SANAT VE TOPLUM ANLAYIŞIMIZ
Selim GÜRSELGİL
Bugünkü Müslümanların güçlüklerinden biri, klâsik İslâm toplumlarının tek tip insanlardan oluştuğunu ve şerî hükümlerin bu topluma hitap ettiğini sanmalarıdır. Bugünkü İran ve Suud toplumları gibi, herkes tek tip giyinir, tek bir emirle oturup kalkar sanmalarıdır. Oysa bu böyle değildir; insanlar türlü türlüdür, şeriat herbiri için müşterek olduğu gibi ayrı hükümler de ihtiva eder.
Bugün üzerinden gidelim: Mesela tesettürü içinde mümin bir kadın sahneye çıkıp şarkı söylemekten, sinema oyuncusu olmaktan hazer eder; kendi açısından bu imkânsıza yakın olduğu gibi, bu işlerin gerektirdiği davranışlarda bulunamaz. Ama bu demek değildir ki, toplumda sinema oyuncuları olmaz, şarkıcılar olmaz. Ama tabiî ki bugünkü gibi toplumun en üstünde olmazlar, yatak odalarına varıncaya kadar teşhir edilmezler.
Bugünkü sanat, büyük ölçüde toplumu tahrip plânıdır; halkı ahlâksızlaştırma ve yozlaştırma aracıdır. Özellikle bizim gibi kuyrukçu ülkelerde, sanatın incelikleri ve yüceliklerinden anlayan pek az kimse yetişip, ekserisi maymunlukla temayüz ederler. Hâlbuki her şeyin yerli yerine oturduğu bir İslâm toplumunda bu tip kimseler, toplumun en üstünde bir yerlerde değil, kenarında köşesinde olurlar.
Asr-ı Saadette de bu böyleydi. Düğünlerde ve bayramlarda sanatını icra eden şarkıcı kadınlar vardı. (Buna dair pek çok örneği sıralamak istemiyorum, meraklısı araştırabilir.) Bir keresinde Habeşliler eğlence düzenliyordu. Şarkı söyleniyor ve bir kadın raks ediyordu. Kâinatın Efendisi, Hz Aişe’ye “seyretmek ister misin?” buyurdular. O da evet dedi. Sonra gidip, başını Allah Sevgilisi’nin omzuna yaslayıp usanana dek seyretti.
Ama bu gibi örnekler sahabe-i kiramı kapsamamıştır. Onlar bu tür işlerle çok fazla meşgûl olmamışlardır. Bazılarının kendi kendilerine türkü mırıldandıkları, seferde veya uzun yolda türkü söyleyen birini dinledikleri rivayet edilir. Bazılarının -mesela İbn-i Zübeyr’in- evinde ud gibi aletler vardı, tamamen ilgisiz değillerdi. Ama şu var ki, şeriatta her işi o işe uygun yaratılışta kimseler yapar. Şeriat tam bir liyâkat ve hakkaniyet rejimidir.
Onun için bilhassa mezhepler tarihinde müminler için verilen hükümler sanki toplumun tamamı için verilmiş gibi düşünülmemelidir. Mesela müminler zina ederlerse, delil şartları da tamam olursa, recmedilirlerdi. Fakat fahişeler, cariyeler, gayrımüslimlere recm yoktur. Müminlere cihad farzdır, fakat diğer gruplara farz değildir; bilakis müsade de edilmezler. Bugüne dönük bir örnekle, bir tesettürlü kadın barda oturamaz; oturacaksa tesettürüyle oturamaz; ama orada oturan kadınlar olabilir. (Kadın üzerinden verdiğim bu örnek, erkek için de geçerlidir şüphesiz.)
Kısacası şeriat tek tip toplum inşa etmez; herkese meşrebine göre ayrı ayrı muamele eder.










