DETANT
Burhan Halit KOŞAN
Daha çok yasa, daha çok kanun, daha çok genelge ve daha çok tüzüğü isteyen kim?
Bilelim veya bilmeyelim, yerel veya küresel müesses nizâmın biçtiği, kestiği, diktiği ve hoyratça giyilmesini dayattığı deli gömleği, doğal kalabilmeyi başaran insanların ruhuna azap ve vicdanlarında dikiş tutmayan yaralar açar. Bu durum, müesses nizâmın himayesi altında olan ve bütün ihtiyaçları karşılanan menfaat müptelası zümrenin “baba-devlet” ve “anne-toplum”a bağımlı olmasına engel olmaz. İngiltere himayesindeki rejimin tescilli Türk düşmanlığı gibi, menfaat düşkünü olan bu insanlar da çok fazla sıkmayan deli gömleğini giymeyi reddeden insanlara karşı nefret beslemekte sınır tanımaz ve ortadan kaldırmaktan çekinmezler. Kendilerini saf dışı edebilecek bir fikir fidesine bile tahammülü olmayan bu çirkef anlayışın azgınları, gökyüzünden düşüşü, aydınlıktan karanlığa geçişi ve adaletten zulmete kaçışı teşvik ederler.
Bizi koruduğunu iddia edenlerin hain emellerini ve sinsi planlarını keşfe çıktığımız takdirde, mazi ile olan bağlantımızı sağlayan Türkçe lisanımızı yozlaştırdıklarını, azametli tarihimizi bulanıklaştırdıklarını ve hem matematiğin, hem metafizik matematiğin defnedilmesi için çalıştıklarını görebiliriz. Bu hazin, bu matem tutulacak durumumuzu görmemek için ya kör ya sağır ya ahmak olmak gerekir… Bir ile yüz rakamı arasında kaç tane dokuz var?
Atamız Oğuz Kağan ve beyimiz Selçuk Han dönemindeki ulu dedelerimiz, başlarına gelen her şeyi sorgulamaz bir kabulle karşılamaları, ilâhî bir tevekkülle kabullenmeleri çok doğal bir hâldi. Takdiri ilâhî karşısındaki teslimiyet çok güzel bir tavır iken, İngiliz himayesindeki Cumhuriyet mezbeleliğinden beslenen çomarlar için gülünç, eğlencelik ve dalga geçme konusu değil mi? E, peki bu çomarlara sormak gerekir ki, içinde yaşadığınız bu çağdaş dönemin yanlışlarına ve paradokslarına itirazınız var mı? Bu modern çağın yanlışlarına ve hatalarına karşı müdahale etme cesaretiniz var mı?
Kıymetli kardeşim, yasaları insan icat eder, kanun, genelge ve tüzükleri insanlar oluşturur. Ahdi ilâhîye rıza göstermeden, ahdi tabiîye teslimiyet olmaz. Mukaddes değerlerimizin ve ananevî örfümüzün ahlâk kaideleri dengeli ve kalıcı olduğu gibi aynı zamanda insana manevra alanı ve şahsa münhasır özerlik alanları bile sağlamaktadır. Bu hususta, hadis, tefsir, içtihat, yorum, analiz ve tahlil yapma hürriyeti hem hudutsuz, hem delildir.
Totaliter Cumhuriyet mezbeleliğinin dayattığı putperest Paradigma ise katı olduğu gibi irfan ve hikmetten çok uzaktır. Zihin dünyasını despot düzenin inşa ettiği günümüz insanının, istikbale ait önermelerinden vazgeçtim, hür düşüncesini açıklayacak özgüveni bile yoktur.
Aklımızın ve zekâmızın ihata edemediği kutsal emirlere karşı çıkanlar, çoğunluk fikri, yani kamuoyu denen bataklığa saplanıp debelenmiyor mu? Dinin emirlerine dogma olduğu için karşı çıkanlar, tefsir, içtihat, yorum, analiz ve tahlil yapma hakkı bile tanımayan kanunlar ve kamuoyu baskısı karşısında teslim bayrağı çekmiyor mu? İnsanlar, alenî olarak yapılan işkence ve zulümlere destek çıkmasalar bile, ona engel olmaktan alıkonulduğunu görmek için Orta Çağ dönemine gitmeye bile gerek yok. Şimdiki bugüne ve çok yakın bir tarihe göz attığımızda dahi işkence, zulüm ve yargısız infazların yaşandığını görebiliriz.
Hâlbuki insanı, insan olduğu için kınamanın, yermenin, tahkir etmenin, işkence etmenin ve infaz etmenin âlemi yok. Totaliter rejimin putperestlerine göre kırbaç cezası komik, gülünç, çağdışı bir ceza uygulama olarak anlatılsa da kırbaç cezasına çarptırılan insanın yaraları kabuk tutar ve iyileşir. Oysa karakolda taciz edilen, hapishanelerinde tecavüze uğrayan ve müesses nizâmın müfredatına göre farklı düşündüğü için erkekliği veya hanımefendiliği ile oynanan insanlar tedavi görseler bile iyileşemezler. Hükümetlerin elindeki teknolojinin her türlüsü büyürken, adalet arayanların seslerini duyurması ve hakkını talep eden yoksulların meydanlarda gözükmesi imkânsızlaşmaktadır.
Aklı ve zekâsı olanın, kalbi ve vicdanı olanın, bu çağın şartlarına ayak uydurması mümkün değildir. Hani demem o ki, detant (korku karşılığı barış) içinde yaşama arzusuyla nefes alan yurttaşlarına bile tahammülü olmayan totaliter rejim karşısında yürütülen akıl savaşı, kelime cambazlığı ve kelâm ustalığının da sökmediğinin farkındayım.
Bu karanlık çağın senaryosunu biz yazmadık. Bu çirkef, bu despot, bu totaliter rejimin de müellifi değil, kurbanlarıyız! Bütün bilanço haneleri aleyhimize olsa da ne bu devran ne bu rejim böyle gitmez! Atamız Oğuz Kağan, beyimiz Selçuk Han ve Kumandanımız Salih MİRZABEYOĞLU’na biat ettiğimize göre, ne bilim tanrısının eline su dökeceğiz ne beklenti ağacına yaslanacağız. Yağmura hükmedecek, rüzgâra yön vereceğiz; insanlığın beklediği ortak bir sabahın şafağında Mavi Bayrak ile sökün edeceğiz.










