DİN VE BİLİM
Selim Gürselgil
Bilim her zaman doğruyu söylemez. Yanılabilir, değiştirilebilir. Bilim “mutlak fikir” olmadığı gibi, “en hakikî mürşit” de değildir. Onun için “Beşer zekâsının sekreteri” mi diyelim; daha iyisi, “beşer zekâsının kainatın sırları üzerindeki müşahidi ve bu müşhededen doğan teknik kabiliyetler”..
Kâinatın sırları, hiç şüphesiz, “yaratılışın sırları”dır. Bir bilginin bunun farkında olmaması, kâinat hakkındaki bilgi ve becerisini yaratılışı inkâra götürmesi bu gerçeği değiştirmeyeceği gibi, bir softanın farkında olmaması ve bilimin karşısına geçip “hep yalan, hep uydurma” diye tepinmesi de değiştirmez.
Sorun, inkâr ve reddiye sorunu değil, kimin kime yer göstereceği sorunudur. Bilim adına münkirlik mi bilime yer gösterecek, yoksa din mi bilime yer gösterecek?
Misâl bu ya, bugünkü genetik bilimi, yeryüzünde yaşayan tüm insanların, bundan 60 bin yıl önce Afrika’dan çıkan bir kavmin soyundan geldiğini gösteriyor. Bilim adına münkirlik, bu bilim verisini “maymundan gelme” olarak yorumluyor. Din adına softalık da, “hep yalan hep uydurma” diye tepiniyor. Yani münkiri reddederken, bilimi de inkâr ediyor.
Din adına yapılabilecek tek şey bu ise yandık. İrabta mahallimiz olmaz. Dünyada bize düşen. sığıntılık ve mezbelelik olur. “Eşşek gibi çalışsınlar, bize ekmek versinler, su versinler” diyecek duruma düşeriz; köpek gibi koşturulanın biz olduğumuzu farketmeden…
Hâlbuki genetiğin haber verdiği bu durum, belki de tufandan sonra insanlığın küçük bir soydan yeniden türeyişini delillendiriyordur. Tufanın ne zaman ve nerede olduğunu kesinkes biliyor musun? Sen İsrailiyata dayanarak Ortadoğu’da kalıyorsun, belki de Nuh’un gemisi Afrika’da karaya oturdu!
Bu düşünceyi Kur’ân’da geçen Cudi ibaresinin Cedi dönencesine işaret ediyor olabileceği yorumuyla delillendirebilirim. Ama maksadım o değil. Burada spekülasyon yapıyorum. (Bildiğimden değil.) Maksadımsa şu:
– Ey müslümanlar, bilimi mutlaka reddetmek zorunda değilsiniz. Onun münkirane yorumunu reddedin ve ona münkirliğin değil, dinin yer göstermesine izin verin. Bilin ki, bilimin yanlışını yine bilim düzeltir; siz ise bilimi değil, münkirin fikrini reddederek aydınlanırsınız!
Yanlışsam yanlış deyin.
*
Bir mesele: Bugün bilim karşısında yaşadığımız şok, 300 yıl önce Erzurumlu İbrahim Hakkı hazretlerinin yaşadığı şoktan daha mı büyüktür?
O İstanbul kütüphanelerine geldiğinde, dünya hakkında bildiği her şeyin yanlış (yahut yanlış değil de tevile muhtaç diyelim) olduğunu, dünyanın yuvarlak ve güneşin çevresinde döndüğünü öğrendi.
Bakın bakalım, bu bilgiyi nasıl karşıladı? “Kopernik modeli” hakkında neler söyledi? (Yahut Lamarck’tan 50 yıl, Darwin’den 100 yıl önce tekâmül hakkında neler yazdı?)
İşte gerçek tasavvuf adamı, gerçek şeriat adamı, gerçek İslâm âlimi… İmam-ı Gazalî’nin has evladı!










