırları yazmışız. Yani mesele basit ve şahsî hesapların, düşmanlık, dostluk, sevgi, nefret gibi şahsî hislerin ötesinde, doğrudan müslüman Anadolu insanın getirildiği hâl ile ilgili. Tercih ettiği hayat neticesi kendi sonu da maalesef öyle noktalanıyor, insan nasıl yaşarsa öyle ölüyor. İnsanın kendi nefsine zarar vermemesini emreden dinimizce, kişinin kendine vereceği zarar, “doğru” dan ayrılmakla başlıyor. Serkan Tüzün artık hesabını Allah’a verecek, onun hakkında söyleyecek bir söz artık yok, amel defteri kapandı. Öğrendiğimiz yeni bilgiler ışığında aşağıdaki bir iki ibareyi değiştirmiş olarak yazıyı bitirelim:

Sistemin kendilerine sunduklarına aldanıp hayallerine, umutlarına sırt çevirerek, işi düşmanlık boyutuna getiren ve makamından dolayı da kibirle davranışlar içinde mutlu ve huzurlu olmasa da azamet dolu bir hayat süreceklerini zannedenlerin hazin sonuna ibret…

Kemalizm’in yerine geçip, insanımızı bir kıyma makinasında öğütmekte ondan geri kalmayacağını ispat eden bu imânsız İslâmcı rejime lânet.

Ya Muntakîm Allah, bizi intikamına memur et!

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: