YAĞMA DÜZENİ

Selim GÜRSELGİL

Hani bugün yandaşların zengin edilmesi yahut zengin edilmek hevesine kapılanların yandaş olması diye bir konu var ya… Bu aslında sadece bugünün konusu değildir, Cumhuriyet tarihinin en kısa özetidir. Kurtuluş Savaşı’nı verenlerin yerine, o zor dönemde ülkede olmayıp dışarıdan getirilip kendilerine büyük araziler, köyler bağışlananlar, düzeni en çok seven ve savunanlar olmuştur. Tümü yurtdışından da getirilmemiş, bir kısmı içeride yetişmiş, parti kodamanları halinde suyun başını tutmuşlardır.

Yeni idarenin el koyduğu mal ve mülkün haddi hesabı yoktur. Hanedanın mülkleri, eski paşaların mülkleri, azınlıkların mülkleri herkese yetmiştir. Yağmalananlar arasında tarihî eserler de sayısızdır. Meşhur hikâyedir: Dalkavukluk tarihinde bir eşi gösterilemeyecek tıynette bir ressam, atölye olarak kullanmak üzere Sultan Ahmet Câmii’ni istiyordu. Kimse olmaz diyemedi. Prosedürü adım adım yerine getirdi, neredeyse koskoca câmii alıp tavanında delikler açıp işyeri yapacaktı. Son anda bir mimar, bu olamaz diye ortalığı ayağa kaldırdı da Sultan Ahmet Câmii bu akıbetten kurtuldu. Ama bir çok saray, saray bahçesi, köşk o kadar talihli değildi.

El konulan mallar, en yukarıdan en aşağıya bir hiyerarşi içinde paylaşılıyordu. Partinin en tepesindekiler doğal olarak en büyük payı alırdı. Onlardan aşağıya doğru paylar azalırdı. Ama bu tabiî ki bir hesap makinesi düzeni ile olmazdı. Hiyerarşide yukarıda olmak dışında uyanık, girişken, biraz da utanmaz olmak gerekiyordu. Bundan dolayı bazen tepedeki birinin alacağını, aşağıdan sürpriz bir isim gelip kapabiliyordu. Partinin çevresi, partililerin devam ettiği kulüpler ve sofralar böyle uyanıklarla doluydu. Bu tür yerlerdeki mezatta, “Bu düzeni en çok ben seviyorum” gösterisinde birinci gelenler, kurbandan en büyük payı kapıyorlardı. Yağma sade İstanbul’da değil, taşrada da tam gaz bu şekilde ilerliyordu.

İşte jeolog mudur ne b..tur anlaşılmayan Celâl Şengör’un sözleri, yakın tarihimizin, aynı zamanda günümüzün bu olaylarını hatırlattı. Söyle diyor:

“Kapitalizm kimseyi sömürmez. Benim ailem kimseyi sömürmedi. Servet toplamak akıllı adamın işi.”

Bilmeyenler için: Ailesini bu işe karıştırması, ailesinin tek parti döneminde bir gecede zengin edilenlerden ve dolayısıyle herkesten çok Kemalist olması yüzünden. Ve haklı: Serveti elde etmek için akıllı olmak, eğilecek yerde eğilmek, yalanacak yerleri yalamak da lâzım. Dün olduğu gibi bugün de böyle akıllı insanlar çok. Aptal insan bunu yapamaz. Onun namusu, şerefi, ahlâkı falan olur. Serveti toplayamaz.

Tabiî buradan “Kapitalizm kimseyi sömürmez” sonucu çıkmaz. Belki “kapitalist sömürü gasp ve yağma ile başlamıştır” sonucu çıkar. Bu da onun doğasının en dolaysız tarifidir. Pardon: “Akıllı olma”yı da ekleyelim, Celâl Hoca aptal değil!

Bir Cevap Yazın

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Adımlar Dergisi sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin