İMÂNSIZ İSLÂMCILIK REJİMİ TABLOSU

Ahmet ÖLÇÜLÜ

Üstad Necip Fazıl, Cumhuriyet ilân edildikten sonra, Ankara’dan İstanbul’a gelen yeni rejimin temsilcisinin, Ankara’dan geldiği gibi Şişli’nin kozmopolit sosyetesine daldığını belirterek, “güya yeni rejim; eski kokuşmuş düzenin devam ettirileceğini buradan anlayabiliriz!” diye hükmü basar.

Öyle ya, yeni bir rejim, eskinin yoz, çürümüş, kokuşmuş taraflarını tasfiye etmeli değil mi? Kadrolar da ona göre olmalı… Eskinin yoz, çürümüş, kokuşmuşluğuna devam edilecekse… Tabela ve yönetim biçimi değişikliği, esas ve özün değişeceği mânâsına gelmez ki… Saltanat gitsin cumhuriyet gelsin, cumhurbaşkanlığı gitsin başkanlık gelsin… “Hırdavatçı dükkânına eczane yazmakla, eczane olmaz” der Kumandan Mirzabeyoğlu… İsterse artık bu hırdavatçıyı badem bıyıklılar devralsın ve ağızlarından Kur’ân, din, imân eksik olmasın…

Ve Üstad, hasretini şu beytinde dile döker:

“Ne put adam, ne ham yobaz, ne bozkurt;
Yeni nizâm, yeni insan, yeni yurt.”

Nerede?

Daha birkaç gün önce, Bodrum’daki Mandarin Oriental Otel’in içerisinde bulunan, deniz mahsulleriyle ünlü Ferdi Baba Restoran’da yedikleri -içinde 3000 Euroluk şarabın da dahil olduğu- iki kişilik yemeğe 168 bin lira ödeyen Cumhurbaşkanlığı İdari İşler Başkanı Metin Kıratlı ve AK Parti Ankara İl Başkan Yardımcısı Serkan Korkutata, millet açlıktan kıvranırken bir yemeğe ödedikleri bu fatura ile haber olunca, konuyla ilgili habere hızlıca yayın yasağı getirilmişti.

Sonra bir baktık, Metin Kıratlı Anayasa Mahkemesi’ne üye olarak atanmış…

Diktatör, kendi işlediği cinayetlerin dehşetinin tesiri ile yapılan meşhur tablonun karşısına geçmiş ve ressamına:

– “Ne dehşet bir eser yapmışsınız” demiş…

Ressam:

– “Ben yapmadım, bu tablo sizin eseriniz!” diye cevaplamış…

Son bir nükte daha…

15 Temmuz vesilesiyle atılan nutuklar, sahte kurtuluşçuluğun yeniden tezgâhlandığını ortaya koymaya yetmekte. Kurtuluşunun nasıl ve niçinini fikir plânında izâh edemeyen, fikir yerine hamaseti ikâme ederek, eskiyi, başkasını kötüleyerek kendisini meşrulaştırmaya çalışan bir söylem. Bu, Yani kendisi bir şey teklif etmeden, başkasını kötüleyerek meşruiyet sağlamaya çalışmak, fikirsiz ve iş bilmezlerin uyanık taktiğidir. Bu uyanıklığı gerçek aklın yerine koymaya çalışmak, insanoğluna yapılacak en büyük zulümlerden biridir ki en çok buğzedilmesi gereken idrakleri iğdiş etme neticesini doğurur.

Başkasının kötü olması, senin doğru olduğunu göstermeyeceği gibi, ortaklardan birinin, kötülük yaptı diye diğerini tasfiye etmesi, tasfiye edeni de doğru yapmaya yetmez. Biz gerçek fikir bağlıları, izâhı yapılmamış şeylerin peşinde sümüklü çocuklar gibi kurtuluş alaylarına iştirak edecek, hamaset söylemlerine kapılacak değiliz. Önce izâh ki samimiyet de bunda görünür ancak.

Millet açısından hüküm, yaşamaya değer hayatı gerçekleştirme yolunda, milletin, “bir gecede onlarca yıllık sıçrama yapmış olması”dır ve bu hükümle beraber, bu sıçramayı nefslerine maletmek isteyenlerin sefaletini gösteren hüküm de bellidir:

– “Yoğurttan darbeye mukavvadan hançer.”

15 Temmuz hakkında böyle hükmetmişti Mirzabeyoğlu…

Biz de meseleyi, “Kumandan böyle dedi!” diye orada bırakmayalım ve soralım:

Tamam, her şey oldu bitti, ne teklif ediyorsun?

BU suale verecekleri sistem çapında bir cevaplarının olmadığı artık bedahet. Zaten pratikleri de ortada:

İçinde 3000 Euroluk şarabın da olduğu iki kişilik bir yemeğe 168 bin lira hesap ödeyenlerden Metin Kıratlıların Anayasa Mahkemesi’ne üye yapıldığı bir rejim…

Yoldan geçen insanların çatışmanın arasında kalarak, köpeklerin parçalamasıyla, kuduz bulaşması neticesi kudurarak, açlık ve sefaletten intihar ederek, cinnet getiren babaların eş ve çocuklarını öldürdükten sonra intihar ederek, çocuğuna yiyecek bulamayan, kışın ısıtamayan bir annenin, saç kurutma makinasını açarak çocuğunu ısıtmaya çalışırken, yan odaya geçip intihar ederek öldüğü bir rejim…

Minnacık bebelere tecavüz edildiği bir rejim…

Açlıktan kıvranan insanların çöplerden artık topladığı bir rejim…

Hastalığın, sefaletin kol gezdiği bir rejim…

Üstad’ın, bir hayvan olan, hayvanlar arasında da canavar olarak nitelenen kurda bile yakıştıramadığı, “Bu taksimiz kurt yapmaz, kuzulara şah olsa!” diye damgaladıklarına taş çıkarırcasına, hayvanların en vahşisinden beter olanların yönettiği bir rejim…

Eski kurtarıcılardan kurtulduk, sıra, başımıza tebelleş olan yenilerinde…

15 Temmuz, demokrasi devrimiymiş…

“Ve bir devrimevvelâ devrimi devirecek.”

Bir Cevap Yazın

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Adımlar Dergisi sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin