FUTBOL VE CANSİPERÂNE ROMANI HAKKINDA
Selim GÜRSELGİL
Son halife Abdülmecid Efendi’nin oğlu Ömer Faruk Efendi, 1920-23 yılları arasında Fener Bahçe kulübüne başkanlık yaptı. (Ondan önce de yine Osmanlı hanedanından Osman Hulusi Efendi, 1911-13 yıllarında aynı kulübün başkanlığını yaptı.) Ömer Faruk Efendi döneminde FB kulübü, Anadolu’ya silâh ve adam kaçıran, adeta yasadışı örgüt gibi çalıştı. Sonradan Ömer Faruk Efendi, tıpkı babası Halife Abdülmecid Efendi gibi vatan haini denerek ülkeden kovuldu. Şimdi sözkonusu kulübün tarihini cilâlarken, bu tarihi ona yaşatanın bir Osmanlı hanedanı üyesi olduğu gerçeğini sansürlüyorlar. Ve bizim onların sansürlü, uydurma tarihlerini olduğu gibi kabul etmemizi bekliyorlar. Tabiî ki edemezdik.
İkinci nokta: 1 Şubat 1991’de Kumandan’a Panik Operasyonu yapıldığında, onunla birlikte 17 kişi gözaltına alındı. Aralarında Kumandan’ın avukatı Harun Yüksel’den Mevlüt Koç’a, Adımlar Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Ali Osman Zor’dan İbda Kitabevi yetkililerine kadar bazı tanınmış isimlerin yanında bir futbolcu da vardı. O zamanlar kimsenin dikkatini çekmeyen bu husus, 1999’da Metris Hapishanesine girdiğimde Kumandan’ın anlattıklarıyla ayrı bir önem kazandı. Bana futbol hakkında bir çok şey söyledi. Gençliğinde her Türk çocuğu gibi o da mahalle arasında oynamış. Hapishanenin avlusunda bizimle de oynadı. Bana sürekli “bana karşı takım çıkar” diyordu. Başlarda hep ona karşı olmak, hiç aynı takımda olmamak ağrıma gidiyordu. Zamanla alıştım ve bunun böyle olması gerektiğini düşünmeye başladım.
Bu arada şunu vurgulamama izin verin: Futbol bizim davamızda esasi bir yer işgâl etmez. Bir ayrıntıdır. Hiç kimse futbolu sevmek zorunda da değildir. Dahası bu işin fert ve toplum ahlâkını ifsad eden, insanları fikir ve davadan uzaklaştıran sahte bir zevk yönü vardır. Elini veren kolunu alamaz. Dolayısiyle bizim gibi siyasî davalarda futbol gündem teşkil etmez. Hiçbir zaman iki İslâmcı yanyana geldi mi futbol konuşmaz. İslâmcılar futbolu bayağı ve maleyanî gördükleri için bakmazlar. (Muhafazakârlar ise tam tersi, kendilerinin ne kadar çağdaş, lâikliğe yakın olduğunu göstermek üzere futbola aşırı önem veririler. Mevcut partinin hemen tüm üyeleri, hatta yüksek bürokrasinin yarıdan fazlası bir kulübe üyedir, aidat öder, maçına gider.)
Ben bu işi çok düşündüm. Futbolu, işte bütün bu “zıt kutuplar arası muvazene-zıtların birliği” ilkesi içinde ele almaya, 1999’dan 24 yıl sonra ulaşabildim. Ömer Faruk Efendi’den, Sultan Abdülhamid’ten Panik Operasyonu’na.. Ve bunu da özellikle Kemalist eğitim sisteminin eleştirisi üstüne bina ettim. Bu bakımdan bir devrin gençlik muhasebesi diyebilirsiniz.
Bugün için ne ifade ederse etsin, inanıyorum ki, zamanla yerini bulacaktır.










