SAVAŞIN EKONOMİ CEPHESİNE DAİR
The Wall Street Journal’ın haberi:
“ABD nasıl kazara Çin tarafından yönetilen Kaçınma Ekseni oluşturdu.”
“Batı yaptırımları ve ithalat kontrolü ABD’nin düşmanlarını zayıflatması anlamına geliyordu lakin bunun yerine gölge ekonomi oluşturdu.”

Habere göre ABD’nin yaptırımları ABD’nin ekonomisine karşı yükselen bir ticaret bloku oluşmasını tetikledi ve bu yapı giderek büyüyor güçleniyor. Haberde sadece Rusya, Çin, İran, Kuzey Kore ve Venezuela arasındaki birleşen ekonomiye batıdan etkilenmeyen ticaret sistemine değiniliyor lâkin bu sadece bu ülkelerle alâkalı değil. Bu ekonomiye Lâtin Amerika, Ortadoğu, Afrika ve Asya’dan büyük miktarda ülke de katıldı.
Ukrayna Savaşı başladığında Batı’nın Rusya’yı tüm ekonomik ve finansal yapılardan atıp krize sürükleme çabası Rusya’nın hazırlıkları ve yükselen doğu sayesinde önlendi.
ABD’nin nasıl bir çırpıda sürekli lafını ettiği uluslararası hukuku ve antlaşmaları çiğnediği görülünce de devletler var güçleriyle bu tehlikeye karşı altın, yerel para ve emtia odaklı yeni ticaret ve finans düzenine yöneldi.
Dünyanın en büyük enerji, gıda, maden ve teknoloji üretim merkezlerine bu ölçüde saldırmak geri tepti ve ABD yaşayacağı ilk büyük askeri yenilgi sonrası elinde silâhla tuttuğu para basmayla zorbalıkla idare ettiği finansal sisteminin çöküşüne kendisini sürükleyecektir.
*
Son bir hadise: Hindistan Merkez Bankası Londra’da tuttuğu 100 ton altını geri çekti ve merkez bankasına getirdi.
Küresel güney Batı’daki kaynaklarını çekmeye devam ediyor ve tıpkı doğu gibi ABD tahvillerinden de kurtulmayı sürdürüyorlar.
Savaş yakın değil savaş zaten başladı ve savaşlar her an yok olabilecek kağıt üstündeki servetle değil her zaman kullanılıp saklanılabilecek kaynaklarla kazanılır.
AKP iktidarı, İngiliz Mehmet ile ekonomiyi tamamen Batı işbirlikçiliği çizgisinde kağıt üstü sanal ve finans hesaplarıyla düze çıkarma yanlışına teslim oldu.
Oysa yapılması gereken ekonomiyi reel temellerine oturtacak, yani yerli ve millîliği lafta bırakmayacak devrim çapında adımların atılması ve Batı ile yüzleşme cesaretini her alanda ve ekonomi alanında da gösterebilmekti. Türkiye er ya da geç bu yüzleşmeyi gerçekleştirecek, kaybedilen zaman, ödenecek bedelleri artırmaktan başka bir şey yaramayacak.










