“PUT ŞEHRİ”

Ayhan SÖNMEZ

“Bakara Suresi’nde: “Tağutu inkâr edip Allah’a inanan kimse, kopmak bilmeyen sağlam bir kulpa (İslâm’a) yapışmıştır.”…

İsmail Hakkı Bursevi Hazretleri: Tağuta küfür, Allah’a imân üzerine tercih edilmiştir. Çünkü KÜFÜRDEN KURTULMADIKÇA, ALLAH TEVHİD EDİLEMEZ, BİRLENEMEZ. Tağuta küfür demek, Allah’a ortak koşmaktan temizlenmektir. Çünkü tağut, “nefs, şeytan, putlar ve benzeri olan şeylere” de şamildir. Çünkü onun koyduğu prensiblerden başkası sapıklık ve azgınlığa birer sebeb teşkil eder. Gerçek tağut inkarcısına gelince, o en yüksek mertebe ile şereflenmiştir; imânın zirvesine ulaşmıştır. Bunu ciddi şekilde anlamalısın… Hazret-i İbrahim’de kemâlini bulan bu temizlik, tevhidin mukaddemesi olan “nefy-red” kelimesini tamama erdirmekte olup, Allah Resulü ile birlikte İSBAT kısmı tamamlanıyor…” (Esatir ve Mitoloji Güneş ve Ay, Salih Mirzabeyoğlu)

“Tarih öldü” dediler. Kitabı bile yazıldı. Uzun süre buna inanır gibi oldum. İnanmak istediğim için değil ama çevremdeki dünyayı görebildim. Kumandan’ın şehadetiyle de kahramanlar dünyasından geriye pek az iz kaldığı gün gibi ortadaydı. Efsane sona ermişti, tarih cansız sonuna doğru ilerlemişti ve hepimizin kaderi, günlerimizi uyuşuk, çürüyen, neo-liberal bir cehennem ortamında yaşamaktı: Ürünü tüketin. Patron veya devlet için çalışın, oy atın, yiyin için, seks yapın ve sonunda ölüp gidin…

Modern dünyanın banal gerçekliği neredeyse halkın ruhunu ezmek için tasarlanmış gibi görünüyor. Hiçbir şeyin olmadığı, keşfedilecek hiçbir şeyin kalmadığı bir dünya gelip çattı. Ama şimdi bazı şeyler yeniden olmaya başlıyor gibi görünüyor. Doğu’da savaş davulları çalıyor, Batı’daki seçimlere şüpheci bakışlar atılıyor, Türkiye bildiğiniz gibi üzerine ölü toprağı serpilmiş ve dünya egemen sınıflarının bariz beceriksizliği ve kötülüğü her yerde ortaya çıkarken, maskeler de düşüyor.

Bir zamanlar yasaklanan bazı sorular yeniden açıkça soruluyor ve devletler bu durum karşısında soğukkanlılığını kaybediyor. Eski fikirler, inançlar ve ruhlar yeniden diriltiliyor ve yansımaları karanlıkların arasında gezinmeye başlıyor. Tarihin veya efsanenin söyleyecek bir şeyi kalmış olabilir. Bu değişime ne sebep oldu? Neden son birkaç yılın ruhu (COVID sonrası) önceki on yılların ruhundan bu kadar belirgin biçimde farklı geliyor? 2020’de ne oldu?

Çeşitli bileşenlerini benden daha iyi ve daha ayrıntılı bilen vardır. Bu kültürel değişimin dinî, jeopolitik, felsefi, ekonomik ve daha sayısız nedeni var. Peki son iki yılda dünyanın başına gelenleri kapsamlı bir şekilde özetlersek ne söyleyebiliriz? Cevabının aslında oldukça basit olduğunu düşünüyorum. Dünya, uzun zamandır boğazımıza tıkıştırılan materyalizm ve “bilim” safsatasını, efsanenin, ritüelin ve fanatizmin geri dönüşü uğruna reddetti. Kısacası dünya bir kez daha kendini mitolojileştiriyor. 2020 yılında dünya, uzun süredir giydiği materyalist görünümü bir kenara attı.

COVİD dönemi, Batı’da, “bilim”e, mantığa ve akla tapınanların varlığını bir kez daha ortaya koydu. COVID, Batı’da bilime olan inancın sadece basit bir kültürel saygı olmadığını, fanatik bir dinî düzen olduğunu meydana çıkardı. Bu dinin mensupları halkların eğilmesini ve maskeler, aşı kartları gibi alametlerle teslimiyetlerini istediler. En fanatikler bugün hâlâ bu dinî trans halindedir. Bir havaalanında veya tren istasyonunda, küçük tanrılarına karşı korku ve huşu içinde teslimiyet maskesini görev bilinciyle takan bir adanmışla hâlâ karşılaşabilirsiniz. Ve hiç şüpheniz olmasın, bu dinî bir transtır. Hiçbir psikanaliz bunları açıklayamaz. Sadece mitoloji gözüyle bakan biri bunun ne olduğunu anlayabilir: Bu, fanatik kültlerin ve kitlesel ritüellerin geri dönüşüdür.

Mesela bunu, Amerika’ da Siyahilerin isyanlarında gördük. Bunlar sadece protesto değildi, 2020’de ortaya çıkan bir başka dinî tarikatın eylemleriydi. Elbette sosyal adalet hareketi gibi Sermaye destekli sivil teşkilatlar yıllardır bunun altyapısını hazırlıyordu. Ancak 2020’de baraj yıkılana kadar gerçek mahiyeti ortaya çıkmadı. Şehirler yandı. Marketler yağmalandı. Sokakta bulunan insanlara saldırıldı ve şiddet tehdidi altında el işaretleri ve kutsal sözlerle teslimiyet göstermeye zorlandı. Milyonlarca kişi sosyal medyada ritüele acıklı bir uyum içinde siyah kareler paylaştı, hatırlarsınız Türkiye’de de bir mülteci kadının yumruklanmasıyla, elle tek göz kapama ritüeli gerçekleştirilmişti… Bu tarikat, George Floyd’dan yarı tanrı bir şehit, yeni bir İsa çıkartmaya çalıştı. Batıdaki beyazların, beyaz ayrıcalığının günahından arınmak için kendilerini utanç ritüellerine tâbi tuttuklarını gördük. Beyazlar diz çöktü ve siyahların ayaklarını (kelimenin tam anlamıyla) yıkadı…

Bütün bunların ortaya çıkmasını izledim. Korku ve irade eksikliğinden aşı yaptıranları izledim. Bazılarının kendilerini ölümden kurtaracağını (yahut da en azından seks yapmasını sağlayacağını) düşündükleri şu yahut da bu erkeklik gururuna fanatik bir şekilde tapınarak beyinlerini tamamen kaybettiklerini gözlemledim. Bu karanlık itaat ve utanç ritüellerine neşeyle katılıyorlardı. O zaman tam kestiremiyordum ama şimdi ne izlediğimi biliyorum. 2020’den beri çarpık bir canlanma yoluyla insanların yeni bir “din edinmesi” hadisesi yaşandı. Allah’ı sorduğunuzda yüzünüze alayla gülen materyalist, farkında olmadan kendileri dinî fanatizme boğulmuştu…

Bu yıl (2024) işler daha da kızışıyor, efsanevî desenler daha da ön plana çıkıyor. Belki de Mukaddes Topraklardaki çatışmadan kaynaklanıyordur. Çağın ritüel ve doğasında var olan fanatizmin daha da bariz hale geldiğini görüyoruz. Siyah üstünlüğü örgütleri artık “beyaz üstünlüğünün” kefareti olarak beyazlara karşı şiddeti açıkça teşvik ediyor. Eski büyücülüklere ve vampirizme yöneliş görülüyor, McDonald’s ürünlerinde insan eti kullanıyor, Elon Musk, 33 roketli motorlarıyla numerolojik yıldız gemilerini fırlatıyor. Beyaz solcu kıyı seçkinleri, sıradan rasyonalizmden, pagan yozlaşmasına doğru kayıp gidiyor. Artık kimse agnostik değil. Materyalistlerin, banliyölerin, orta sınıf demokratların dönemi kısa sürdü ve açıkça sona erdi. Bütün insanlar şu veya bu tarikata katılıyor. Göçmenler için yerli halka, siyahlar için beyazlara, LGBT için geleneksel aile müessesine karşı bir utanç ritüeli yürütmek, onu bir performansa, bir mesaja dönüştürmek gerekiyor. Bu rahatsız edici bir şey. Bu da solun iddia edildiği gibi olmadığını gösteriyor.

Bu, sembole, meta modele, arketiplere, ruhsal demoralizasyona olan inancı ele verir. Bu sizi, sadece siyasî olarak değil mânevî olarak da yok etmek istediklerini gösteriyor. Bu büyü (teknoloji de kullanılarak) çalışmasından başka bir şey değil. Gog ile Magog toplumu bir şekilde meydana getiriliyor…

Daha sonra mevcut İsrail/Filistin çatışmasının ne kadar efsanevi olduğunu ele almalıyız. Bu normal bir bölge savaşı değil. İsrailli liderler, Amerikalı Neo-conlar ve Siyonist Hıristiyanlarının çoğu, “Filistinlilerin” yok edilmesi çağrısında bulunarak ve açıkça dünyanın sonunu ve Mesih’in geri dönüşünü getirmeyi umut ederek kanlı bir çılgınlığa sürüklendiler. Tabii farklı yorumlar olacaktır. Diğer taraftan dünyanın bir çok yerinde Siyonist devlete karşı nefret oluşuyor. Bu din savaşı, Batı’da Sol’un bile ortadan ikiye bölünmesine neden oldu. Bu çatışmanın efsanevi doğası yeni değil. Modern Yahudi devletinin varlığı 40’lı yıllardan bu yana etnik kehanetlerin yorumlanmasıyla meşrulaştırılıyor. Ahir zaman çığırtkanları ve Anglo-Siyonistlerin coşkulu kalabalığı, Orta Doğu’daki savaşı iyi bir şey, yaşanması gereken olarak görüyor, çünkü bunun İsa’nın gelişini müjdelediğine inanıyorlar. Ancak bu yıl Doğu’da kan ve savaş çağrısı yapan kültürel yorumcuların sonunda maskelerinin düştüğünü gördük. Neo-conlar sadece kana susamış ve açgözlüydüler. Neo-con’lar, 21. Yüzyıl ulus devletlerinin sınırlarının ne olması gerektiğine dair delil olarak Eski Ahit ayetlerini Twitter’da yayınlamaya başladı. Gerçekler ise bunların laf kalabalığından ve çarpıtmalardan ibaret olduğunu gösterdi.

Olan biten, doğası gereği mitolojik ve mânevî, rasyonel değil; anlamadığınız sürece her şey çok çılgınca. Çatışmanın sona ermesi zor; çünkü mit ve efsanelerin kalıpları, (eğer gerekiyorsa tarih) hakkında bir şeyler biliyorsam, bu daha başlangıç ​​gibi görünüyor. Ama o kadar da kötü değil. Eski iblisler ve sapkın kadim tarikatlar ayağa kalktıkça eski kahramanlar da kıpırdanıyor. Her efsanede olduğu gibi karanlığa meydan okuyan direniş ortaya çıktı. İblis tarikatlarıyla savaşmak için bizim tarafımızdakiler de efsanevî dünya görüşlerine ve arketiplere dönüş yapmak zorundalar. Neo-con’lar toz içinde kaldı. Artık kimse onları izlemiyor. Bu eski sağ-sol ikilemi öldü. Yeni sağ da yeni sol kadar ezoteriktir. Yeni sağ, onlarca, hatta belki yüzyıllardır ilk kez düşmanı doğru bir şekilde tesbit etti. Düşman demokratlar, solcular, kültürel Marksizm yahut da diğer herhangi bir günah keçisi değildi; hayır, yeni sağın düşmanı Babil ve Lucifer’in kendisi olarak tanımlandı. Ve bu sadece estetik imajlar değil, bu çok gerçek. Estetiğin yalnızca dışa dair bir şey olduğunu, sadece arka planda, derinde olup bitenleri yansıttığını düşünmek aptallık olur. Covid korkutmasına ve ölüm kültüne meydan okunması, bize o eski güçlerin hâlâ çok gerçek ve çok canlı olduğunu gösteriyor. Eğer sadece estetik olsaydı, muhalif hareketler hiçbir zaman bu kadar etki meydana getiremezdi. Covid dayatmalarına asi olanlar ile Covid maskeleyicileri arasındaki savaşları izlediğinizde aslında kadim bir çatışmanın devamına şahit oluyorsunuz. Bu fikre gülebilirsiniz. Ancak çatışma modern şehir merkezlerine doğru kaymaya devam ederken gülemeyeceksiniz. O’nun, ateş ve kılıç getirdiğini görecek kadar…

“O gün bir kanlı şafak, gökten üflenen ateş;
Birden, dağın sırtında atlılar belirecek.
Atlılar put şehrine gediklerden girecek;
Bir şehir ki, orada insan ayak üstü leş.”

Hıristiyanlık bile bu dönüşümü yaşıyor. Önceki onyılların ılıklığı ölüyor. Kiliseler ya İblis tarikatlarına katılıyor ve isim dışında her şeye olan inancı bırakıyor yahut da geleneğe daha fazla sımsıkı sarılıyor.

Yeni sağın yozlaşmış veya yıkıcı hizipleri bir kenara atılıyor ve önemsizleşiyor. Yalnızca İlâhî olana uygun olanların üzerinde durabilecekleri gerçek ayakları olduğu ispatlanıyor. Kültürel çizgiler onlarca yıldır görülmemiş bir şekilde çiziliyor. Sağ kanat artık yarım yamalak önlemlere izin vermiyor. Babil’e karşı savaş ya hep ya hiçtir. Gelecek yıllarda hiçbiri ılık kalmayacak. İnsanlık taraf tutuyor ve hepimiz mezheplerimizi (yollarımızı) seçmeye zorlanıyoruz. Babil’e boyun eğmek yahut da ona karşı durmak. Üçüncü bir konumun olmadığı hızla ortaya çıkıyor. Gerçekten bilim ve akıl çağına doğru evrimleştiğimizi düşünen herkes yanılıyor. Bu hâlâ Balık burcunun, dine dair fanatizmin ve kehanetin gerçekleştiği çağdır ve aydınlanmaya dair tüm konuşmalarımız bir maskeden başka bir şey değildir.

Son birkaç nesil “akıl”, huzursuzdu, bu fırtına öncesi sessizlikten başka bir şey değildi. Gelecek yılların her tarafta dinî coşkunun doruğa çıkacağını sanıyorum. Yüzlerce, belki binlerce yıldır görülmeyen ölçekte toplu ritüel ve ölüm kültlerini, karanlıklar lordlarını göreceğiz. Zaten kültürümüze eski şeytanlar, eski iğrençlikler bulaşmış durumda. Estetik değişebilir ama Baal ve Moloch aynı kalır ve açgözlüdürler. Önümüzdeki yıllarda sanki bir baraj patlamış gibi olacak ve mitlerin, efsanelerin ve sembollerin demleme gücü üzerimize hücum edecek. Olabildiğince sağlam bir zeminde olsak iyi olur. Bundan yalnızca doğru-iyi-güzel ile, “O”nunla aynı safta yer almaya istekli olanlar hayatta kalacak. Tarihin döngüleri şiddetli ve insan kavrayışının ötesinde epiktir. İçinde bulunduğumuz büyük hikâyenin farkında olmak için elimizden geleni ve ona göre hareket etmek için elimizden geleni yapmalıyız. Allah hepimizi korusun.

Bir Cevap Yazın

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Adımlar Dergisi sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin