KERBELÂ’YI DOĞRU ANLAMAK
Selim Gürselgil
Kerbelâ Şehitlerini bir kez daha rahmetle anarken, bu hususta, Büyük Doğu-İbda bağlılarının, Şia’nın ve Emevicilerin sapık yollarına tevessül etmemeleri, Ehl-i Sünnet’in dosdoğru yolunu benimsemesi hususunda üzerimize düşeni de yapalım.
Öncelikle Şia’nın iddiaları Hz. Ali’nin hakikatiyle bağdaşmaz. Hz. Ali, kendinden önceki üç halifeyi tanımış ve onlara hizmet etmiştir. Kerbelâ Faciasında şehid olan çocuklarının adı dahi Ebu Bekir ve Osman’dır (Ömer adını taşıyan iki çocuğu olduğu, ancak bu hadise içinde yer almadıkları da kaynaklarda geçer. Dolayısiyle Hz. Ali’nin kendinden önceki halifelere buğzuna kail olan tüm görüşler bâtıldır.
Hz. Osman’ın şehadetinden sonra Hz. Ali kendi hilâfetine isyan edenlerin tümüne karşı da haklıydı. Buna Hz. Aişe dahildir, Talha ve Zübeyr gibi cennetle müjdelenmiş sahabe dahildir, Şam Valisi Muaviye ve yardımcısı Amr bin Ül-As dahildir. Hz. Ali daima haklı ve üstün taraftadır.
Oğulları Hasan ve Hüseyin de öyledir. Hz. Hasan, Şam Valisinin hilâfetine isyan ederken de bu isyandan vazgeçip ona biyat ederken de haklıdır. Peşinde dolaşan ilkel Şia’nın hezeyanlarından bezdiği için bir antlaşma ile hilâfet iddiasından feragat etmiştir.
Muaviye’den sonra oğlu Yezid’in hilâfetine isyan eden Mekke ve Medine ehli haklıdır. Çünkü Hz. Hasan ile yapılan antlaşmanın hilâfına, hilâfet babadan oğula geçmiştir. Hâlbuki Hz. Hüseyin’e devredilmesi gerekirdi. Hz. Hüseyin hakkını aramak üzere yola çıktığında o ve çocukları Kerbelâ’da feci şekilde katledilmiştir. Hz. Hüseyin’in kafası kesilmiş ve Şam’a götürülmüştür. Kesik kafasıyla top oynandığı dahi iddia edilmiştir ki, yakın zamana kadar Anadolu’da hocalar çocuklara, “futbol oynamayın, futbol oyunu Hz. Hüseyin Efendimiz’in kesik başının tekmelenmesinden yadigârdır” diye nasihat ederlerdi.
Kezâ Yezid’in orduları Mekke ve Medine’yi basmış, onlarca sahabeyi katletmiş, onlarca kadına tecavüz etmiş ve Kâbe’yi yıkmaya varıncaya dek İslâm’ın mukaddesatını tahrip etmişlerdir. Dolayısiyle Ehl-i Sünnet büyükleri onları kınamış, Emevilere karşı isyanı meşru saymış ve desteklemişlerdir.
Ehl-i Sünnet/Fırka-i Naciye, Ehl-i Beyt’in nurlu yoluna sımsıkı yapışmış ve bu sûrette fitnelerin ve dalâletlerin batağına düşmekten korunmuş, Emevicilerin ve Şia’nın azgınlıklarına uğramamış ve nihayet sahabenin tümünü içine alan gerçek İslâm doktrinini oluşturarak devletleşmiş ve yüzyıllar boyunca fetihten fetihe, zaferden zafere bu hak yol itikadıyla ulaşmıştır.
İslâm’ın siyasî zaferleri olduğu gibi manevî zaferleri de bu kutlu yoldan gelmiş, İslâm tasavvufunun en büyük sultanları, onların serdettiği eşsiz hikmetler ve nihayet Büyük Doğu-İbda tefekkür yolu ve İslâm inkılâbı dayanağı hep Ehl-i Sünnet itikadının semereleri olmuştur.
Kurtuluş Ehl-i Sünnettedir.










