CİHAD VE TİCARET

Selim GÜRSELGİL

İlk müslümanlar imân etmekle neredeyse bütün dunyalıklarını terkettiler. Büyük zorluklardan geçtiler. Serveti olanlar servetlerini kaybetti. Ağır baskılar altında açlık çektiler. Eşlerini, çocuklarını, anne-babalarını terkettiler.

Bu ilk Müslümanlar Medine’ye ulaştıklarında Ensar onları kendi malına ortak etti, buna rağmen genel bir yoksulluktan kurtulamadılar. Bu hâlde gazalara çıktılar, bazılarında aç susuz kaldılar. Hiçbir şey onları yollarından döndürmedi. Gayeleri dünyalık değil, Allah’ın hükmünü yeryüzünde hâkim kılmaktı. Ta ki en sonunda Hayber ve Bahreyn zaferlerinden sonra dunyalıklara erebildiler. Bahreyn’den getirilen yüklü serveti olduğu gibi Sahabe’ye dağıtan Allah’ın Elçisi, “Nihayet sizin darda kalacağınız endişesinden kuruldum” buyurdular.

Müslümanlar esas zenginliklere Pers İmparatorluğu’nun dize getirildiği Hazret-i Ömer döneminde ulaştılar. İran’dan getirilen ganimet gerçekten çok büyüktü; bu zenginliği halkını ağır vergiler ve yoksulluk altında inim inim inleten Kisra’lar saraylarında saklıyorlardı. Hazret-i Ömer bu büyük serveti devlet adına alıkoymadan olduğu gibi müslümanlara dağıttı. Çalışan çalışmayan herkese maaş bağlandı. Hazret-i Ebu Bekir döneminde, Hazret-i Ebu Bekir ile Hazret-i Fatıma arasındaki niza sonucu büyük yoksulluk çeken, âdeta yarı aç yarı tok yaşayan Peygamber evladı dahi bu dönemde geniş emlâke ve mala sahip oldu.

Bunu Mısır’in fethi ve Firavun hazinelerinin İslâm ülkesine akması takip etti. Bazı sahabeler Mısır’da, bazıları Yemen’de köşkler satın aldılar. Hicrette 10 bin olan Medine nüfusu 50 bini aştı, bütün topraklar ve evler o nisbette değer kazandı. Fakat fakirlik olduğu gibi zenginlik de Sahabe’yi cihad yolundan çevirmedi. Tüm varlıklarını geride bırakıp İstanbul’un muhasarasına, yahut Kıbrıs’ın fethine koştular, niceleri oralarda şehit oldu.

Kısacası sahabe, cihad ve şehadet sevgisini tüm yoksunlukların ve rahatlıkların üstünde tuttu. İşte İslâm iktisadı da bu sevgiden husule geldi.

Ve bu sevginin büyüttüğü eşsiz ahlâk… Hazret-i Osman Şam’dan kervan getirdi. O sırada Medine’de kıtlık vardı. Halk zor durumdaydı. Esnaf Hazret-i Osman’ın önüne çıktı, “Ne olur bütün malını bize sat, halk perişan, bire 2 veririz” dediler. Hazret-i Osman “1’e 10 veren varken malımı niye size vereyim?” dedi. Dediler, “biz herkesi biliriz, kimmiş o kadar değer biçen söyle.” Dedi, “Allah bire 10 veriyor.” Ve tüm malını bedelsiz halka dağıttı. Ve bunu defalarca yaptı. İşte Sahabe’nin ticaret ahlâkı buydu. Halk daima kârdan önce gelirdi.

Osmanlılar da imânda Sahabe’yi örnek alırdı. Onların iktisatlarının temeli de cihad ve ganimetti. Ahlâkları her ân her şeylerini verebilecek kadar büyüktü. Fakat ticareti bilmezlerdi. Kahveyi Yemen’de buldular, ama onu alıp dünyaya pazarlamayı bilmediler. Kâfirler kahveyi Osmanlı’dan çalıp Brezilya’da, Endonezya’da yetiştirip Osmanlı’ya sattı. O da daha çok satsınlar diye onlara kapitülasyon verdi. Leventlerin yanına ticaret gemisini koymayı bilmedi. Ki cihad ve ticaret birbirinden ayrıldığında, dünya elden gider.

Bir Cevap Yazın

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Adımlar Dergisi sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin