HÜMANİZMA BİR HEYULÂ
Burhan Halit KOŞAN
Dinlemeyi bilmeyen bir fert veya devlet, dinlenmeye ve hürmet gösterilmeye lâyık mıdır?
………………………
Noktalı yerleri, ister müspet ister menfi cevabınızla doldurabilirsiniz!
Malûmunuz olduğu üzere müesses nizâm, organize ettiği işkence, yargısız infaz, itibar suikastı, gasp, darp, dil ve kültür soykırımı gibi canice cürümler ile hakikatin üstünü örtüyor ve anormalliği doğallaştırıyor. Canice cürümler, toplumun ruh dengesini öyle bozar ki, onu hasta eder. Bir kısım cürümler vardır ki, pek çok insanın ayarının kaçmasına, sinirlerinin gerilmesine, aşırı derecede öfkelenmesine yol açar. Toplum yaralarının iyileşebilmesi, şifa bulabilmesi ve kaybettiği ruhî muvazenesine kavuşabilmesi için, mücrimlerin canı yanmalı, suçlarının karşılığı olarak maşeri vicdanı tatmin edecek cezalar verilmelidir.
İçinde yaşadığımız bu karanlık çağda günâh işlemek moda ve illegâl olan ahlâksızlık cüzzam gibi bulaşıcı. Bilanço sütunlarının zarar hanelerine rağmen ister kültür enleminde olsun, ister millet boylamında olsun bugüne değin tam mânâsıyla tartışılmayan bir meseleyi gündeme getirmek istiyorum: Normallik nedir?
İçinde yaşadığımız bu çağı tenkit ve tekzip etsek de, tebrik ve takdir etsek de tuhaflıklar taşıdığı ve anormallikler barındırdığı hususunda müştereğiz kanaatindeyim. İnsan, denizin gerçek balığı kendisi olduğu halde, zaafları ve tahribatına rağmen beşerî işlerde saptadığı yanlışları tanımlamaya ve güzelleştirmeye çalışır. Yanlış, hatalı ve defolu görüşlerini ideâl olarak anlatan insana, görüş, kanaat ve ideâllerinin yanlış olduğu ve hatalarının kaynağının araçlarda değil amacında yattığını hatırlatsak da ya sessizliğe büründüğünü ya da sırtını çevirdiğini gözlemleyebiliriz. Belki zalimliğimiz, belki açgözlülüğümüz, belki şımarıklığımız sebep olsa da birbirimize olan inancımızı kaybettik. Hepimiz hakikaten, gerçekten Allah’ın merhametini mi bekliyoruz?
Yeryüzündeki insanların çoğu lisânı ya yok sayar ya da kıymete haiz olmadığını zanneder. Hâlbuki Allah’a itaat etmek ile rejime itaat etmek arasındaki farkı anlayabilmemiz için dil hâkimiyetimizin olması, olmazsa olmazdır. Bugün, kutsiyet mecralı bir ahalimiz yok artık…
Ve kutsiyet mecralı bir toplumun olmamasının sebebinin de Allah’ın ayetlerinden bir ayet olan Türkçe lisânımın da benim gibi parya düşmesinden kaynaklandığını düşünüyorum.
Atalarımızın aldığı kararlar ve uygulamalar doğru veya sehven olsa da kutsiyet mecralı olduğundan dolayı kararlarının kaynağı ilâhî ve beşerî hikmetlere dayanıyordu. Bizler, bu çirkin çağın yakışıklı ve güzel çocukları olsak da eşya ve hadiseleri grinin tonlarına göre değerlendiriyoruz. Bugün, “Mutlak” olana, hakikat olana, gerçek olana, gerçek gerçeğe ait olanları dillendiren kim olursa olsun, kesinlikle ve kesinlikle aşırıcı olarak damgalanıyor ve suçlanıyor. Dillere pelesenk olan ve bir terane olarak söylenen “ilerleme” denen şeyin aslında teoride olabileceği, pratikte asla ve kata olamayacağını söylesek dahi ilerleme denen vehimle harekete eden insanların bu hurafeye olan huşuları sürüp gidiyor.
Ey nefsim, soru işareti olması gereken yere nokta işareti koyma! Bu bulanık çağda selim akıl sahibi her bir insan bilir ki, söylenenlerin çoğu palavra, yapılanların da tamamına yakını küfre batık ve fludür. Cüzzamlılar kostüm değiştirmekle şifa bulamayacağı gibi eşyanın elbise değiştirmesi de “ilerleme” değildir. Hani demem o ki, asık suratlıları seven şeytanın tekerlemesi olan “ilerleme” teranesi gibi “hümanizma” ve “rasyonalizm” kavramlarının da safsatadan ibaret olduğunu söyleyebilirim.
“Hümanizma” ve “rasyonalizm” kavramları, Roma İmparatorluğu’nun çığır açıcı buluşların ve kahramanlık dönemlerinin mahsulü değil, komploların kurulduğu, suikastların yaşandığı ve iç savaşın hüküm sürdüğü çürüme, parçalanma ve yıkılma döneminin harabeleridir.
Bir nevi sazanlara atılan olta hükmündeki bu kavramların orijini böyle iken, içeriklerinin de bomboş olduğunu söyleyebilirim. Kurbağanın rasyonalizmi, içinde yaşadığı su kadardır.
Mukaddes ihtiyarın, “Toplumdan topluma nakledilen fikirlerden fazla istifade edilemez” (*) tespiti malûm. Bünye içindeki dil hainleri, yani Batı dünyasını tebcil eden ultra laikler ile maneviyattan bîhaber yobazlar, ezik oldukları için bu bomboş lakırdıları kullanırlar. Ahalimizi, bu boş lakırdılarıyla aldatanların en başında da politikacı haydutlar gelmektedir. Din bezirgânı yobazlar, beşinci kol faaliyeti yapan çürük aydınlar, hariciyenin hainleri, İzmir merkezli dinî veya lâdinî yapılar ve benzeri çeteler de at başı bir hizada politikacıları takip ederler.
Politika ağababaları, tedavisi olmayan tümördür ve kesilip atılması gereken bir ekalliyettir. Yeryüzünde sadece tek bir suç işleyen suçlu yoktur. Hani demem o ki, politika ağababaları, canice cürümlerin azmettiricileri ve tetikçileridir. Ahalimizin aklını “rasyonalizm” adı altında kirleten ve aziz milletimizin ruhunu “hümanizma” heyulası (karabasan) ile karartan bu alçakların olması
gereken tek yer darağaçlarıdır. Mendeburlar için ağıt yakmaya ve yas tutmaya gerek yok.
(*) Salih MİRZABEYOĞLU: Kültür Davamız – Sayfa: 38










