TÜRK KÜLTÜRÜ VE TASAVVUF
Selim Gürselgil
Türk kültürü özünde tarikat kültürüdür. En başından beri böyledir. Hatta bugünkü yozlaşmış, soysuzlaşmış sosyal dokunun bile üstündeki kazuratı kazınacak olsa, altından tarikat kültürü çıkar.
Türkler Anadolu’ya tarikatlarla geldiler. Türkistan’da tarikatlerle şekillendiler.
Anadolu’yu tarikatlar eliyle yurt yaptılar. Halkı tarikat ehli, askerleri tarikat ehli, padişahları tarikat ehliydi. Bu gerçeğin aleyhinde ne Türkçülük olabilir, ne de Türklük. Sadece soysuzluk olabilir, ki o da bugünkü toplumda fazlasıyla mevcut.
Mevlâna’nın, Muhiddin-i Arabi gibi Türk olmayan şeyhlerin bu toplumda ne büyük hüsnü kabul gördüğü biliniyor. Selçuklu padişahları onlara baba der, onlar da padişahlara oğlum diye hitap ederlerdi.
Osmanlı padişahlarının her birini çok yakından bilmiyoruz. Ama bildiğimiz kadarıyla aralarında veliler vardır. Yavuz Sultan Selim bunların başında gelir. En has anlamda vahdet-i vücutçu olduğu bilinir. Keza Sultan Abdülhamid, Şazelî tarikatindendi ve veli tavırlıdır. Fatih’in dehası, olağanüstü özelliklerinin açığa çıkmasında Bayramî mektebi olmazsa olmazdır. O yenilmez Yeniçeri ordusu baştan ayağa Bektaşî idi. Bin yıl boyunca Anadolu bu kültürle yoğruldu.
Onun için kimse masal anlatmasın yok Türklükmüş, Araplıkmış. İstiklâl Harbinde bile Nakşibendilerin, Mevlevilerin vs rolü çok büyüktür. Anadolu bunun dışında bir şey olamaz. Bunun dışında Türklük de olamaz.
Siyonizm istediği gibi hayal kurabilir. Hayalleri istediği kadar uzun sürebilir. İstediği kadar vahşet ve zorbalık ihtiva edebilir. Gençlerin kafasını bastırıp ellerini arkadan bağlayabilir. Ama günü gelir, hakikat ortaya çıkar ve herkes boyunun ölçüsünü alır.










