KIZIL GONCALAR VE DİZİLER
Selim GÜRSELGİL
Kızıl Goncalar’i nasıl buluyorum? Çıkış olarak beğeniyorum. Dizi sektörüne fikir getirdi, mesele getirdi. Bir Başkadır’la başlayan empati sürecini zirveye taşıdı.
Seyrederken aklıma hatıralar geldi. Bundan 10-15 yıl önce bir ekip oturmuş, 28 Şubat dizisi yapacaktık. Senaryoda ben vardım. Türk dizi sektörünün absürt masallar ve daha absürt sululuklar cenderesinden çıkıp fikirle, gerçek meselelerle tanışmasını hedefliyorduk. Sağ kesim sıcak bakmadı. Suya sabuna dokunmayacak hikâyeler istiyorlardı. Bazı şeyleri görmezden gelin, yok sayın diyorlardı. İş yattı.
Kızıl Goncalar bu tabuyu yıkıyor. Bir öncülük yapıyor. Türk sinemasının fikrî ve siyasî meselelere de girebileceğini gösteriyor. Suya sabuna dokunuyor. Başarılı olursa, öyle zannediyorum ki, bu sahada konuşmak isteyenlerin de önünü açacaktır. Hatta başarı görürse sağ kesim de topa girer. Halk da saçma sapan ATV dizilerinden, Ay Yapım dizilerinden sıkıldı artık. Ekranda kendini, kendi gerçek meselelerini görmek istiyor.
Diyeceksiniz, bu filmin tezini nasıl övebilirsin? Onu övmüyorum zaten. Türkiye’deki kutuplaşmaya çözümü Kemalizm’de arıyor. Hâlbuki orası problemin kaynağı zaten. Kemalizm’in bu meseleleri çözebilecek bir potansiyeli olsaydı, çözerdi zaten. Bunlar Ak Parti ile başlamadı ki. Türkiye’nin temel meselelerinin çoğu Kemalizm’den; veya şöyle diyelim, Kemalizm’in Türk halkını sopa ile bir şablona uydurmak istemesinden kaynaklanıyor. Bu şablon, Fikret Hoca’nın deyimiyle paradigma, iflâs etmiş bir hâldedir. Hem anakronik, hem de çözüm değil problem üreten bir niteliktedir. Bir uydurma ilâh figürü etrafında Batılılaşma, Batı’da çoktan terkedilmiş bir Şark hastalığıdır.
Bugün de bu hastalık ülkemizi tehdit ediyor. Sırtını Siyonizm’e yaslamış olarak darbe ve iç savaş çığlıkları atıyor. Kızıl Goncalar tabiî ki bu anlayışa dayanmıyor, hatta onu da eleştiriyor. Fakat çözüm başka bir yerde aranmalıdır, çünkü toplum olarak bir çıkmaza saplanmanın eşiğindeyiz.
Kemalizm, kendisine biat ettiremediği her şeye düşmanlık besliyor. 100 yıl önceki aynı şablonu yeniden dayatmanın aynı gücüne yeniden ulaşmak istiyor. Bunu belli bir yere kadar yapabilir. Fakat artık 100 yıl önceki toplum yok. Artık askerî darbelerin hizaya getirebileceği bir Türkiye’de yaşamıyoruz. Bunun bilinmesi gerekir.
Sadece Kemalizm değil, İslâmî kesim de bu süreçten yenilenerek çıkmak zorundadır. Yenilenemeyen yenilir. İslâmî kesim kendini eleştirmeyi veya elestirildiğinde olgunlukla karşılamayı bilmek zorundadır.
Yanlışların üstü örtülerek doğruya varılmaz. Yanlışlar deşilmek, irin akıtılmak zorundadır.
Dizi sektörü Bir Başkadır’dan bu yana doğru bir yere dokunuyor bence. Keşke bizim kesim yapabilseydi bunları. Ama yapılan şey yanlış değildir. Engellenmemeli, önü açılmalıdır.
Ekleme: Üzerinde çalışılmış, konuya hâkimiyet çok iyi. Ama bu “kendini döverek-dövdürterek günâhtan arınma” olayını anlamadım. Bu bizde yok. Hıristiyanlıkta var. Tamamen saçma olmuş.










