BİLİMİN DURGUNLUĞU VE BÜYÜNÜN ÖLÜMÜ

Ayhan SÖNMEZ

Birçoğumuz dünyanın boş ve kısır olduğu hissine kapılıyoruz. Artık ne gizem ne de sihir var. Birçoğumuzun gizem ve büyüye derin bir ihtiyacı var; bu türden kitapların, Tv şovlarının ve filmlerin popülaritesinden de anlaşılıyor. Giderek hayat gücümüzü bedenimizden emiyormuş gibi görünen gri ve mekanik gerçeklikten kaçmak için daha heyecanlı ve anlamlı, fakat sahte bir kurgu dünyasına çekiliyoruz. Bütün uzmanlar ve bilim adamları bize bunun normal bir durum olduğunu söylüyor. Akıl çağında yaşadığımızı söylüyorlar; bilimin zaferini ilân ediyorlar. Sonunda dünyanın nasıl çalıştığını anlıyoruz diyorlar. Bunu söyleyenler bizden değil, kendilerinden bahsediyorlar. Biz, sadece onların sözüne güvenmeliyiz.

Pek çok insan “his iptali” içindedir. Onlar, kültürümüzün aydınlanmasının tadını çıkarıyorlar ve gerçeği bilimsel konsensüste arıyorlar. Aptal ve kaba insanların yaşadığı barbar bir geçmişten gün ışığına çıktığımızı düşünüyorlar. Kendi hayatlarına ve sosyal medyada aldıkları kendilerini onaylayan geri bildirimlere odaklanırlar ve düşünmeyi uzmanlara bırakırlar. Hiçbir sorun olmadığını söylüyorlar, dünya, boş ve kısır olmaktan çok uzak. Aydınlanmış bir dünyada mânâya gerek yoktur.

Birinci gruptaki zavallılardansanız şanslısınız. Mutsuz ve hayatınızdan memnun olmayabilirsiniz ama en azından hayattasınız. Diğer grup ise farkına varmadan ölmüştür. Onlara acınacak!..

Şimdi komik olan şu: İnsan ırkının kainatın ve genel olarak gerçekliğin tüm doğasını, mânâsını keşfetme yolculuğunda olduğunu farzadersek, ne kadar ileri gittik? Bir bilim adamı size % 70 veya % 80’de olduğumuzu söyleyebilir. Olağanüstü illizyona kapılmış bir bilim adamı % 90 bile diyebilir. Hepsi yanlış. Belki yüzde 5’teyiz; hatta sadece yüzde 1’deyiz. Bunu neden söylüyorum?

Tüm medeniyetimiz elektriğe dayanıyor; ancak elektriğin ne olduğunu veya gerçekte nasıl çalıştığını bilmiyoruz. Işığın ne olduğunu bilmiyoruz. Gerçekte ışığın frekansının ne olduğunu bilmiyoruz. Manyetizmanın ne olduğunu bilmiyoruz. Dünyanın veya Ay ve Mars’ın neden bir manyetik alana sahip olduğunu bilmiyoruz. Hatıraların beyinde nasıl saklandığını bilmiyoruz. Nerede saklandığını da bilmiyoruz. Şuurun ne olduğunu bilmiyoruz. Atomların nasıl yapılandırıldığını bilmiyoruz. Yer çekiminin ne olduğunu bilmiyoruz. Hayatın nasıl başladığını bilmiyoruz. Kainatın ne kadar büyük olduğunu, sınırları varsa neresi olduğunu bilmiyoruz. Kainatın neden merkezi sinir sistemi gibi yapılandığını bilmiyoruz.

Devam edilebilir… Çoğu insan en temel olguları bile ne kadar az anladığımızı fark etmez. Pek çok bilim insanı bunlardan bazılarını anlıyormuş gibi yapacak; çünkü teorileri bilgiyle eşitliyorlar. Bunların çoğuyla ilgili teorilerimiz var ama gerçekte hiçbirini anlamıyoruz. Gerçek şu ki, kainatın ve gerçekliğin doğası hakkında neredeyse hiçbir şey anlamıyoruz. Belki % 1’lik tahmin, % 5’lik tahminden daha gerçekçidir. % 70 veya daha fazlasını anladığımıza inanmak düpedüz illizyondur…

Modern bilim gerçekten cehaletini gizliyor. Teoriler, anlamadığımız gerçekler ve olgular, isimler verilerek açıklanarak sunulur. Örnek olarak parçacık fiziğinin standart modelini ele alalım. Evreni ve içindeki her şeyi bir arada tutan dört temel kuvvetten üçünü ele alır: Elektromanyetizma, zayıf nükleer kuvvet ve güçlü nükleer kuvvet. Dördüncüsü yer çekimidir. Bu dört kuvvetten hiçbirini anlamıyoruz. Ne oldukları hakkında hiçbir fikrimiz yok. Bunlar klâsik unsurların modern eşdeğerleridir: Toprak, su, hava ve ateş. Ama bu bir ilerleme; en azından artık atomların ve atom altı parçacıkların var olduğunu biliyoruz.

Modern bilimin cehaletini gizlemesi neden bu kadar önemli? Bunu açıklamak için cömert olalım ve bilgimizin % 5 olduğunu farzedelim. Bunu makûl bir persfektif olarak kabûl edersek, bunun oldukça çarpıcı bir mantıkî sonucu vardır: Her şeyin % 70’ini anladığımızı ve bu konuda teorilerimiz olduğunu düşünüyorsak, ancak aslında yalnızca % 5’ini anlıyoruz; o zaman ana akım teorilerin yalnızca % 7’si doğrudur. Eğer % 5’ten azını anlarsak doğru teorilerin yüzdesi sıfıra doğru düşer. Bu, ana akım bilimsel model ve teorilerin çoğunun veya tamamının mantıkî olarak yanlış olduğu ve haklı olma şansına sahip olmanın tek yolunun ana akım bilimle anlaşmazlık içinde olmak olduğu anlamına gelir. Bu benim açımdan bir basitleştirme ama siz anladınız…

Bilim adamlarının teorileri, arıların balı gibidir. Onlar olmadan yaşayamazlar. Onlar olmadan hiçbir araştırma parası alamazlar, teoriler olmadan saygı, övgü alamıyorlar ve teorisiz bir hiçler. Böyle olunca, ne kadar az anladıklarını ve teorilerinin ne kadar yanlış olduğunu gizlemek onlar için bir ölüm kalım meselesidir. Bunu yapanlar sadece fizikçiler değil; her bilimsel disiplin bunu yapıyor. Saygı ve statü istiyorsanız temel şeyleri anlamadığınızı kabul edemezsiniz. Onları elde etmek için yalan söylüyorlar. Hassaten, Batı biliminde görünen inanılmaz durgunluğu körükleyen şey budur. Temelde sahtekârlık, kibir, para ve sosyal statüdür.

Sahte teoriler ve sahte kavramlar, ana akım bilim adamlarının gerçek durumu gizlemek için kullandıkları tek metod değil. Kendi kontrolleri dışındaki her şeyi “marjinal bilim” ve değersiz konular olarak tarif ederek merakı, aramanın değerini ortadan kaldırmaya teşvik ediyorlar. (Her şey potansiyel bir bilim konusu olmasına rağmen.) Konuya yabancı olanlarca, ne kadar kötü oldukları farkedilmesin diye teorilerini aşırı karmaşıklık ve ayrıntılarla kamufle ediyorlar. Her bilimsel çabayı gri, ruhsuz, tutkudan yoksun bir çorak araziye çeviriyorlar. Âsileri ve meraklıları caydırmak için neredeyse her şeyi anladığımızı söylüyorlar. Araştırma makalelerini yayınlamayı anlayış ve bilgiden ziyade bilimin nihaî hedefi haline getiriyorlar. Bilimi ellerinden geldiğince, sönük ve sıkıcı hâle getiriyorlar; bilim ise gerçekte ne tam tersidir.

Temel bilimlerdeki durgunluk gerçekten inanılmaz. Son 50 yılda teorik/temel bilimde çok az şey oldu ve son 20 yılda neredeyse hiçbir şey olmadı. Yalnızca uygulamalı bilim ilerleme kaydetmiştir; yani araçlara dayalı bilim ve (çoğunlukla eski) bilimin pratik uygulamaları. Son 50 yılda bilimin ana itici gücü, teknolojik gelişmelerin etkisiyle bilimsel araçların geliştirilmesi olmuştur. Tüm bunların ardındaki temel bilim çoğunlukla takılıp kalıyor. Artık bu durgunluk özellikle Batı’da teknolojik ilerlemeyi geciktirmeye başladı. Durumu yakından inceleyen herkes için bu açıktır.

Şimdi sosyal statüye geri dönelim. Son 20-30 yılda bilim adamları ve “uzmanlar sınıfı”, antik dünyada sosyal statülerini rahiplerin seviyesine yükselttiler. Bilim adamları ve uzmanlar gerçekten de modern dünyanın rahipleridir ve onların rahip kahin benzeri statüleri, bir şeyleri biliyor ve anlıyormuş gibi davranmalarına bağlıdır. Rahiplik dışındaki herkesi baskı altına alıp alay ediyorlar ve tıpkı eski rahiplerin yaptığı gibi kendilerini “Gizemlerin Koruyucuları”na dönüştürdüler. Hiç kimse kendi sahalarına girmeye çalışmamalı…

Bu gelişmenin etkisi oldu. Bilim adamlarının ve uzmanların rahiplik statüleri yalanlara ve hilelere dayandığı için, hâliyle kendilerinden taviz vermiş oluyorlar. Yalancılar kolayca daha fazla yalan söylemeleri için satın alınabilirler ve olan da tam olarak budur. Gerçek bilgiye yapay olarak teoriler ve kavramlar uydurmak yerine, cebi derin olan işletmeler ve toplum mühendisleri adına tamamen kurgusal bilimler oluşturmaya başladılar. Tamamen bilimsel sahtekarlıktan başka bir şey olmayan bilimsel alanlar vardır. Buralarda kazanılacak çok para, yayınlanacak makaleler ve yapılacak çok kariyer var.

Bu simbiyotik bir ilişkiye dönüştü. Bilim adamları ve uzmanlar, kendilerini koruyan ve finanse eden toplum mühendisleri ve şirketler adına yalan söylüyorlar. Bilim ve bilgi konusundaki münhasır haklarını teşvik ederek ve bilim tarihindeki en bilim dışı şey olan “bilimsel konsensüs” kavramını ortaya atarak, kendilerini korumak için iyi finanse edilen bir propaganda makinesi kuruldu.

Peki bilimin uydurma ve sahte olup olmadığını nasıl tespit edebiliriz? En basit yol, söz konusu alandaki “modellerin” kullanımını kontrol etmektir; ancak araştırma başka metodlarla da tahrif edilebilir. Bu türden bir model, isteğe göre seçilebilen ve isteğe göre “ayarlanabilen” (manipüle edilebilen) değişkenlerin takılı olduğu bir simülasyondur. Bunun gibi modeller nadiren gerçekliğin simülasyonlarıdır; amaçları alternatif bir gerçeklik oluşturmaktır. Bunlar sahtedir ve genellikle bazı amaçlar göz önünde bulundurularak satın alınır ve parası ödenir. Basit kural şudur: Bir araştırma makalesinde “model” kelimesini görürseniz, o zaman bu araştırma muhtemelen birisinin araştırmacılara gerçekleştirmeleri için para ödediği bir sahtekârlıktır.

Neredeyse tamamen modellemeye dayanan ve neredeyse tamamen gerçeklikten kopmuş alanlar var. “İklim bilimi” bunların en barizidir. Çoğunlukla, test edilebildikleri nadir durumlarda hiçbir zaman çalışmayan modellere dayanmaktadır. Tamamen gündem odaklıdır ve dürüst olmayan, satın alınan ve parası ödenen bilgisayar korsanları ve embesiller tarafından yönetilmektedir.

Bu model sahtekârlığı model her yerde. Geçenlerde, covid virüsünün vücutta yıllarca saklanabileceğini gösteren ve böylece başka bir gündem odaklı sahtekârlık olan “uzun covid”i açıklayan bir araştırma makalesi gördüm. Daha yakından baktığımda araştırmacıların aslında vücutta herhangi bir covid virüsü bulamadığını fark ettim. Bunu bir modelde bulmuşlardı! Ne muhteşem bir keşif!

Ana akım bilimin son birkaç on yılda kaydettiği en büyük ilerlemenin, ego güdümlü hilelerden, eksikliklerini gizlemeye yönelik bir makineye dönüşmesi olduğu söylenebilir. Günümüzde bilim adamları ve uzmanlar, dansöz politikacılar ve dansöz doktorları gibi gerçeklik oluşturma işine yöneldiler. Bilgiden ziyade hikâyeler üzerinde çalışırlar. Siyasî elitlerle bu kadar samimi olmalarına şaşmamalı.

Modern bilimle ilgili her şey gerçek bilimin antitezidir. Gerçek bilim olabildiğince basittir ve asla gereksiz derecede karmaşık değildir. Sadece kendi inisiyatiflerinde değil, herkesin katkılarını ve eleştirilerini kabûl eder. Dehaya dayanır, asla bilimsel konsesüse ve mafyavarî uygulamalara dayanmaz. Hayâl gücü olmayan ve sıkıcı olanı değil, hayâl gücü kuvvetli, meraklı, ilham ve heyecan verici olanı cezbetmek için… Metodolojik olduğu kadar iç saiklere ve sezgiye de dayanır. Yalnızca “izin verilen” konularla değil, hayatın, ölümün, kainatın ve aklınıza gelebilecek her şeyin sırlarıyla ilgilenir. Gerçek bilim gerçekten büyülüdür. Bir tarikat tarafından yönetilen kısır bir çorak arazi değildir.

Gerçekten çok az şey bildiğimiz için bu dünyada hâlâ sırlar ve çözülmemiş pek çok sırrîlik var. Ama bunların peşinden gitmek istiyorsan bilim adamlarından ve uzmanlardan uzak durman gerekiyor. Onlar seni durdurmaya çalışacaklar.

Bir Cevap Yazın

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Adımlar Dergisi sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin