İSLAM COĞRAFYASINA LİDER OLMANIN YOLU, DÜŞMANA CEPHEDEN TOSLAMAKTAN GEÇER

Ali Osman ZOR ile Röportaj

Adımlar Fikir-Kültür-Siyaset Platformu Genel Başkanı Sayın Ali Osman Zor ile, Hamas’ın Lideri İsmail Haniyye’nin İran-Tahran’da şehid edilmesi vesilesiyle (31 Temmuz 2024) gerçekleştirdiğimiz röportajın yazılı metnini kıymetli alâkalarınıza sunuyoruz.

AdımlarTV

AdımlarTV: 31 Temmuz tarihindeyiz. Bugün, Hamas lideri İsmail Haniyye Tahran’da düzenlenen bir suikast sonucu şehit edildi. Bu vesileyle daha önceden planladığımız röportajı öne almış olduk. Neler söylemek istersiniz?

Ali Osman ZOR: Allah rahmet eylesin! Daha önce torunlarını ve çocuklarını yitirdi. Filistin davası için, diğer Şehit Liderler gibi o da tüm ömrünü verdi. Yaşadığı gibi öldü! Burada İsrail açısından söylenecek husus, aslında bilinen şeyleri de tekrar etmek gibi olacak da; mevcut “uluslararası hukuk”, “uluslararası sistem” denilen palavraya uymadığını, kendisini hiçbir kanunla hiçbir ahlâkî ilkeyle bağlı hissetmediğini gösterdi. Bu aslında, gelinen şu süreçte İsrail’in daha önceki meydan okumalarına benzer başka bir meydan okuma. Çünkü bu yasadışılık, hiçbir kanunla hiçbir kuralla kendini bağlı hissetmeme tavrını onun bağlı hissetmediği kurallara uyarak onu durdurmak, mümkün değil! İsrail bunu bildiğinden dolayı, herkes “uluslararası kurallar” etrafında konuşurken, “uluslararası sistem” palavrası etrafında atıp tutarken, bu durum onun işine geliyor. O da yasa dışı bir şekilde istediğini yapıyor bölgede. İşin bir tarafı bu. Diğer tarafı ise, İsrail Tahran’da niye İsmail Haniye’yi şehit etti? Bu bazı yorumcuların da ifade ettiği gibi -ki ben de o kanaatteyim- Tahran yönetimini daha çok işin içine çekmek, işte Hizbullah’tır, Irak’taki örgütlerdir, Suriye’dir, Yemen’dir, o şekilde uğraşmaktan ziyade, doğrudan doğruya İran’ı işin içine çekip, İran’la uğraşmak. Ama burada da şu sorulabilir: Bir İsrail İran savaşı olabilir mi? Çünkü sınırdaş ülkeler değil bunlar. Aslında olamaz! O düşünülen manada bir İsrail İran savaşı olamaz. Dolayısıyla böyle bir savaş olamayacağına göre, İsrail’in derdi ne? İsrail’in derdi aslında burada çok açık ki Amerika’yı ve müttefiklerini işin içine çekerek, İran’a saldırtmak. Yoksa İsrail’in kendisinin İran’a saldırabilecek ne gücü var ne de sınırı var!

AdımlarTV: Bu noktada geçen hafta Netenyahu’nun Amerika ziyaretine de atıf yapmak lazım sanırım: Amerikan Kongresi’nde Filistin başta olmak üzere İslâm coğrafyasına karşı destek istemesi ve her cümlesinde ayakta alkışlanması.

Ali Osman ZOR: Tabi. Orada Netenyahu’nun öz itibariyle söylediği de buydu zaten. NATO benzeri bir ittifakın, İsrail’in varlığını tanıyan ülkelerden müteşekkil bir ittifakın İran’a karşı kurulmasını söylüyordu. O da zaten bizim bu söylediğimizi “İsrail İran arasında doğrudan bir savaşın mümkün olmadığı” fikrimizi destekleyen bir husus. Yani Kongre’nin durumunu soruyorsanız, orada malumun ilanıydı. Orada, hem de şimdi seçim satım haline girmiş bir Amerika’da Yahudi lobisini, Yahudi medyasını göz önüne alırsak eğer, Yahudi karşıtlığı veya İsrail karşıtlığı içerisinde bir seçime gitmek de çok mümkün değil Amerika’da. Onu da o çerçevede değerlendirmek lazım. Yani Amerika’nın kendi iç problemlerini de hesap ettiğimizde Netanyahu’nun neden bu şekilde davrandığı da aslında kendiliğinden çıkar meydana. O, bir an önce Amerika’nın içinde bulunduğu kaotik ortam içerisinden istifade edip, işin içerisine Amerika’yı dahil etmek istiyor. Yoksa İran’a karşı yaptığı bu tür hamlelerin fazla bir izahı yok. İran açısından düşündüğünde, İran İsrail’e bölgedeki Hizbullah başta olmak üzere Yemen’deki, Irak’taki, Suriye’deki müttefikleriyle öyle veya böyle bir karşılık verebiliyor. Zorluyor, daha doğrusu İsrail’i yoruyor. Şimdi yorgun bir İsrail, bir de üzerine 7 Ekim’den bu yana Gazze’yi de eklediğimizde, dinamik bir İran ve müttefikleriyle savaşması çok öngörülebilir bir şey değil. Mümkün de değil. Orada İsrail’in güttüğü hedef nedir? Amerika’yı bu işin içine katmak. Yani “İran’dan bir saldırı gelsin veya doğrudan İran kaynaklı bir saldırı olsun o şekilde de Amerika işin içine girsin”. Zaten Haniye’nin şehadetinden sonra Amerika’dan da öyle bir açıklama geldi zannedersem: “Eğer İsrail’e bir saldırı olursa İsrail’i koruyacağız” diye.

AdımlarTV: 7 Ekim saldırısının neticesinin bu aşamaya geleceğini Hamas, sizce öngörmüş müdür? İsrail’in bu şekilde karşılık verebileceğini? İran’a uzanabileceğini…

Ali Osman ZOR: Tabii, öngördü bence! Buna rağmen niçin yaptı? Şimdi o “İbrahim anlaşmaları”nı düşünürsek. Yani “bölgede İsrail’i kabul etme” ve “İsrail’le normalleşme” sürecinin başlamasını düşünürsek eğer, bunun neticesi ne olacaktı? Bunun neticesi Filistin davasının satılması olacaktı! Yani Suudi Arabistan başta olmak üzere ki Türkiye de bu işin içinde. Suudi Arabistan ve diğer Arap ülkeleri ve Türkiye, İsrail’le normalleştiği zaman Filistin davası satılmış olacaktı. O anlaşmalar imzalandığında. Bundan sonra da “Filistin mücadelesi”nden, “Filistin davası”ndan bahsetmek mümkün olmayacaktı! Bunu gören Hamas aklı, bence neticelerin bu şekilde dehşetli olabileceğini de düşünerek, hesap ederek -tabiri caizse- iki ölümden birini tercih etti: “Öyle mi yok olalım, böyle mi yok olalım”?!. Bunun karşılığı olarak da 7ekim Hamlesi gerçekleşti. Ama ondan önce 7ekim Hamlesini, Rusya’nın kendisini savunmak için Ukrayna’da ortaya koyduğu taarruzla beraber düşünmezsek, eksik kalır. Yani onu tetikleyen de, Rusya’nın NATO’ya karşı Ukrayna’da ortaya koyduğu askeri hamleydi! Daha önce hatırlarsanız, “böyle bir saldırının Rusya’nın bilgisi dışında olabileceğini düşünmüyoruz” diye ifade etmiştik. Dolayısıyla da bir nevi Filistinliler için hem Ukrayna Savaşı, orada NATO ile yapılan savaş hem de o “İbrahim anlaşmaları” 7 Ekim Hamlesini zorladı! Eğer ki böyle bir şey olmasaydı ve o anlaşmaların gereği yapılmış olsaydı “tek kutuplu dünya”ya karşı ortaya konulan “çok kutuplu dünya” anlayışı da sekteye uğramış olacaktı. Çünkü bu bölgede, “çok kutuplu dünya sistemi”nin önünde iki tane engel var. Birisi İsrail, diğeri de NATO üyesi olması hasebiyle Türkiye! Haliyle de eğer o anlaşmalar “İsrail’i meşrulaştırma” hedefi üzerinden neticelenmiş olsaydı, Filistin Direnişinin ihanete uğraması bir tarafa, Anglo-Sakson dünya adına Ortadoğu’da, İsrail etrafında kazanımlar elde edilecekti! Buna da hem Hamas’ın kendi açısından izin vermemesi gayet normalken, Rusya’nın da muradına uygun bir çizgi içerisinde gelişmesi de normal. Dolayısıyla da buradan Filistinlilerin suçlanması, yani “siz İsrail’in böyle bir şey yapacağını biliyordun, nasıl yaptın?” filan şeklinde kınamak, köle zihniyetinin göstergesinden başka bir şey değildir!

AdımlarTV: Geçtiğimiz hafta Netenyahu Amerika’dayken, aynı günlerde Çin’de bütün Filistinli örgütler toplanmışlardı. Filistin Kurtuluş Cephesi de dahil olmak üzere Hamas, İslami Cihat. Ortak bir bildiri yayınlanmıştı. Tam da bunun üzerine geldi saldırı…

Ali Osman ZOR: Şimdi buradan aslında ilk çıkaracağımız netice şu: Dünya artık eski dünya değil! Dünyada tek bir söz sahibi yok! Diğerlerinin şu an geride durması, müdahil olmadıklarını göstermiyor. Mesela Çin’le İran’ın “stratejik savunma işbirliği” anlaşması olduğunu biliyoruz. Eğer İran’a bir saldırı olursa Çin, doğrudan müdahil olacağını zaten ilan etmişti. Üstelik o Filistinli örgütler daha önce Moskova’da bir araya gelmişlerdi. Çin’de ise, bir araya geliş gayelerini dünya kamuoyuna ilan ettiler. Peki, “başta Rusya olmak üzere, çok kutupluluk ittifakının bölgede ne tür dahli olabilir?” diye sorulursa eğer, Ukrayna zeminindeki hesaplaşmanın başladığı günden beri biz, şunu şahit oluyoruz: Rusya “müdahil olucu bir liderlik” değil de, “cesaretlendirici bir liderlik” konsepti üzerinde ilişkilerini sürdürüyor. Yani doğrudan doğruya bir yere müdahil olmak değil de, o yerin dinamik unsurları harekete geçtiğinde Rusya onlara destek veriyor. Yanlarında olacağını söylüyor. Ki bununla alakalı bazı ülkelerle “stratejik savunma işbirliği anlaşmaları” yapılırken, bazı noktalarda da benzer anlaşmalar yapılıyor. Türkiye-Rusya ilişkileri içerisinde bakıldığında meseleye, bugün Türkiye’den de aslında Rusya’nın beklentisi bu yönde.

Sovyet döneminde baktığında Filistin Davası Sovyetlerin inhisarındaydı. Onların savunması altındaydı. Bölgedeki ülkeler de, Mısır olsun, Irak olsun, Libya olsun, onlar da Sovyetlerle ilişki içerisindeydi. Türkiye’deki “İslamcılar” ise özellikle 80’li yıllarda -çok iyi hatırlıyorum- Filistinli örgütlerle ilgili “onların kızları kot pantolon giyiyor, başları açık, bilmem ne” filan diye Filistin düşmanlığı yapıyorlardı! O zamanki sözde İslamcılar. Şimdi ne zaman ki İBDA Mimarı (Salih Mirzabeyoğlu) bu İslam dünyasındaki Marksist örgütlerin özde Marksist olmadığını, saldırı Batıdan geldiği ve Doğuda ise kendini ifade edebilecek sadece Marksizm olduğundan dolayı Marksist olarak tepki veriyorlar” diye meseleyi ortaya koydu. Ondan sonra mevzu biraz anlaşılmaya başlandı. Yani özellikle İslam dünyasındaki ideoloji gerekliliği anlaşılmaya başlandı. Bugün baktığında sanki “Rusya bölgeye yeni geliyor, yeni müdahale ediyor” değil! Zaten ilişkileri vardı. Ama 90’dan sonra Rusya’nın nüfuz alanı zayıflayınca, mesele neyle başladı? Irak Savaşı ile başladı! Irak Savaşı’nın başlamasının sebebi neydi Tabii ki “yeni dünya düzeni” adı altında gelen ve “tek kutuplu dünya” iddiasıyla istila başladı ama, oradaki asıl hedef “İsrail’in güvenliğini sağlamak”tı! Çünkü bölgede İsrail’i tehdit edecek unsurlar, İsrail’in Amerika’dan destek alması gibi Sovyetlerden destek alıyorlardı. Bununla da kalmıyor, Sovyetlerin desteklediği, Sovyetlerle stratejik işbirliği içerisinde olan ülkeler, doğrudan doğruya Filistin’in hamiliğini yapıyorlardı. Bunlar da Ehl-i Sünnet devletlerdi! Buna çok dikkat edelim, altını çiziyorum bunun!

Sovyetler dağıldıktan sonra savunmasız kaldı. Yani dış destekten yoksun kaldı bu devletler. Bunu fırsat bilen Amerika da saldırıya geçti! İlk olarak “yeni dünya düzeni” diye başladı saldırı, 2003’ten sonra BOP (Büyük Ortadoğu Projesi) olarak da devam etti. Şimdi bu saldırıya uğrayan devletler kimlerdi? Irak, daha sonra Libya, daha sonra da Suriye!

Bu üç devletin yaptığı da Filistin Direnişinin sonuna kadar destek desteklemekti! Yani bu üç devletin dış politikası, zaten “İsrail karşıtlığı” üzerine şekillenmiş politikalardır. Ve işin garibi, özellikle Saddam Hüseyin bölgedeki tek militarist Ehl-i Sünnet liderdi! Arkasından Muammer Kaddafi. Daha sonra da Ehl-i Sünnet’e doğru kendi rejimini, kendi sistemini uydurmaya çalışan bir Esad’ın lider olduğu devlet vardı. Sırayla bunların hepsi BOP Projesi içerisinde ortadan kaldırıldı!

Şimdi, bunları niçin söylüyorum? Şunun için söylüyorum: Siyaset, bir zincirin halkaları gibidir. Bir halkayı unutursanız, daha sonra gelen halkanın nereden geldiğini, neler olduğunu, nasıl olduğunu anlayamazsınız! Onun için de tadil edilmemiş hatalar, tadil edilmemiş yanlışlar, bugünden bahsederken dile getirilir. Neyi kastediyorum? Şunu kastediyorum: BOP Eşbaşkanı olarak Saddam Hüseyin’e, Muammer Kaddafi’ye ve Suriye’ye, Amerika’nın menfaatleri doğrultusunda, Batının menfaatleri doğrultusunda, onunla işbirliği içerisinde yapılanların daha hesabı verilmiş değil! Ne siyaset tarafından ne entelektüeller tarafından ne de işin içine karışmış askeri unsurlar tarafından. Buna dair de bir düzeltme yapılmamış. Mesela ne tür bir düzeltme? “Biz BOP Eş Başkanıyız! Bölgede bir misyonumuz var”, “Rol model ülkeyiz!” Bütün bu açıklamaları biliyoruz, değil mi? Bütün kamuoyuna yapıldı, dünyaya yapıldı bu açıklamalar. Peki biz, bunun aksi bir açıklamayı: “Biz artık BOP Eş Başkanı değiliz! Orada biz bir yanlış yaptık! Irak’ta yanlış yaptık! Libya’da yanlış yaptık! Suriye’de yanlış yaptık! Bundan dolayı da Allah ve milletimiz bize affetsin! Bu yanlışları düzeltmek için bir fırsat daha istiyoruz milletimizden!” diye bir açıklama geldi mi? Duyduk mu? Duymadık! Böyle bir açıklama olsa eğer, biz geçmişte yapılan o bahsettiğim hata olan halkaları hatırlatmaktan ziyade, bu özeleştiri ve hesaplaşmanın üzerine bugünü değerlendiririz. Ama şimdi biz bugünü, daha hiç düzeltilmemiş, düzeltilmesi için bir irade konulmamış -öyle bir meyil bile yok!- durumda, söylemler üzerinden… Sanki hataların karşılığı olan doğrularmış gibi değerlendirmemiz isteniyor!

AdımlarTV: Ama şurada haksızlık etmiyor muyuz: Suriye ile ilgili Cumhurbaşkanı Erdoğan başta olmak üzere Dışişleri Bakanlığı barışma görüşmeleri başlattı. Daha doğrusu böyle bir çaba var. Esad da buna karşılık “askeri unsurlarınız ülkemizi boşalttıktan sonra görüşürüz” dedi.

Ali Osman ZOR: Orada Rusya’nın master planları var ve “çok kutuplu dünya” sistemi harekete geçmiş! Dünya şu an Amerika hegemonyasından kurtulmuş! Amerika’nın bir hegemonyası kalmamış, bitmiş! Ve 14 seneden beri de Esad direnmiş, ülkesinin başında duruyor! Peki Esad direnince, kim yenildi? “Emevi Camiinde namaz kılma” siyasi hedefiyle ortaya çıkanlar yenildiler! Peki “kardeşim Esad”ı, “zalim Esed” pozisyonuna düşürenler kim? Bu taraf! Yani ona, Amerika’yla birlikte, Obama hükümetiyle birlikte Suriye’ye kim saldırdı? Bu taraf saldırdı! sen bunu kabul etmeseydin eğer “Fırat’ın doğusu, batısı” filan diye bir problem bugün gündemde olmayacaktı mesela. Anlatabildim mi? Ve bugünkü ekonomik krizin de söylenmeyen en büyük sebebi, Suriye politikası! Ve Bugün yine Afrin’de, aynı önceden Irak’ın Kuzeyi’nde yapıldığı gibi bir yağmalama yapılıyor. Ve bu yağmalamada bulunanlar da AKP etrafında öbeklenmiş çeteler! Ve bu çeteler zaten şu an rahatsız -onu da söyleyeyim- bu “normalleşme süreci”nden. Çünkü mevcut durum devam etmeli ki, oradaki yağma devam etsin!

Şimdi bütün bunlar ortadayken tavır ne? “Tamam! Gel hadi barışalım. Elimi öp, barışalım!” tavrı. Esad mı senin elini öpecek?!. Burada zaten sorun şu. AKP medyası açısından söylüyorum: Hakikatleri gizleme ve ırzına geçme mevzuunda profesyonelleştiler! Onun için demin söyledim; geçmişte yanlış halkalar var. Şimdi sen bugün bir şeyden bahsediyorsun, ama onun Suriye’de, Irak’ta, Libya’da yaptığından bahsetmiyorsun! İş nereye geliyor? İran’a geliyor! İran’a düşman olman gereken noktada İran’ın dostuydun (Irak’ın işgalinde) Şimdi “sıkı Filistinci”sin! İran İsrail’e fiili olarak saldırmaya başladığında, İran düşmanı olmaya başladın! Sen gerçekten sıkı Filistinciysen eğer, İran’ın -isterse bir taş atsın- yaptığı her şeyden dolayı memnun olman gerekir ve burada, İstanbul’da onu desteklemek, onu şevklendirmek, onu daha da cesaretlendirmek için fener alayları düzenlemen gerekir!

AdımlarTV: Bu dediğinizi doğrular çok şey var. Bugün sabah İsmail Haniye’nin şehadet haberini duyduk, anında Yusuf Kaplan gibi tipler uzun uzun tweet atmışlar “İran İsrail’de aslında danışıklı dövüş yapıyor” diye. Böyle bir mantık yürütülüyor.

Ali Osman ZOR: İran gerçekten İsrail’le ve Amerika’yla danışıklı dövüş yaptığı zaman, siz “İrancı”ydınız! Bu tipler! Anlatabildim mi? Kemalisti, İslamcısı…

AdımlarTV: Hangi dönemden bahsediyorsunuz?

Ali Osman ZOR: Hangi dönemden bahsediyorum; Irak’ın istila döneminden bahsediyorum. İran-Irak savaşından bahsediyorum. Tâ oraya kadar götürebilirsin bu mevzuyu. Şimdi ise İran gerçekten harekete geçmiş. Kime karşı? Amerikan sistemine karşı! Kime karşı? İsrail’in yaptıklarına karşı! Ve kiminle? Rusya ve Çin’le! Yani Anglo-Sakson Batı karşıtı bir pozisyona geçmiş, tam bu pozisyona geçtiği anda da, nedense Türkiye’de bir İran düşmanlığı başlıyor!

Bizim tavrımızı biliyorsunuz. Biz ne demiştik: İran, İsrail’le veya Amerika’yla fiili olarak bir savaşa girmedikçe, İran’ı desteklememiz mümkün değil! Defalarca biz bunu ifade ettik. Şimdi fiili bir harekete geçmesi daha nasıl olabilir? Demin söyledim: İran’la İsrail’in sınırı yok. Mesele “sınır” mevzusu ise eğer, Türkiye olarak biz İsrail’e daha yakınız! Hatay üzerinden baktığında biz daha yakınız. Şimdi bunu söyleyen, eğer Filistin adına söylüyorsa, “sıkı Filistincilik” adına söylüyorsa; insan da biraz utanma olur! Utanmaz herif! Sen bir NATO ülkesinin vatandaşısın! Ve İsrail’e bir taş atmamışsın! 7 Ekim Taarruzu olmasaydı Netenyahu buraya gelecekti! Muhtemelen de Meclis’te konuşma yaptıracaklardı! Bununla ilgili tek bir cümle sarf ettin mi sen?! Yok! Niçin NATO ülkesisin daha?! Bununla ilgili bir itirazın var mı? Yok! NATO’nun patronu kim? Amerika! Senin buradaki düşmanın kim, sözde? YPG-PKK, etnikçilik! Onu destekleyen kim? Senin müttefikin! Aynı müttefikin burada ne yapıyor? İsrail’in stratejik müttefiki, dostu! Peki Amerika senin politik olarak dostun mu, düşmanın mı? Bakıyoruz biz ittifaklara; senin dostun! Senin dostunun dostu olanın, düşmanın olması mümkün değil! Peki, sen nereden konuşuyorsun?!! Bulunduğun konum ne? Hangi noktadan konuşuyorsun sen?!

Şimdi dikkat et bu tavra. Mesela bazı Kemalistlerde de İslamcılarda da görürsün: Aynı şeyi söylüyorlar İran mevzuunda! Ve bunlar da birbirini yiyen tipler. Baktığın zaman birbirleriyle de kapışıyorlar…

Mesele İran filan değil ki! Burada senin düşmanın yok! Sen İran mevzuunda Batı yararına, Anglosakson Sömürgeciliği yararına bu tavrı koyduğunda, biz, senin zihninin Liberalizmle ve Amerikancılık’la nasıl şekillendiğini, bir sömürge altında yaşayan bir ülke vatandaşının nasıl köleleştiğini, senin şahsında müşahade ediyoruz! Ortada bir bedahet var.

Bu açıdan bakıldığında ne sormamız gerekir? “Senin düşmanın kim?” Bunu soracağız! “Mutlak olarak kimi düşman aldın?” Bunu soracağız! Eğer ki Amerika senin düşmanınsa, İsrail senin düşmanınsa -bırak fiili olarak- moralmen bile yara alması, seni niye rahatsız ediyor?!. O yara veren unsurdan niye rahatsız oluyorsun sen?!. Değil mi? En basit bedihi soru bu.

AdımlarTV: Genel bir hastalık değil mi? Mesela hemen bir “büyük oyun var”, “bu danışıklı dövüş”…

Ali Osman ZOR: Buradaki hikaye şu: Türkiye’nin düşmanı kim?! Türkiye’nin düşmanı Amerika ve İsrail ise, NATO’da ne işin var?! Anlatabildim mi? İsrail’in varlığını devam ettiren ittifaklarda niye hala varsın?!. Soru bu!

Şimdi sen ne yapıyorsun: İsrail’e karşısın! Değil mi, İsrail’e karşısın! Neyde karşısın İsrail’e? Hangi çerçevede?! Mevcut “uluslararası hukuk” ve “uluslararası sistem” yalanı içerisinde! Peki “uluslararası hukuk” ve “uluslararası sistem” dediğin kimin sistemi? Karşı olduğun İsrail’i destekleyen ittifakın sistemi! Peki bu sistemde kalarak, İsrail’le nasıl karşı oluyorsun?!. Peki sen bu sistemde kaldığın için İsrail’in bunları yaptığını niye anlamıyorsun?!. İsrail herhangi bir sistem içerisinde kendini bağlı hissediyor mu? Hissetmiyor! Peki sen niye hala kendini bununla bağlı hissediyorsun? Türkiye’nin birinci problemi bu: Türkiye’nin düşmanı yok! Anlatabildim mi? Türkiye’nin tarihi düşmanı, tarihsel düşmanı belli değil! “Amerika”, “Batı”… Dost mu, düşman mı?.. Dostunsa eğer; İsrail’den filan niye şikayet ediyorsun sen?! İsrail senin düşmanınsa eğer, bak neden bahsediyor: “1967 sınırlarına çekilmesini istiyoruz”… Ne 1967 sınırı ya?!

AdımlarTV: Erdoğan’ın yaptığı açıklama.

Ali Osman ZOR: İsrail’in böyle bir hakkı mı var?! Hangi “67 sınırları”ndan bahsediyorsun sen? İsrail için “67 sınırı” mı kalmış? Adam Golan Tepelerinde şu an! Daha sınır mı kalmış ortada! Yani hem mevcut düzenin kurallarına bağlı kalacaksın, hem de ondan şikayet edeceksin! Sonra da onu düşman belirleyeceksin, onu, o kurallara uymadığı için suçlayacaksın. Adamın zaten hareket serbestisini bulduğu şey burası zaten! Senin bu “kurallar” içinde olman! Dolayısıyla da -deminki o eleştirdiğin tiplere söylersek- insan gerçekten ne diyeceğini bilemiyor bu tipler karşısında. Yani bunların zihni iyice iğfal edilmiş. Hatta bence 24 saat -medyada falan görebilirsiniz bunları- ruhları tecavüz altında olan insanlar!

AdımlarTV: Bizim 40 yıldır dile getirdiğimiz temel bir argüman var: “Asıl Hedef Türkiye!” Batı saldırganlığında… Bu ifademizin benzerini az önceki Yusuf Kaplan gibi isimler de kullanıyor. Başkaları da. Onların kullandığı argümanlarla bizimkinin farkı nedir?

Ali Osman ZOR: Biz “Türkiye” derken bir suç şebekesi devleti işgal etmesinden bahsetmiyoruz! Türkiye derken neyi kastediyorsun? 1000 yıllık bir tarih muhasebesi içerisinde biz Türkiye’yi değerlendiriyoruz! İslam dünyasının içinde, İslam’ın içinde bir Türkiye’yi değerlendiriyoruz! NATO içerisinde bir Türkiye’yi değerlendirmiyoruz!.. “Hedefi Türkiye”!.. Adam hedefine ulaşmış zaten! Senin eğitiminden, askeriyeden, gençliğinden filan, almış götürmüş hepsini! Daha ne yapacak adam? Yani adam Irak işgal ediyor mesela. Niye? Hedefi ne orada? Türkiye gibi yapmak! Libya’yı işgal ediyor! Hedefi ne? Türkiye gibi yapmak!

AdımlarTV: “Rol model”…

Ali Osman ZOR: Yani, daha hedefine ulaşması için ne yapması lazım? Şöyle bir kafanı kaldır bak bakalım etrafa: Amerika’dan başka, Amerika kokan eşyadan, düzenden başka bir şey var mı etrafta? Daha hedefine nasıl ulaşabilir? Ne yapacak? Zaten fiili olarak da işgal altında! Askeri üstleriyle, NATO üstleriyle bilmem neyle filan! Sen 1945’te itibaren İstiklal Savaşı verdiğini iddia ettiğin insanların kurduğu bir kulübe, bir ittifaka gelip zart diye dayanmışsın, girmişsin! Bunun içinde Demokrat Partisi de var CHP’si de var; ortak beraber yaptılar bunu! Daha yeni kurulmuş devlet! İstiklal Savaşı verdik diyorsun, Kurtuluş Savaşı. Kime karşı? İngiltere’ye karşı! Kime karşı? Batıya karşı! E, Batının kulübünde NATO’da ne işin var?! Niye girdin oraya?! Kore Savaşı ile birlikte başladı. Eğitim sistemin değişmiş, aile hayatın değişmiş. Hepsi o Batı anlayışına göre ayarlanmaya başlamış! Düşünen adamsan, bugün bu “deli gömleği” üzerine düşün! Hala niye NATO’dasın?

Şimdi, “Türkiye’nin misyonu nedir?”, “ne yapması gerekiyor?”, “şartlar neye zorluyor?”… Değil mi?.. Bugün özellikle Çok Kutuplu Dünya anlayışı etrafında hareket edenler ne bekliyor? Beklentileri ne? Onların beklentileriyle, Türkiye’nin tarihi misyonunu icra etmesi arasında bir zıtlık var mı? Şu an baktığın zaman yok!

Nedir Türkiye’nin tarihi misyonu? İslam dünyasının liderliğidir! Değil mi? Peki sen bu liderlik için Arapların evlerinde, sokaklarında ellerinde bayraklarla “Ooo, Türkler gelsin!” filan diye mi bekliyorlar sanıyorsun? Bunun bir bedeli yok mu?!. Bunun üzerinde düşünmek lazım! Anlatabildim mi?.. Mevzu nedir: Sen bu misyonu sahtekarlığına değil, söylem üzerinden değil, gerçekte elde etmek istiyorsan: Bütün İslam dünyasının ortak düşmanına, cepheden toslaman gerekir! Türklerin İslam dünyasının liderliğini ele geçirmesi de böyle olmuştur! Öyle yandan yandan olmamıştır! Öyle “Biz BOP içerisinde Neo-Osmanlıcılığı götürürüz” filanla olmamıştır! Zaten adam, senin böyle düşündüğünü bildiği için BOP’u getirdi, o Neo-Osmanlıcılığın içine koydu! Ve senin Neo-Osmanlıcılığına izin verdi bugüne kadar. Buradaki mesele nedir? “Batı düşmanlığı” üzerinden bakarsak eğer, Batıyı temsil eden Amerika’dır, Anglo-Sakson dünyadır. Onun buradaki müttefiki de -bir Türk mantığı içerisinde bakıyoruz!- İsrail’dir. Biri uzak düşman, biri yakın düşman. Bugün Liberalizmin aparatı olan Siyonizm’in ortaya koyduğu hamleyle bu iki düşman birleşmiştir! Ve senin yanı başındadır! Sen bu düşmana tepeden toslamadan İslam dünyasının liderliğini filan alamazsın! Peki bu nasıl mümkün olur? Tabii ki bunun için Suriye ile problemlerini halledeceksin, Irak’la işlerini halledeceksin. Çünkü şartlar Fırat’tan Toroslara kadar olan sınır güvenliğinin sağlanmasını zorluyor sana. Düşmanla bu güvenliği sağlayamazsın! Dolayısıyla, ben olması gerekeni söylüyorum:

Bugün Türkiye ile Suriye arasında Federasyon hedefli bir Konfederasyon olmalı! O mantık içerisinde ilişkiler yürümeli! Buradaki tabii düşman da, zaten İsrail’in ortaya koyduğu şu anki pozisyon üzerinde cisimleşmiştir. İster ona, ister buna toslasan da, her iki düşmana da vurmuş oluyorsun!

AdımlarTV: 2010’da hatırlarsınız Türkiye ile Suriye arasında ortak Bakanlar Kurulu toplantısı yapılmıştı. Tam onun üzerine Suriye’nin bölünme ve parçalanma saldırısı başlatılmıştı.

Ali Osman ZOR: İşte ona ihanet edildi! Nasıl ihanet edildi? Esad’a Kaddafi misali gösterildi: “Bak sonun Kaddafi gibi olur!” filan dendi. Ne adına yapıldı bu? Amerika’nın bölgedeki planları adına! Anlatabildim mi? Şimdi bunlar unutulmuş değil ki! Sen şimdi bunlar hiç yaşanmamış gibi, gidiyorsun adama bir de “hadi bir elimi öp de, barışalım” modundasın!.. Olması gereken, zaten olacak, ama bu anlayıştaki kadrolarla bu olmayacak! Yani en hafif tabirle söylüyorum, hükümet içerisinde “restorasyon” gerekir! Yeni bir kadro gerekir. Bu kadro maddi ve manevi olarak Batıya hiçbir gebeliği olmayan insanlardan oluşacak. Öyle mal varlığı Amerika’da, İngiltere’de filan, böyle insanlarla olmaz bu iş! Enerjik insanlardan oluşacak! Yani zaten enerjisi bitmiş, adım atacak hali kalmamış -fikirde, maddi manevi- geri kalan süreyi de “yapacakmış gibi” söylemlerle geçiren kadrolarla bu iş olmaz!

AdımlarTV: Neredeyse bir sene geçti… Bu arada az önce bahsettiğiniz Esad’ı Kaddafi vesilesiyle tehdit argümanı… Geçtiğimiz günlerde İsrail Dışişleri Bakanlığının bir paylaşımında; Erdoğan’a hitaben “sonu Saddam gibi olacak” gibi bir ifade vardı. Bu size neleri hatırlattı?

Ali Osman ZOR: Neleri hatırlatacak: AKP hükümetinin Amerika ve müttefiklerinin Irak istilasında aldığı rolü hatırlattı! Ve o “tezkere” sürecini hatırlattı! İskenderun’dan başlayarak Amerikan ordusunun Diyarbakır’a kadar nasıl yayıldığını hatırlattı bana! Değil mi? Tezkere reddedilmeseydi, Türkiye fiili olarak işgal edilmişti Amerika tarafından! Ve Amerikan ordusunun Irak’ın Kuzeyi’ndeki işbirlikçilerle beraber Türkiye’nin güneyinden girilmesi hesaplanıyordu. Şimdi bunlar tadil edildi mi? Sanki hiç yaşanmamış gibi! Buradaki hedef neydi? İsrail’in karşısında mücadele eden, Filistin direnişinin hamisi olan Ehl-i Sünnet liderler tek tek katledilip, ülkeleri yerle bir edilerek bütün “Filistin Hamiliği”ni BOP Eş Başkanlığına vereceklerdi. Zaten öyle de oldu!

En son ne kalmıştı? Suriye kalmıştı! Bak 30 yıl boyunca Hamas Suriye’deydi, tek bir elemanının burnu bile kanamadı! Ama ne zaman Suriye iç savaşı ortaya çıktı, hadiseler başladı. Ve Hamas’ı oradan aldılar, Katar’a götürdüler; dünyada hiçbir güvenliği kalmadı!

AdımlarTV: Buradaki sözde İslamcı sivil toplum örgütleri organize etmişti bu işi.

Ali Osman ZOR: Şimdi neredeler onlar? Mesela İran’ı eleştirenler, niye dönüp birşey yapmıyorlar? Senin burada desteklediğin hükümet, bütün bu Ehl-i Sünnet liderlerin ve ülkelerin harap edilmesinde, katledilmesinde parmağı olanlar, bir taş mı attılar İsrail’e?!. O “taş atmanın” hakkıyla mı sen İran’ı, şunu bunu eleştiriyorsun? Senin de “vekil güçler”in vardı. ÖSO’su mösosu. Niye Amerikan üstlerine gerekli müdahaleyi yapmıyor onlar Suriye’de? Bak İran’ın oradaki -senin beğenmediğin- örgütleri, her gün bir Amerika’nın üstünde bir şey fırlatıyorlar. Füzedir bilmem nedir. İşte Yemen’in ortaya koyduğu etki belli, hareket belli. Hizbullah’ın şu an ne yaptığı belli. Irak’taki diğer örgütlerin ne yaptığı belli.

Hâ! Burada şu var: İran bu hamleyle, buradaki o “Filistin’in hamiliği”ni bir NATO unsuruna (Türkiye) verilmesi perdesini yırttı! Anlatabildim mi? Bunların buradaki düşmanlıklarının sebebi bu. Yoksa 20 yıl “Filistin’in ekmeği”ni yediler! Değil mi? Şimdi İran fiili olarak ortaya çıkıp, birtakım hamleler koyunca -İran’dan başka kimse yok!- bu da buradaki sahtekarlığı ortaya çıkardı!

AdımlarTV: Geçtiğimiz günlerdeki söz konusu İsrail’in tehdidi üzerine Erdoğan, bir karşı açıklama yaptı. Açıklamadaki mantık çok garibime gitti, bilmiyorum ne dersiniz: “Tıpkı Libya’ya girdiğimiz gibi, İsraile de gerekirse gireriz” gibi bir argüman…

Ali Osman ZOR: NATO’yla girdin Libya’ya!

AdımlarTV: Kaddafi ile Netenyahu’yu eşitler gibi de bir mantık yok mu sizce?

Ali Osman ZOR: İşin o kısmı da ayrı!.. Libya’da, kime karşı girdin? Türk dostu, Türkiye’de eğitim görmüş, anadil gibi Türkçe konuşan liderini (Kaddafi) katletmek için girdiniz! NATO ile birlikte! Ve İzmir’e de karargahı kurdunuz! Azerbaycan’a girdin ne yaptın? Ermenistan’ın Rusya’ya karşı şımarıkça davranışları. Amerika ile birlikte yaptığı işbirlikleri. NATO hakkında açıklamaları. Avrupa’yla ilişkileri… Ve Rusya’nın artık ona dersini verme isteğinden dolayı, yolunu açtı, izin verdi sana. Yani Rus politikası değişti! Ermenistan’ı her şartta savunan Rus politikası yerine, Ermenistan’ı cezalandırıcı bir Kafkas politikası. Ondan dolayı da sen orada girdin, ne yaptınsa yaptın. Yani işin aslı bu! Ve oradaki açıklama da “çok çalışırsak, şunu yaparsak, güçlü olursak” filan. Seni mi bekleyecek Gazze?

Burada hikaye belli. Bütün şeylerden bağımsız söylüyorum: Yeni Bir Dünya kuruluyor! Bu dünyada Türkiye’nin yerine alabilmesi için “tarihi misyonunu yerine getirebilmesi” gerekir! Tarihi misyonunu yerine getirebilmesi demek de -İslam dünyasının liderliği ya!- bütün İslam dünyasının tabii düşmanı, değişmeyen düşmanı kimse, veya şu an stratejik düşmanı kimse, ona cepheden toslamaktan geçiyor! Bunun yolu nedir? “Türkiye gitsin tek başına oraya buraya savaş açsın” demiyoruz! Bunun yolu şu an Suriye ile Stratejik Ortaklık kurmaktır, Irak’la Stratejik Ortaklık kurmaktır. Bunu yaparken de İsrail’in Amerika’sı varsa, bu bölgenin de şu an Rusya’sı var! Ve Rusya Amerika gibi davranmıyor! Her şeyden önce Rusya’yla bir Stratejik Savunma ve İşbirliği Anlaşması yapmak gerekir! Bu açıdan bakıldığında Putin’in Türkiye ziyareti oldukça önemli! Bu hamlelerle meseleye başladığında, senin İsrail hakkında söylem üzerinden ortaya koyduğun şeylerin samimi olup olmadığı değerlendirilir. Bunlar olmadan işte “katil Netenyahu! İşte bilmem ne!” filan. Yani bunların bir önemi yok! “Katil Netenyahu” dediğin adamla 7 Ekim 2023’ten bir hafta önce el sıkışıyordun! Ve yine dediğim gibi 7 Ekim olmasaydı buraya da gelecekti, anlaşmalar imzalanacaktı, bilmem ne olacaktı. Bunu bildiği için, öngördüğü için Hamas hamlesini yaptı! Bütün bunları bitirdi! Bu işin içinde İran yoktu, İran bu imzaları atmıyordu!

Ve yine burada, liberal çapulcular açısından, Anglo-Sakson sömürgeciliğin hala devam etmesini isteyen veya öyle zanneden işbirlikçileri en çok rahatsız eden husus ise; Filistin üzerinden halklar nezdinde ortaya çıkan bir Sünni-Şii yakınlaşmasıdır! Bu rahatsızlıktan dolayı İran’a saldırıyorlar! Mesela Batı bölgemizde neleri kaşıyor? Nelerle ayrıştırma yapıyor? Etnik problemler, mezhebi problemler, dini problemler… Şimdi mesela Türkiye etnikçilikle (YPG-PKK) problemini bizzat kendi çözse. İstediği yöntemle bitirse. Bundan, Amerika mutluluk duyar mı? Duymaz! Şimdi Suriye ile ilişkilerinden memnun olur mu? Olmaz! Şii-Sünni çatışmasının ortadan kalkmasından memnun olur mu? Olmaz!

Zihni, bu şekilde şekillenmiş insanlar da bundan memnun olmuyorlar! Amerika’ya karşı olduğunu iddia ederken, nasıl bir Amerikancı; İsrail’e karşı olduğunu iddia ederken, nasıl bir İsrailci olduklarını buralarda yakalamak lazım, enselemek lazım! Bunlar mesela; “İran zaten şunu yapamadı! Bunu yapamadı!” İran neyi yapamadı yahu? 300-500 tane İHA-SİHA’sını gönderdi! Bilmem ne kadar füze gönderdi! Ve belirlenen bütün hedefleri de vurdu! Dünyaya karşı da bir gövde gösterisi yaptı. Nereden? 2000 Km öteden! Onu engellemek için (Amerika ve İngiltere başta olmak üzere) 6 ülke harekete geçti! Füze sistemleriyle, uçaklarıyla, bilmem neleriyle filan! Siz nasıl bir mahlukatsınız, nasıl bir hakikat düşmanısınız da bu gerçekleri bile gizliyorsunuz! Yani orada hedefler vurulmuş, şov yapılmış. Dünyaya gücü hakkında mesajlar verilmiş ve sen bunu gizliyorsun! Ne diyecek İsrail? Çıkıp da “Yahu İran beni paramparça etti! Her tarafımı vurdu!” diye açıklama yapmasını mı bekliyorsun?!. Ama biz anlıyoruz: Mesela 100 tane diyelim füze göndermiş. Orada iki tanesi hedefe kilitli. Ve ikisi de vurmuş!

AdımlarTV: Görüntüleri de var.

Ali Osman ZOR: Yani insan gerçekten ne diyeceğini bilmiyor bu tiplere karşı! Liberalizm ve Amerikancılık ruhlarına sinmiş bu insanların! Adam da farkında değil aslında; mesela bunların bazıları, söylemleriyle kime hizmet ettiklerinin farkında değiller.

Devam edecek olursak: Sen gerçekten dürüstsen, samimi isen, tarihi misyonunu yerine getirmenin bir planını ortaya koyarsın. Bu plana göre davranırsın. Şu an şartlar zaten ona zorluyor. Senin “Suriye ile normalleşme” hikayen bu. Bu hedefe yönelik olduğu zaman, yeni kurulan “çok kutuplu dünya”daki yerini almış olacaksın.

Hâ! Bunu yapmazsan ne olur? Kimse seni beklemeyecek! Mesela “Rusya şimdi ne yapıyor?”. İran’a çakanlar, aynı anda Rusya’ya da çakıyor, farkındasınız: “Rusya’nın zaten başı dertte! Onun hiç uğraşacak hali yok burayla!” filan. Ne demek “uğraşacak hali yok”?! Geri zekalı! Sen uğraş diye bekliyor! “Sen burada harekete geç, ben buradayım!” diyor. “Sen savaşacaksan savaş, ticaret yapacaksan yap” diyor. “Anglosakson dünyaya karşı, ben buradayım!” diyor. Bir yere gitmiyor. Eğer yapacaksan Nükleer şemsiyesini açmış. Sen bunu yapmazsan -ha, ben şunu söyleyeyim!- Rusya, Filistin üzerinden bu meseleye sahip çıkacak zaten! O zaman da senin hükmün kalmayacak! Çünkü senin bir hakkın kalmıyor.

AdımlarTV: Zerre konuşmaya hakkın kalmıyor.

Ali Osman ZOR: Anlatabildim mi? Bir hakkın kalmıyor. Öyle “liderlik” falan. Hâ! O zaman İran’ın hakkı doğuyor! Sünni dünyadan isteyen senin liderliğini kabul edebilir ama Şiî dünya, bir ve beraber olarak Filistin davasına sahip çıkmanın onur ve şerefini yaşayacak! Sen ise satmanın onursuzluğunu yaşayacaksın!

Şu an bak bakalım: Amerika ile işbirliği içinde olan devletler kimler? Sünni dünya! Peki bunu nasıl yaptılar? Batı karşıtı Gerçek Ehl-i Sünnet liderleri -Kaddafi ve Saddam gibi- katlederek yaptılar! Bunu da Batı, işbirlikçileri eliyle yaptı!

AdımlarTV: Az önce Liberal Çapulcu insan tipinden bahsettiniz. Fransa’da düzenlenen olimpiyatlar var, biliyorsunuz. Orada “lgbt”nin çok ön plana çıktığı bir açılış seremonisi oldu. Zaten bütün programı düzenleyen Yahudi bir “lgbt” imiş. İsmi de açıklandı. Orada bir takım çok açık figürler olduğu gibi, Hz. İsa ve Hristiyanlığa da saldıran görüntüler vardı: Yine Yahudi bir şişko “lgbt” kadını Hz. İsa rolünde, etrafında diğer sapıklarla “son akşam yemeği” figürüyle sahnelediler. Çok rahat bir şekilde. Olimpiyatlar da -görüntüde- çok yerinde gidiyormuş gibi bir imaj var. Fransa’nın bu tutumunu, müttefikleriyle beraber takındığı bu tutuma ne dersiniz? Rusya bu arada, yine olimpiyatlarda yok, yasaklı…

Ali Osman ZOR: Ya bu işte Neoliberal politikaların insanımızın ruhuna ve biyolojisine saldırıda geldiği aşamayı göstermesi açısından önemli. Ama bir de şu var: Bunu bu saldırıyı görürken buna karşı çıkışı da görmek lâzım. Burada da Rusya’nın Ukrayna’da insanlık adına, bütün dünya çapında verdiği Kurtuluş Savaşını görmek lâzım! Çünkü onun sadece bir toprakla alâkası yoktu; aynı anda işin ideolojik, ahlâkî mücadelesi de başladı. Dolayısıyla da bugün İsrail, İran, Avrupa filân bahsederken, aslında hepsinde bir bütünün parçaları üzerinden bahsediyoruz. Askerî mânâda bir mücadele olurken, arka plânda da bir ahlâkî mücadele var! Yani ideolojik bir mücadele var. Burada zaten, karşı duran unsurların, çok kutuplu dünya anlayışı çerçevesinde hareket eden unsurların çözmeye çalıştıkları mevzu da bu… Yani “bu hegemonya, liberalizm diye bir hayat tarzı dayattı, sundu ve liberalizmin geldiği nokta da -şu ân işte, Fransa’daki o gösterilenler, ta Amerika’dan yayılan- bunun karşısında biz nasıl bir hayat tarzı sunacağız?”, “tek tek bütün insanlığa sunacağımız hayat tarzı ne olacak?” Yani dünya çapında bir hesaplaşmanın zaferi, fikirde dünya çapında bir hesaplaşmayla mühürlenmeli!.. Türkiye’nin önemi de, misyonu da bir kez daha burada meydana çıkıyor. Mutlak fikre nispetle… Çünkü eğer herkese tek tek sunacaksak, bu insan ürünü bir düşünce olamaz, “Mutlak bir düşünce” olması lâzım. Dolayısıyla da bu mutlak düşünceye nispetle ortaya konulan bir dünya görüşüdür, herkese tek tek hitap edebilen… Kimde varsa bunu ortaya koymalı, bu dünya görüşünü… Yani ister Hıristiyanlık çerçevesinde olsun, ister diğer dinler. Ve İslâm çerçevesinde… Böyle bir iddia sahibiysen bunu koyacaksın ortaya. İşin en önemli kısmı bu… Bu kısım halledilmesi için zaten biraz da askerî hesaplaşma rölantide gidiyor; ona da dikkat etmek lâzım… Yani hazmede hazmede gidiyor. Rusya’nın yaptığı bu.

AdımlarTV: “Filistin İçin Bin Genç” ve “Direniş Çadırı” inisiyatifleri hakkında ne düşünüyorsunuz? % 30’luk hissesi BP’ye ait olan Bakü Tiflis Ceyhan boru hattından İsrail’in petrol ihtiyacının % 40’ının Azerbaycan petrolü ile karşılandığını kamuoyuna duyuran bu gençler, evlerinden gözaltına alınmışlardı. BOP İslâmcısı medya tarafından da linç edilmişlerdi. Bu vesileyle de İsrail’in Azerbaycan üzerindeki hegemonyası ve kapalı kapılar ardında yürüyen Siyonist ilişkiler ağının bölgemizdeki geleceği hakkındaki öngörüleriniz nelerdir? Sizce yerli Siyonistleri nasıl bir gelecek bekliyor?

Ali Osman ZOR: Şimdi bir kere insiyatifi evet, takip ediyorum; eylemlerini de takip ediyorum ve destekliyorum. Sahtekârlığı açığa çıkarıcı duruşları, hamleleri oldukça etkili. Azerbaycan firması üzerinden ortaya koydukları şey, buradaki “sıkı Filistinciler”in de iki yüzlülüğünü ortaya çıkardı. Ondan dolayı da AKP medyası, İsrailcilerden daha çok onlara saldırmaya başladı. Niye? Perde yırtıldı! Diğer taraftan o İsrailcilerin, özellikle -meselâ- “İran düşmanlığı” üzerinden İsrailcilik yapanlar, efendim “Rus düşmanlığı” üzerinden İsrailcilik yapanlar; onların akıbetleriyle, onların bağlı oldukları merkezlerin akıbetleri aynı. Bu noktada da, biz ta 3 sene evvel onu peşin hüküm hâlinde söyledik: Siyonizm aparatlı Anglosakson hegemonyası çökmüştür! Yani şu an 90 dakikalık bir maç bitti, bizim seyrettiğimiz hakemin verdiği uzatma… Ne kadar verdi bilmiyoruz! Ama bu hegemonya bitti! Bunu biz nereden takip ediyoruz? Yani bir kere Amerika’nın İsrail üzerinde hiçbir otoritesi kalmadı. Yani, “Amerika isterse bitirebilir!” İsteyebilir mi?! Amerika bunu isteyebiliyor mu; isteyemiyor! Kongrede filan gördük, değil mi? Ama “diğer Amerika” açısından baktığında -bir tane Amerika yok-, diğer Amerika açısından baktığında orada da şöyle bir şey var: Bugün Amerika mı İsrail’e mahkûm, İsrail mi Amerika’ya mahkûm? Bugün baktığında, bölgeden… Mesela Trump ilk döneminde ne yaptı, Suriye’den filan “orduyu çekeceğim” dedi, “Amerikan ordusu hiçbir ülkenin sınırını korumakla görevli değildir” dedi; kastettiği İsrail’di… Ve Irak’tan bir çekilme oldu, tam Suriye’den filân çekiliyordu, daha devlete hâkim değil, Pentagonla arada sorunları oldu… Ama şimdi, şu an orada da şartlar değişti. Baktığında, demek ki Amerika’nın bir kanadı içe dönebiliyor. Bu da şu demektir: İsrail’i “o Amerika” kangren olarak kabul ederse, kesebilir! Ama İsrail Amerika’yı kesemez. Amerika olmadığı zaman, bir haftalık bir dayanma gücü yok burada… Zaten İsrail’in hareketlerini, İsrail’in ortaya koyduğu tavırları buna bağlı olarak değerlendirmek lâzım. Dolayısıyla da buradaki işbirlikçileri, gizli İsrailcileri veya gizli Amerikancıları, biz bunları İran düşmanlığı; şu ân hiç yapılmaması gereken… Çünkü sen İran’a düşman olarak otomatikman İsrail’e destek veriyorsun… Yani adamın komutanlarını öldürülüyor, Cumhurbaşkanı ölüyor, tepesine füzeler yağıyor… Efendim diğer müttefikleri Lübnan’da savaşıyor, Yemen’de aslanlar gibi direniyorlar, Irak’ta bilmem ne yapıyorlar; yaranamıyor ama… Yaranamıyorlar bu tiplere… Aynı söylemi, İran hakkındaki söylemlerini -açın arşivlerden görebilirsiniz- Irak İstilası’nda Saddam için söylediler: “Aslında o Amerika’nın adamı”, “aslında CIA’nın adamı”, “bu Amerika’yla danışıklı dövüş”…

AdımlarTV: O zaman İrancılardı…

Ali Osman ZOR: Evet. İran’a tek laf yoktu. Şimdi bu kadro, bu ekip “sıkı Filistinci”, bak, dikkat edin!.. Yani “sıkı Filistincilik”le Filistin davasını götürdüler, iç ettiler, etkisizleştirdiler! Hamas bunu anladığı için yönünü İran’a döndü. Yoksa Filistin mevzusu konuşuluyor, Filistinli örgütler Sünnî, destekleyenler Şiî dünya. Nasıl oldu bu? Hamas, bu dünyanın, bu tarafın iki yüzlü olduğunu anladığı ân -çünkü savaşacak, ne yapsın, bir yerden destek alacak- anladığı ân İran’a döndü! Bu durumu da gözardı etmeyelim.

Dolayısıyla da, “bunların akıbeti ne olacak?”; bunların akıbeti belli. Zaman daraldı. Demin söyledik: Türkiye’nin tarihî misyonunu icra etmesi için ortaya konulan master plânı uygulayacak kadro, bu kadro değil! Ne yapılabilir? Mevcut sistem içerisinde yeni bir kadro teşkil edilip görev değişimi yapılabilir. Anlatabildim mi… Muhalefeti de içine alıyorum; muhalefet de değil! Türkiye’de öyle bir muhalefet filan yok. Biliyorsunuz, bu tezimizi… Şu ân muhalefet doğrudan doğruya -daha ilk seçimleri kazandığı gün- iktidarın müttefiki olduğunu ilân etti. Dolayısıyla oradan da bir şey yok. Ama şu ân şartlar bu politikayı dayatıyorsa, aynı ânda da şartlar bu politikayı uygulayacak kadroyu da dayatıyor demektir. Bu nasıl olur? Ben sadece kanunen bir mahsuru olmayan bir şeyi söyledim; mevcut kadro kendi yapamayacağını anlayarak -bir samimi tarafları varsa-, “bunu yapabilecek bir kadro teşkil edelim, sessizce biz bir şekilde ayrılalım. Hem Amerika’yla filân papaz olmayız”. “Ne yapalım, biz gittik kardeşim, biz değiliz!” derler… Hem de hesaplaşma süreci, “çok kutuplu dünya”da Türkiye’nin hak ettiği yeri alması için olması gereken imaj tesis edilmiş olur. Yoksa başka türlü çıkış yok. En son görüşmede ne dedik: “Bak adamın hedefi burası, buraya geliyor”…

Şimdi aynı şekilde mevzu mevzuyu açıyor… İşte, “bizim Filistinle ne alâkamız var?” diyenler… Ya senin Filistin’e bir alâkan yok, geri zekâlı! İsrail’in seninle bir alâkası var. Mesele sadece İslâm filân mevzusu değil. Senin açından değil mevzu. Hani sen, “tamam ben bununla bilmem ne yapmam. Beni ilgilendirmiyor.” Kafanı göm kuma! Onun politikaları var ve bu artık dönüşü olmayan bir yola girdi. Özellikle Hizbullah’a ve İsmail Heniyye’ye yapılan son saldırıdan sonra, dönüşü olmayan bir noktadayız. Fazla zaman yok yani geçiş için; geçen konuşmamızda ne dedik; bir – bir buçuk sene… Bu 3-5 ay içerisinde, bu kış içerisinde her şey netleşir. Bizim pozisyonumuz da. Bizim gibi düşünenler de pozisyonlarını ona göre ayarlamalı.

Yani şu an dünyada insanlık adına bir Kurtuluş Savaşı veriliyor. Bunun adı: Çok kutuplu dünyanın kurulması. Bu Kurtuluş Savaşında, Türkiye’nin en stratejik unsur olarak yer alması gerekiyor. Bu da İslâm dünyasının liderliği… Ha bu liderliği nasıl alacak? Onu da söyledik. Bu liderlik, bir stratejik plân çerçevesinde ortaya konulacak hamlelerle bu elde edilecek. Bu da NATO üyesi olarak, Amerika’yı idare ederek, oradan onun bilmem ne filân… “Hem Rusya’yı yanımıza alalım, hem Amerika’yı”… Böyle olmaz, o devir geçti! Şu ân Türkiye’nin varlığı, üzerindeki “deli gömleği”ni, yani NATO’yu çıkarıp… Açıkça söylüyoruz: Bölgemizdeki ve dünyadaki askerî olarak en kuvvetli lider Rusya’yla, komşumuz olan Rusya’yla stratejik savunma işbirliği anlaşması yapıp yoluna devam etmek… Bunun için de Putin’in Türkiye ziyareti çok önemli. Ve buradan onlara da şunu söylememiz gerekir: Putin geldiğinde Meclis’te kesinlikle konuşma yapmalı; Obama gibi, Yahudi başkanlar gibi, Putin de konuşturulmalı. “Putin nasıl karşılanmalı?” diye sorulursa eğer, Kuzey Kore nasıl karşıladı bir ona bakılsın, diğer ülkeler nasıl karşılıyorlar, Hindistan nasıl karşıladı. Çin nasıl karşıladı? Ona göre “gerçek dünya lideri” gibi karşılanacak. Başka türlü olmaz zaten. Mecliste de konuşma yaptırılacak, o konuşmada da Putin geçen yüzyılın başına atıfta bulunacak; “20. Yüzyıl’da biz, nasıl Anglosakson hegemonyasını, sömürgeciliğini dayanışma içerisinde bölgemizden kovduksa, bugün de kovabiliriz ve kovacağız”! diye açıklama yapacak. O da Türkiye için bir fırsat olabilir… Dünyaya bulunduğu konumu, bulunduğu cepheyi ilân etmesi açısından bir fırsat olabilir. Bunun aksi düşünülemez. Zaten Putin niye geliyor buraya? Gelmesinin bir anlamı kalmaz. Demin dediğim gibi, iki tane ülke var, mücadelenin sonucunu belirleyecek: İsrail’in durumu, Türkiye’nin durumu… İsrail’in durumu, Türkiye’nin NATO gömleğini üzerinden çıkarmasıyla hallolacak bir şey. Yoksa doğrudan başka güçler müdahale ederek hallolacak. Hâlbuki İsrail bu coğrafyaya, İslâm dünyasına ait bir çıban başı olduğundan dolayı, bu coğrafyanın unsurları o çıbanı patlatmalı. Dolayısıyla da iki unsurun şu ân ne durumda olduğunun Rusya tarafından takip edilmemesi mümkün değil. Bu ilişkiler bugünün ilişkileri filân değil zaten; ta Sovyet Rusya’dan beri gelen bir durum var. Söylenecek çok mevzu var çok mesele var…

AdımlarTV: Hükümet, Suriye politikasını nasıl yürütmesi gerekir? Bu önce bir masada oturma, ondan sonra beraber olma, sonra ortak hedeflere yönelme… Artık aşamaları… Esad’a karşı nasıl samimi olunur?

Ali Osman ZOR: Esad’a karşı şu ân bu hükümetin samimi olması mümkün değil. İkisi açısından, ikisine kalırsa inisiyatif… Şu ân arada Rusya olduğu için Suriye tarafı bu süreci kabul ediyor. Yani orada garantör devlet Rusya. Çünkü Esad açısından -ki kendi ifadeleri de var Esad’ın-, “Ya ben ne görüşeceğim?” dedi. “Oturup çay mı içelim? Bizi arkadan vurmuş bir yönetim bu!” filân dedi. Dolayısıyla da Esad yönetiminin bu tarafın samimiyetine inandığı filan yok. Orada “normalleşme” denilen bu sürecin garantörü var; o da Rusya. En başta konuştuk, söyledik bu röportaj içinde… Yani Rusya açısından baktığında, bu İsrail ve Türkiye problemi hâllolmalı… Yani Türkiye “NATO ülkesi”, üyesi olması itibariyle bir sorun; İsrail ise İslâm dünyasının içerisinde, Ortadoğu içerisinde “Amerika’nın adamı” olarak bir sorun… Anlatabildim mi? Liberalizmin buradaki aparatı olarak bir sorun! Bu açıdan bakıldığında İsrail’in bölge unsurları eliyle hâlledilmesi için, bölge unsurlarının da anlaşmış olması lâzım. Yani “ortak düşman İsrail” zemininde anlaşmış olmaları lâzım. Burada da ya “NATO üyesi” olarak düşman olursun… Çünkü orada bir sürü mevzu var Suriye içerisinde: İdlib mevzusu var, o sahtekâr İslâmcıların, sahte İslâmcılığın, Amerikan İslâmcılığın durumu var orada. Anlatabildim mi? Şimdi soruyorlardı ya hani o, ilk başlarda; “IŞİD İsrail’e hiç kurşun sıktı mı?” filân diye… Şimdi niye sormuyorlar? Meselâ, o İdlib’de bir sürü örgütler filân var. İşte ÖSO var, filân var. Niye onlar İsrail’e hiçbir kurşun sıkmıyor?

AdımlarTV: İsrail bugün Şam’ı bombaladı…

Ali Osman ZOR: Niye sorulmuyor? Mesela niye İsrail onları değil de, Şam’ı bombalıyor devamlı?

AdımlarTV: 15 yıldır bombalıyor…

Ali Osman ZOR: Haftada bir gün “spor olsun diye” geliyor… Bu da “İran’la İsrail arasındaki danışıklı dövüş” ha dikkat et, değil mi? Bu sahtekarların, zihni Amerika tarafından tecavüze uğramış, ruhları tecavüze uğramış tiplerin o “İran’la danışıklı dövüş”e denk geliyor bu. Adamlar mazoşist…

Şimdi bu açıdan bakıldığında, o yine şuna denk geliyor. Yani Esad açısından daha samimi bir ilişki için, bir kadro değişikliği, onun işine yarar. Mesela bugün Tayyip Erdoğan yönetimindeki bir hükümetin değil de… Mesela o bırakmış, çekilmiş, işte seçimle olabilir, sağlık şartlarıyla olabilir, filân… Sabıkası temiz, Batı’ya herhangi bir gebeliği olmayan bir kadro olması lâzım… Onun haricinde bu ilişkiler sürecek, devam edecek, Suriye ile görüşülecek… Anlatabildim mi? Ondan şüphe yok. Çünkü onun aksi farklı bir durumu getiriyor. Bu yapıldıktan sonra da sorun olarak ne var ortada? Etnikçilik var. Etnikçiliği destekleyen bir Amerika var, Amerika’nın bunu destekleme sebebine bakacaksın. Tel Aviv’den Anadolu’ya doğru bir çizgi çizeceksin, bu çizgi içerisinde bir ucu Tel Aviv ise, bir ucu bizim burası… Haliyle de senin şu ân “Amerikancı Etnikçilik” karşısındaki mücadelenle, İsrail’e karşı mücadelen aynı olacak. Yani problemler ayrı ayrı değil, aslında hepsi tek bir problem! Bunu iyi okumak lâzım. Suriye tarafı, bunu okuyor. Bu tarafın bunu okuması lâzım. Artık bu taraftan birilerinin, “Evet biz yanlış yaptık geçmişte. İşin doğrusu bu!” deyip samimi olarak bu “normalleşme süreci”ne girmesi lâzım. Ve çok acil, bu işin bekleyecek tarafı yok şu ân. Yani Türkiye’nin ekonomik durumu, siyasal durumu, askerî durumu… Nereden bakarsan bak… Sosyal durumu… Bekleyecek bir sabrı yok. Bunu yaptığın zaman da ilk önce, hem Suriye’nin toprak bütünlüğü ve demin söylediğim o Fırat’la Toroslar arasındaki o sınırın güvenlik altına alınması… Dost Suriye ile… Ve burada hedef, söylediğim gibi Federasyon hedefli bir Konfederasyon olmalı!.. Aynı şekilde Irak’ın kuzeyindeki Amerikancı unsurlarının kontrol altına alınması… Çünkü burada Amerika’ya karşı olmadan böyle bir şey yürümez! Başka bir ifadeyle böyle bir hususun ortaya çıkması demek, Amerika’ya karşı bir hamle demek. Dolayısıyla da buna karşı hazırlanacak… Yani İsrail oradan buraya geliyorsa, sen de buradan İsrail’in ayaklarını kesmelisin. İsrail’in elini ayağını burada keseceksin. Buradan kesip ilerleyeceksin. Dolayısıyla da aynı o Üstad’ın (Necip Fazıl Kısakürek) tek cümleyle çizdiği stratejiye gelir iş: Şöyle bir Suriye’ye gireceksin, İslâm dünyasını peşine takıp, Tel Aviv’e doğru yol alacaksın!…

AdımlarTV: Hep beraber…

Ali Osman ZOR: Hep beraber!.. Düşmanlıkla değil. Şartlar bugün bunu dayatıyor. İslâm dünyasının liderliğine gireceksen, geçmişteki hatalarının hepsini telafi edeceksin. Telafi etmenin yolu; hepsinin ortak düşmanına cepheden toslamaktır!.. Türkiye bugün İsrail gücüne, Amerikan gücüne cepheden toslamanın şartlarını yapmalı! “Suriye ile normalleşme” de bunun içinde, anlatabildim mi? Buyurun…

AdımlarTV: Az önce İslâmcılarla Kemalistlerin iç politikada birbirine sataşırken, İran mevzuu olduğunda aynı şeyleri söyledikleri…

Ali Osman ZOR: Etnikçiler de var!..

AdımlarTV: Etnikçiler de… Azerbaycan’la ilgili, bu Socar adlı, İsrail’e can simidi olan, onun yaşamasını sağlayan… İsrail’in % 40 petrolü Socar üzerinden geliyor… Gençlerin yaptığı eylemlerde bu konu konuşulduğunda, genelde milliyetçi çevreler… Etnikçi de diyebiliriz aslında bir yönüyle; o tarafın etnikçiliği, bu tarafın etnikçiliği… Şöyle bir argüman kullanıyorlar: “Onlar bizim kardeşimiz, Türk! Ne hakla böyle söylersiniz? Ticaret yapıyorlar. Uluslararası anlaşmalar var. Ne yapsın adamlar?” gibi…

Ali Osman ZOR: Şimdi Azerbaycan’la İsrail’in ilişkileri üzerinden meseleyi değerlendirirsek, o eskiye dayanan bir şey. Eskiye dayanmasının sebebi de Azerbaycan-Ermenistan geriliminde, İsrail’in Ermenistan karşıtı bir tutum içinde olması. Ermenistan’ın da İsrail karşıtı olması… İttihat ve Terakkiden başlayan bir süreç bu. Yani bu da pek konuşulmaz burada… Meselâ Azerbaycan mı İsrail düşmanı, Ermenistan mı? Ermenistan katıksız İsrail düşmanı! Anlatabildim mi? Çünkü o iddia ettikleri o soykırım sürecinde, Yahudileri sorumlu tutuyorlar. İttihat ve Terakki içerisinde de bir Yahudi kanalı vardı ya. Böyle bakıldığında, yani Marksizm öncesi döneme de dayanan bir Yahudi düşmanlığı var orada. Ama mesele şu; burada, işte “kardeş ülke”, “o da Türk’tür” bilmem ne filân diye pazarlandığında, zaten bu tür şeyler konuşulmuyor. Bugün başka mevzularda da konuşulmuyor. İşte biz onları konuşmaya çalışıyoruz. Ama ne zaman bir sorun çıkıyor, sorun çıkınca da onun da onunla ilişkili olduğu çıkıyor meydana, sorun başlıyor… Türkiye’deki bu “milliyetçi” demeyelim de, “yoz kurtlar” açısından bakıldığında, bunların zaten 90’lı yıllarda İsrail’le olan ilişkilerini de göz önüne getirmek lâzım! Aynı anda da Azerbaycan’la olan ilişkileri… Yani yeni olan ilişkiler değil bunlar. Bu ilişkilerin hepsini de getirip BOP’a bağlamak lâzım!.. Şimdi bu gizli saklı bir şey değil ki, uydurulan bir mevzu da değil, BOP saldırısı… Onlara, “ya işte onlar bilmem ne” filân… E buna ne diyorsun? Bununla alâkalı mevzu, demin söylediğimiz o bizim, bir muhasebe yapıldı mı, “biz bundan vazgeçtik” filân dendi mi? Yok!

Şimdi “Türk Jeopolitiği” diye bir başlık açarsak… Türk Jeopolitiği İslâm muhtevasında ayrı düşünülemez! Şimdi her bir cümle, beraberinde başka bir soruyu getiriyor… Peki, “İslâm muhtevası” dediğimizde hangi İslâm? Veya o İslâm muhtevalı bir fikrin, ortaya koyacağı düşman ne?.. Doğu-Batı hesaplaşmasına baktığında, zaten Batı’dır. Şimdi Batı!.. Bak “Batı” demek de yetmiyor! “Hangi Batı?” diye soruyorsun… Tabii ki o Batı, Doğu’ya karşı düşmanca tutumu temsil eden kimse, o! Şu ân Amerika! Ve onun etrafında da şey yapıyorsun… Siyasal olarak buna Birleşmiş Milletler de demiştik değil mi biz.

Ama sonra “tek kutuplu” – “çok kutuplu” dünya hesaplaşması, Batı içinden başladı! Dolayısıyla da hani -mesela onları biz eleştirmiştik-, “Dünya 5’ten büyüktür!”… Yani 5 bir tarafa, AKP bir tarafa, mantık bu… Hayır şu ân “dünya 5’ten büyüktür” derken, Rusya nerede? Şu ân kapışma başlamış zaten! Bu sözün yeri değil ki! Anlatabildim mi? Rusya şu ân “Birleşmiş Milletlerin Amerika’dan büyük” olduğunun mücadelesini veriyor! Ve Filistin üzerinden ilk gündeme gelecek hususlardan birisi de şu ân bu: Birleşmiş Milletlerin yeniden dizayn edilmesi… Ya fesh edilecek Birleşmiş Milletler ya da Amerika ve İngiltere etkisizleştirilip yeni bir fiili durum oluşturulacak! Bunun artık başka çözümü yok. Yani etkin bir Birleşmiş Milletler için, bu yapılması gerekiyor. İsrail’e müdahale etmek için, başka bir şey için… Eğer “adalet temelli bir sistem” öngörülüyorsa, adaletin sağlanması için, oranın, Birleşmiş Milletlerinin etkin olması lâzım. Müdahil olması lâzım.

Bütün bunlar tam olduğu zaman: “hangi İslâm?”, “hangi düşman?”; “tabiî olan düşman”, “stratejik düşman”; bu tam olduğu zaman… Bir Türk, sadece “Türk” olmasıyla da bizim stratejik jeopolitiğimize girmez, bir müslüman “ben müslümanım” dediği için de girmez! Anlatabildim mi? Özü adalettir tabiî ki. Yani adalet gerektiren, adaleti olan her şey İslâm muhtevalı bir anlayışın jeopolitiğine girer. Diğer taraftan ise bir Türk, “Türk” olduğu için de girer senin jeopolitiğine, bir Müslüman, “Müslüman” olduğu için de girer! İster Amerika’da olsun, ister yanı başında olsun. Nerede olursa olsun. Bizim jeopolitik anlayışımız da budur. Bizim Asyacılığımız da budur. Dolayısıyla da NATO’dan çıkmış, Batı karşıtı; kendini öyle konumlandırmış, İslam dünyasının liderliğine doğru adım adım ilerleyen gerçek Türkiye… Karakteri İslam’la şekillenmiş gerçek Türk, hangi Türk üzerinden stratejilerini yürütecek, hangi Müslüman üzerinden yürütecek? Kendi hedefleri doğrultusunda buna bakacak… Burada da yine söylediğim gibi ölçü “adalet”tir! Bir zalim-mazlum ayırımındadır. Bu açıdan bakıldığında Zalim, ister bir ferde zulüm etsin, ister bir millete zulüm etsin… Veya Mazlum, ister tek bir fert olsun, ister bir topluluk veya millet olsun… Her halükarda, zalimin zulmü karşısında susmayan bir anlayıştır bizim anlayışımız! Dolayısıyla da yakından uzağa doğru her türlü mazlum bizim jeopolitik anlayışımıza girer. Ama bu çerçevede ve bu anlayışta olan Türk ve Müslüman zaten otomatikman o anlayışa girer. Şimdi Azerbaycan’ı değerlendirirken, jeopolitik olarak İsrail’le bu şekilde ilişkili olan bir Azerbaycan’dan ziyade, İsrail’i soykırımcı olarak mahkeme çıkaran Güney Afrika daha yakındır sana! Anladın değil mi ne demek istediğimi? Dolayısıyla da hadiselerin, tarihi bir gelişim süreci var. Bunları bilmek lazım. Onları bildikten sonra da günceli okumak lazım. Yani sadece “şöyle oldu”, “böyle oldu” falan… Demin o zincir ve halka misalinde verdiğim gibi; yanlış halkalar düzeltildikten sonra, o mantıkla güne bakarsın. Ama yanlış zaten düzeltilmemiş. Yanlış geliyor bugüne doğru… Anlatabildim mi? Özal’ın “yahu onlar Şii, biz Sünniyiz!” çıkışı vardı Azerilerle ilgili. Ermenistan hadiselerinde… O da yanlıştı, bugünkü durumları da yanlış.

Türkiye o açıdan bakıldığında… Sen gerçekten “sıkı Filistinci”ysen eğer… Azerbaycan’la filan zaten senin kardeşin, kavga etmene falan gerek yok… Kardeş değil miyiz Azerbaycan’la biz… O dursun bu tarafta… Aynı zemin üzerinde Ermenistan’la da geliştirebilirsin ilişkileri. Ve şu an tadil edebilirsin hataları!

AdımlarTV: Ki, Ermenistan’da bu çaba var!

Ali Osman ZOR: Şu an var zaten o çaba… Çünkü onlar bile hegemonyanın çöktüğünü görüyorlar! Yani Amerika adına sağı solu gözlemekten vazgeçeceksin! Hem “tu kaka” diyeceksin sisteme, hem de sistemin içinde kalacaksın. Olmaz! Hem sistem gidiyor diyeceksin, hem yeni gelene ikircikli tavır geliştireceksin. Olmaz! Yani bu düşünce, bu mantıktan, bu düşünce şeklinden vazgeçtiği zaman bir yönetim; biz ilerliyoruz demektir. Ama vazgeçmezse mevcut yönetim, o zaman bakacağız: Yönetim dediğin senin nedir? Çeteler var, hırsızlar var! Kendi menfaatiyle ülke menfaatini denkleştirip, sana “Türkiye’nin menfaatleri” diyor adam… Demin o okuduğun açıklamadaki gibi… Benim Türkiye anlayışımla bu, farklı!..

AdımlarTV: Bekâ olarak kendisini dayatıyor…

Ali Osman ZOR: Evet… Yani bunun menfaati yürüdükçe, biz dibe batıyoruz! Onun menfaatiyle aynı anda Türkiye kalkınmıyor. Bilakis Türkiye’nin ayağa kalkabilmesi için, bu çetelerin ortadan kaldırılması gerekiyor!.. Gerçekten millet adına hükümet edenler, Devleti yürütenlerin samimiyeti burada anlaşılır. Hukuksuzluk varsa, ahlaksızlık almış başını yürümüşse, rüşvet almış başını yürümüşse, hırsızlığın envai çeşidi yapılmış ve normalleşmişse…

AdımlarTV: Hemen Kumandan’ın (Salih Mirzabeyoğlu) cezaevinden çıktığı gün yaptığı açıklama geliyor aklıma: Devlet düşmanlığı, menfaatin söz konusu olduğu yerde olur.

Ali Osman ZOR: Tabi! Çünkü menfaatin olduğu yerde çete vardır! Menfaat söz konusu olduğunda hukuka uyulmaz. Hukukun olmadığı yerde de çete olduğundan dolayı, orada devlet ortadan kalkmıştır. Devleti ortadan kaldıran da menfaatperestlerdir. Dolayısıyla gerçek devlet düşmanları onlardır! Haliyle de hukuku hiçe sayan, hukuka uymayan bir yapı yapıya; hukuka bağlı siyasi bir yapı olmasından ziyade, hukuku ortadan kaldıran, devleti işgal etmiş bir Menfaat Çetesi gözüyle bakmak gerekir! Milletin ve devletin menfaati bu işgale son vermekten geçer! Bugün sırf bizim burada değil, bak Venezuela’da olaylar var, Amerika’da olaylar var, her yerde bu mücadele veriliyor… Bu manada da dünya çapında bir devrim başladı, bir devrim oluyor. Bu devrimde yerini alacak Anadolu! Bizim derdimiz de nasıl yer alacağını anlatıyoruz. Bizim bürünmemiz gereken bir imajı da anlatıyoruz. Yani nasıl topluluk olunur, nasıl şahsiyet olunur? Bunlar hepsi yeniden yorumlanacak, yeniden okunacak. Ferte toplu topluluk hakikatini gerçekleştirmek istiyorsan, ilk önce topluluk olacaksın! Yani sözle filan olacak iş değil bu… Menfaat çetelerine, suç örgütlerine, devleti işgal etmiş çetelere yanlayarak topluluk olamazsın! Bütün bir mücadelenin verimini götürüp bir hırsız çetesine dayayarak dava adam filan olamazsın. İhanet budur zaten! Anlatabildim mi? Geçmişte solcularda yaşandı bu, bizde de yaşandı… Sen İbda adına verilen mücadeleyi, bütün verimini aldın götürdün başka bir yapıya bağladın. Bugün geldiğin nokta ne? Neredesin şu an? Tık yok! Kaybettiğimiz ruh budur bizim. Topluluk olmanın gereğini yerine getirip, yeniden topluluk olabilmek… Bunu yapabilmek için de tabii ki “adil olmak” ve demin uluslararası çerçevede altını çizdiğimiz “zulme rıza göstermemek”tir, “haksızlık karşısında susmamak”tır!.. Bizzat haksızlığın aleti olmak değil, susmamak! Anlatabildim mi?.. Tâ Kumandan’ın vefatından, daha önce de Ünsal Zor’un şehadetinden bu yana kadar, hep bu prensipler çiğnendi. Önce de çiğnendi, Kumandan’ın vefatıyla iyice çiğnendi! Tık yok… Halbuki katledilmiştir Kumandan! Bir suikaste uğramıştır! Kim yaptı bunu?! Sanki hiç yokmuş gibi, olmamış gibi yoluna devam edersen topluluk filan olamazsın sen… Ünsal Zor’un katli… Kim yaptı?! Ne oldu? Yani onu yapan kadar kötüsün sen aslında! Sesini çıkarmayarak, o zulmü işleyen kadar kötü insansın sen!

AdımlarTV: Yol veren şeyleri de vardı zaten!..

Ali Osman ZOR: O kötülükle de bir “topluluk” filan olmaz! Onun için herkes yeniden muhasebesini yapacak! Ne yaptıysa, ne ettiyse, nerede suç işlediyse, nerede zulüm ettiyse… Bugün dünyada bu yaşanıyor zaten: İşte Rusya yapıyor bunun muhasebesini, bak! “Şurada yanlış yaptık, şurada bilmem ne yaptık” filan diyor, ilişkilerini şimdi o çerçevede… Tekrar ahde vefa ilkesi çerçevesinde düzenlemeye çalışıyor! Ahlak çerçevesinde!.. Bu açıdan bakıldığında son sözüm olsun bu:

Siyasete ahlak geri dönüyor! Ahde vefa ilkesi, tekrar baş tacı edilecek!.. Evet, söyleyeceklerim bu kadar.

AdımlarTV – Aydın Alkan

Bir Cevap Yazın

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Adımlar Dergisi sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin