EHL-İ SÜNNET VE SAHABEYE BAKIŞ
Selim GÜRSELGİL
Sünnet ve Cemaat Ehli, en yetişkin din âlimlerinin ve üstün münevverlerin yolu olarak ortaya çıkmıştır. Ondan önce ortalığı kaplayan Şia, Hevaric ve Emevilik gayretleri ise, genellikle ayaktakımı tepkilerinden, kabilecilikten, menfaat ve şöhret budalalığından beslenmiştir.
Ehl-i Sünnetin alâmet-i farikası, Sahabenin tümünü seçkin bilmesidir. Hiçbirini kötülememesi, beddua ve lânet okumaması, hepsinin kendi meşreplerince Peygamber Sünnetine bir kenarından yapıştıklarını kabûl etmesidir. Zaten Allah’ın Sevgisili de bir çok kez, Sahabenin bu hususiyetine dikkat çekmişler, her günâha şefaat etseler bile Sahabeye buğzedene şefaat etmeyeceklerini buyurmuşlardır.
Diğer mezheplerin hiçbiri bu inceliği hazmedememiştir. Sahabeye buğzetmek, kin ve düşmanlık beslemek, sapık mezheplerin alâmet-i farikası olmuştur. Burada dikkat edilmesi gereken şudur: Sahabe kendi arasında çekişse bile, bu, belli bir hududu ve hukuku aşmayan çekişmedir. Bu insanlar geçmişte birlikte savaştılar, birlikte kan döktüler. Bu davaya sımsıkı yapıştılar. Sonradan aralarında çıkan nizalarda da bu geçmiş özellik tamamen kaybolmadı. Ancak taraflar ayrılınca herbirinin saflarına it-kopuk takımına varıncaya kadar sahabe vasfını ve örneğini taşımayan herkes katıldı. Cemel ve Sıffin’i kana bulayanlar da özellikle bunlar oldu.
Kavganın olduğu yerde it-kopuk takımı eksik olmaz. Hemen kendilerini göstermek isterler. Zaten savaş demek menfaat demektir, şöhret demektir. Yezid Hicaz üstüne sefer düzenlerken orduya katılacaklara büyük vaatlerde bulundu. Her türlü it-kopuk İbn-i Ukbe’nin arkasında toplandı. Bunlar Medine’ye girince 300 sahabîye ve 700 hafıza kıydılar. Evleri yağmaladılar, kadınlara tecavüz ettiler, işlemedik kötülük bırakmadılar. Buna sahabîler arasındaki niza gözüyle bakabilir miyiz? Hayır. Emevi ordusunda bir tek sahabî yoktu, ama it-kopuk takımı doluydu. Bazı rivayetlere göre, kendi azizlerinin putunu taşıyan Rumlar dahi vardı.
Hz. Ali’ye suikast düzenleyen bir Sahabî olabilir miydi? Haricilerin iti kopuğu bunu yapabildi. Hz. Hasan Şia’nın iti-kopuğundan o kadar bezdi ki, onlara lânet okuyarak Muaviye’ye biat etti. Muaviye de oğlunun yaptıklarını yapamazdı. Yapmadı da. Çünkü o da Sahabîydi.
İt-kopuk deyip hafife almayın. Bunlar kavganın olduğu yerde hemen belirir. Hiçbir had ve hukuk tanımazlar. kendilerini göstermek için her şeyi yaparlar. Sıffin Savaşı duracakken onlar alevlendirdiler. Kerbelâ, başka türlü de sonuçlanabilecekken onlar kana buladılar. Sahabe birbirine bunları yapamazdı. Yapmadı da.
İşte Ehl-i Sünnet alimleri, o üstün münevverler bu inceliği farkettiler. Sahabeyi tenzih ettiler ve başlarının üstünde tuttular. İt-kopuğa ise prim vermediler. Sünnet ve Cemaat Ehli yolu en güzel yoldur. Ayaktakımının kirleriyle kirlenmemiştir










