İSTİDAT

Yavuz USTA

İstidat; izâhlara baktığımda, doğuştan, ruhsal-içselliği kast eden yeteneği, kabiliyet ise bedensel, dışa yönelik baskın özelliklere dair yetenekleri ifade ettiğine dair neticelere varıyorum…

“Yazılarına bakarsak kendini öven insan profilinden başka bir şey göremiyoruz” babında şahsımı eleştiren istidatsız fakat kabiliyetli bir arkadaşın sözü damlıyor zihnime, tebessümüme vesile oluyor, gıyabında kendisine teşekkür ediyorum…

Arkadaş denilince, bir zamanlar fizikî birlikteliğimiz bulunan gençlik arkadaşlarımı, şahsımın onlarda oluşturduğu intibâ ve hükümlerini hatırlıyorum…

– “Seninle bir çay içmeyip 15 dakika sohbet etmeyen biri senin dürüst ve merhametli olduğuna inanmaz” demişti, sempatik mizaçlı ve hali, vakti, kazancı yerinde olduğu halde lokantacı arkadaşımıza 6 aylık yemek borcunu takan arkadaşım…

Yine mevzudan uzaklaşmaya başladım; o şunu demişti, bu şöyle yapmıştı falan… Oysa ben, bana dair, istidat konulu bir şeyler yazacaktım, siz de “bay kibir yazmış” deyip okuyacaktınız… Hatta siz çok dindar, günâhsız arkadaşlarıma -bilinçli olarak- bilenebilmeniz için tiyolar verecektim… Siz domuz etinden tiksindiğiniz kadar haram paradan, maldan, mülkten, makamdan tiksinmezsiniz ki… Tiksintiniz de yalan! Aç kalsanız domuzu hamuduyla yutarsınız…

Saadete gelelim gelmesine de onun da bir yetkilisinin şirketinin İsrail’e domates sattığı ifşa olundu; al birini vurun öbürkilerine… (*) Hepiniz aynı geminin yolcularısınız ve o gemi Nuh’un değil Karaip korsan gemisi; işte mesele burada. Ben içsel dünyamda ilk ciddi kırılmaları, 80-90 lı yıllarda ergen genç kafasıyla tahlil yapıp Allah’a rest çeken tavrımla okul idaresinden sorumlu İslâmcı (!) sadist hoca ve etrafında kümelenen dalkavuklarını karşıma alarak yaşamıştım:

– “Şayet bu hocaların anlattığı din ve bunların göstermiş oldukları şahsiyetleri senin cennetlik kullarına misâl teşkil ediyorsa ben bu kulluk işinde yokum!” demiş ve ilk icraat olarak kasabanın kopuk gençlerinin kumar oynadığı kahvehanede okey oynamaya başlayıp ıstakalar veya bıçaklarla meydan muharebelerine katılıp, kahraman mücahitlik yolundan piskopat kopuk moduna girip Allah’a da tirip yapmıştım…

Yine tripli modumun inanç ritüelleri gereği okey oynarken bir şey olmuştu… Elimde iki adet biri kırmızı 5 diğeri sarı 6’lı, per dışı ıskarta denilen taş bulunurken, “acaba hangisini rakibime atayım?” sorusunu düşünürken zihnimde bir levha açılıp rakibimin ıskartasındaki tüm taşları ve nasıl dizildiklerini gösteriyordu. Sarı 6’lı taşa okey atıyor, kırmızı 5’li taş işine yaramıyordu ve zihnimde beliren levhanın doğruluğuna olan merakım gereği sarı 6’lı taşı rakibime atarak:

– “Al şu periye iliştirip okeyini at!” demiş, o da kumarın kazanma şehvetine kurulmuş heyacanıyla bu gizemin büyüsünden ve heyacanından bi haber, taşı kapıp okeyini atmıştı…

Bir gün, basketbol sahasından geçerken topa yarışan arkadaşın bana çarpmasıyla yerlerde sürüklenmesi fakat benim hiç bir şiddet hissetmeden arkadaşa hayretle bakmam, daha sonraki günler tek başıma giderken ayaklarıma hayalet çelmelerle vurulup tekrar tekrar düşüp kalkmalarım ve ilk oyumu kullanırken…

Sizin bu ülkeye adalet getirebileceğinize inanmıyorum, lâkin sarı 6’lı taşı attıran o istidatın ispat heyacanına yenilmem neticesi yine sezgilerimi ispatlayabilme büyüsüne yenilerek İslamcı (!) partiye ilk reyimi verişim…

İlk kalp krizimi geçirdikten 1 ay sonra ilk kontrole gittiğimde doktora:

– “Ben ne zaman işime dönebilirim hocam?” soruma,

– “Ne işine dönmesinden bahsediyorsun? Sen evinde oturup gezebildiğine dua et ve iş hayatını unut!” demesi üzerinden iki ay geçtikten sonra işime başlayıp gittiğim rutin kontroller sonrası da doktorun hayretini ifade etmesi…

Bu gün, “iki senelik prim ödemeden yırtayım, nasılsa en üst dereceden engelli raporum var” mantığı ile başvurduğum erken emeklilik maceramda, bir kaç aydır araştırma hastanesine sevk edilmem ve istedikleri sindigrafi film sonrası bir de ped filmi istemeleri? “Tamam, bitti” derken, doktor hanımın film sonuçlarını bi heyecan profösöre getirip bir müddet sonra gelip, “bir de kalbinin içindeki damarlarınıza anjiyo yapmamız lâzım, çünkü kalbinde hızlı şekilde düzelme işaretleri gözlemlendi, orada hasara uğramış damarlarına bakılması elzem” demeleri…

– “Madem daha kapsamlı inceleyip tedavi edeceksiniz, raporuma notunuzu yazıp şu evraklardan kurtarın beni; sonra anjiyomu ne gün isterseniz yaparsınız.” dememle telefonumu alıp, “müsait zamanda arayacağız” demeleri…

Herhalde benim erken emeklilik hesapları yine “yan yattı, çamura battı” olacak ve tıbbın inançlarını Allah’ın kalbim üzerinden ters köşe yapması söz konusu gibi bir tablo çiziliyor.

Velhasıl istidat mühim mesele cancağızım; okey taşındakini de, şeytan taşlama taşındakini de mevzuya istidatlı olan biri görebilir, yeter ki “Allah” nasip etsin.

(*) Hadisenin ortaya çıkmasını müteakip, ilgili parti mezkur şahsı görevden aldı.

Bir Cevap Yazın

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Adımlar Dergisi sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin