EHLİ SÜNNET – ZULME İSYAN YOLU

Selim GÜRSELGİL

Ehl-i Sünnet büyükleri, küfür rejimlerine karşı gelmek şöyle dursun, bidat rejimlerine dahi boyun eğmeyip; boyun eğmeyi dinen mahzurlu gördüler.

Bu büyük yolun önderlerinden İmam-ı Mâlik, İmam-ı Âzam’ın aksine, siyasî mevzularda görüş belirtmekten kaçınırdı. Bu da anlaşılır bir şeydir; fitne ve zulüm dönemlerinde ulema, bir tür kayıtsızlığı seçerlerdi. Ehl-i Beyt’in büyükleri, 12 İmam da böyle yapmışlardır. Cafer-i Sadık Hazretleri, Abbasî İhtilâli sırasında, yönetimi ele geçirmesi mümkünken, siyasete yanaşmamıştır. İmam Zeynelabidin, İmam Bakır ve diğer imamlar da aynı tutumu benimsemişlerdir. Bu büyükler, Ehl-i Sünnet yolunun kutup kabul ettiği velilerdir. Bunları Şia ile karıştırmamak gerekir. Şia, başta Ehl-i Beyt taraftarlarının kendilerine verdiği siyasî bir hizbin adı iken zamanla doğru yoldan sapan, itikatça bozulan bir zümreye dönüştü. Hâlbuki Ehl-i Sünnet, Hakk’a nisbetini daima muhafaza etti.

Bununla birlikte Ehl-i Beyt olduğu gibi, Ehl-i Sünnet büyükleri de zulümlere uğramaktan geri kalmadılar. İmam-ı Mâlik gibi siyasete kayıtsız bir isim dahi Ali evlâdından Nefsüzzekiye’nin isyanına destek verdiği gerekçesiyle hapse atıldı ve eza gördü. Daha sonra Mansur’dan Harun Reşid’e dek halifeler Hacc’a geldikçe ona uğrayıp desteğini almaya çalıştılarsa da onların tekliflerini kabûl etmedi.

Yine İmam-ı Şafiî’nin Abbasî yönetimine Ehl-i Beyt yanlısı diye şikâyet edildiği, tutuklandığı, ayağında prangalarla Yemen’den Bağdat’a getirilip Harun Reşid’in karşısına çıkarıldığı, beraberindekiler idam edilirken onun İmam-ı Şeybanî’nin şefaatiyle bırakıldığı ve “Ali’yi sevmek Rafızîlikse ben de Rafızîyim” dediği, devletten hiçbir görev kabul etmediği meşhurdur.

Ahmed bin Hanbel’i anlatmaya gerek var mı? Ona Mutezile’nin hükümlerini kabul ettirmek için devletin ne kadar işkence yaptığını ve onun nasıl karşı koyduğunu bilmeyen var mı? Ehl-i Sünnet önderlerinin hiçbiri, küfür rejimi şöyle dursun, bidatçinin zulmüne de boyun eğmediler. Zulmün en koyu demlerinde, sessiz kaldıklarında bile, tavizssiz duruşlarıya zalimlerin korkusu oldular. Bugünün Belâmlarıyla kıyaslanabilirler mi? Bugün, en ufak bir zulüm ve bidat kokusu şöyle dursun, düpedüz küfre itaat etmeyi şiarlaştıran kitle, elbette Ehl-i Sünnet dairesinden uzak, dalâlet mezhebindendir.

Bizim imamımız Ebu Hanife, Allah’ın hükmüyle hükmedilmeyen yerde hurucu (kıyamı) meşru görürdü. Bazı rivayetlere göre, huruc etmek gününde Hacc’a gitmeyi dahi hoş görmez, yine bazı rivayetlere göre “zalime huruc etmeyenin namazı olmaz” derdi.

Bunun herhangi bir sapık yolla alâkası yoktur. Bu, düpedüz Fırka-i Naciye, kurtuluş yoludur. Müceddid-i Elf-i Sani İmam-ı Rabbanî Hazretleri’nin dahi yolu budur. Salih Mirzabeyoğlu da bu yolu ihyâ etmiş ve “keninden zuhur” dilini getirmiştir.

Bir Cevap Yazın

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Adımlar Dergisi sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin