YEMEN… AH! YEMEN…
Suat KÜRŞAT
Selâm olsun Direnişe!
Atsız Bey’in Ruh Adam romanında Selim Pusat, “Acizleri, lâyık olmadıkları mevkilere geçiren bir devlet batar” diyor, mahkemeye…
Geçtiğimiz günlerde iktidar partisinin Afyon milletvekili, Yemen konusunu değerlendirirken tam bir acziyet içerisinde bir takım hezeyanlarda bulunuyor… Hezeyanları şu şekilde vekilin; “Dünyanın en fakir ülkelerinden biriyseniz, çok ciddi sıkıntılar yaşıyorsanız, durduk yere ticaret gemilerine ateş edip, kendi ülkelerinize daha ağır sonuçlara sebebiyet veriyorsanız, size bu zulmü yapanların amaçları doğrultusunda hareket ediyorsunuz demektir.”
Hani bir mesel vardır, adamın biri hocaya sormuş, “Yunanistan’da bir kadın tam kızını kesecek, şeytan bir keçi getirmiş, doğru mu?”
Hoca cevap vermiş, “Yunanistan değil Arabistan, kadın değil İbrahim peygamber, kızı değil oğlu, şeytan değil melek, keçi değil koç.”
Vekilin hezeyanlarını düzeltmeye nereden başlamalı? Tabiî ki, “durduk yere” ibaresini izâh edersek her şey anlaşılmış olacak!
Zira, bu ibare ile, 7 Ekim’de “durduk yere!” İsrail’e saldıran Filistin direnişi, İsrail’in amaçları doğrultusunda hareket ediyor diyenlere de pas atılmış oluyor! Şu hezeyan ile meseleye bakanlar elbette bu sonuca varacaktır! Varmak isteyecektir!
Hâlbuki, Filistin meselesi 7 Ekim’de başlamadığı gibi Yemen cephesi de yeni açılmış değildir. Hem cephe olarak hem de topyekûn bir savaş olarak uzun bir sürecin sonunda yeni gelişmeler doğmuştur.
7 Ekim taarruzu ve ardından gelişen mukavemet, laf cambazlarının ipliğini pazara sürmüş, Filistin meselesinde, Kumandan’ın tabiriyle taklit edilemez tek his olan samimiyet belli olmuştur! Ukrayna meselesinde laf ebeliği yaparak Batılı efendilerine de göz kırpmaya devam edenler, “nereden çıktı bu Filistin meselesi” telaşına kapıldılar!
Binlerce Filistinlinin kanı dökülürken miting yapıp, boykot çağrısı yaparak şahsi gemiciklerini İsrail’e gönderenler, Yemen direnişinin samimiyetini elbette çekemeyecek, anlayamayacak ve hatta karalayacaktır!
Yemen direnişi, “durduk yere” değil, Filistin direnişine destek olmak adına bu pratiğe geçmiş ve etkili de olmuştur. Yerle yeksan olmak üzere olan Anglosakson hegemonyası, Ukrayna ile Karadeniz’de güç kaybettiği gibi, Filistin direnişi ile de Akdeniz’de mevzi kaybetmekte, Yemen direnişinin saldırıları ile de Kızıldeniz’den darbe yemektedir.
Yemen direnişi, Anglosakson güçlerinin gücünü bölen, Akdeniz ve Karadeniz üzerine yoğunlaşmayı engellemeye yönelik stratejik saldırıları ile Filistin direnişine nefes olmaktadır.
Veysel Karani torunları, samimiyetini ispatlamıştır. Ortak bir savaşın cephesi olma kararlılığı ile Anglosakson güçlerine darbe üstüne darbe vuran Yemen direnişi, durduk yere değil, bilâkis, haklı ve meşru bir gerekçe ile mevzilenmiştir! İnsanlığı sömüren batı hegemonyasına karşı mücadelede yerini almış ve gerekeni yapmıştır.
Bab’ül Mendeb, hüzün kapısı! On yıllardır bu toprakları bize hüzün ve yas yurdu kılanlar, artık bu kapıdan giremeyecek! Bütün telâş bundandır! Hani Dündar Taşer Bey diyor ya, “dünya barışını dünya nimetini bölüşenler düşünsün…” Evet! Bab’ül Mendeb boğazını ticarî gemileri, gemicikleri olanlar düşünsün! Direniş, giderek dünyaya yayılmakla beraber bu üç denizi Batı hegemonyasına dar etmeye devam edecektir: Karadeniz, Akdeniz ve Kızıldeniz!
Yarın Panama, Süveyş, Cebelitarık da bu kervana katılır! Denizlerdeki hâkimiyetini de giderek kaybeden Batı hegemonyasını allamak pullamak da Malcolm X’in deyimi ile ev zencisi olan bu acizlere düşer!










