TAHRİBATIN TAMİRATI
Burhan Halit KOŞAN
Adil olmayan dünya mı, kanunlar mı?
Adil olmayan dünya değil, kanunlardır. Bugün dikkatli olması gerekenler, milletvekilleri, hariciyenin hainleri, tecavüzcüler, seri katiller, hırsızlar, zehir satıcıları, gaspçılar, haydutlar değil, mazlumlar, biçareler, yaşlılar, savunmasız balalar ve evine ekmek götürebilmenin kaygısını taşıyan namuslu insanlardır. Kanunlarını belirli bir zümreye imtiyaz bahşetmek ve yoksul halk katmanlarını da cendereye almak için çıkartan müesses nizâmın ilânihaye ayakta durması eşyanın tabiatına aykırıdır. Dünya artık bir sahne olmadığı gibi muşamba dekor hiç değildir ve kimse de kendi rolünü oynayacak değildir. Dünya artık bir akıl hastanesidir ve İngiltere’nin uşağı olan ülkenin körleri kıyameti beklese de bekledikleri kıyamet gelmiş, kapıdan içeri de girmiştir. Karanlık yatmıyor, uyumuyor ve dinlenmiyor!
Ahalimiz, iskeletle zina eden rejimin, soluk benizli çürük aydınlarının güce olan inanılmaz açlıklarından saçılan zehirli düşüncelerin ceremesini çekiyor. Soluk benizliler, İslâm’ı, yani vatanımız olan Hanefî-Maturidî anlayışımız başta olmak üzere sahabe anlayışımızı, dilimizi, tarihimizi, ananevî örfümüzü ve tarihimizle birlikte matematik alanında yaptıkları tahrifat ve tahribatlarla her bir insanımızı zehirliyorlar. Keyfiyette yaptıkları tahribatın ve kemiyetteki gerçekleştirdikleri tahribatın boyutunun, Hiroşima’ya atılan atom bombasının sonuçlarından beter bir yıkımı getirdiğini söyleyebilirim. Hâlen daha aziz milletimizi imha etmeye çabalayan bu azgınlara karşı bizde tellâl olacağız, yatmayacağız, uyumayacağız, dinlenmeyeceğiz ve kuşatanları kuşatacağız!
Doğanın aydınlık tarafı olduğu gibi karanlık yüzü de vardır. Yürüyemeyeni didikleyenler, uçamayanı gagalayanlar ve kaçamayanı yiyenler gibi. Didiklenmemek, gagalanmamak ve atıştırmalık olmamak için bir kısım nüansları bilmek mecburiyetindeyiz. Bu dediklerime rağmen son sözü söylüyorum iddiasında da değilim. Eksiksiz bir makale olamayacağı gibi eksiksiz bir tarih anlatımı ve eksiksiz ilim dalları da asla olamaz. Haritaların ve sınırların değişmek üzere olduğu yepyeni bir çağın kapısındayız. Hakikati, gerçeği, gerçek gerçeği ve güzeli fark edebilmemiz için, zamanın ruhuna mutabık olarak eşya ve hadiselere İBDA anlayışının merceğinden bakmalıyız. Kötü düşünene ve kusur bulana yazıklar olsun!
Bizlere, İmam Ebu Hanife içtihatlarında sırasıyla uyduğu esasların: “Kitap, sünnet, sahabe sözleri, kıyas, istihsan, icma ve örf” (*) silsilesine göre yaptığını öğreten Kumandanımız’dan Allah razı olsun. Bu perspektif silsilesindeki “sahabe sözleri, istihsan ve örf” şıklarını inkâr eden kurumlar ve görmemezliğe gelen profiller ya bedevî ya vahşîdir. Müesses nizâm, Hanefî-Maturidî anlayışının anlaşılmasına bent çektiği gibi azametli tarihimiz ve ilim dallarındaki tahrifat tahribatıyla da ütopyamızı gerçekleştirmeyi geciktirmektedir.
Ütopya nedir? “Hiçbir yerde” anlamına gelen bu tabirin müellifi Thomas More, hukukçu olmasının getirdiği avantajla İngiliz krallığı yerine “daha iyi bir hükümet biçimine” dair bir fikir sunar. Katoliklik inancından vazgeçmediği için İngiliz kralı VIII Henry tarafından ölüme mahkûm edilmesine rağmen bir edebiyat türünün de temelini attı. Diyagramı sade olan bu türün başlangıç noktasının izole edilmiş bir coğrafya veya geçici olarak izole edilmesi istenen bir coğrafyanın temelinde, bilinen bir toplumun yanlışlarının üstü örtük veya aşikâr tenkidi ile birlikte servetin adil dağıtıldığı ve adaletin uygulandığının tasvirine dayanır.
“Hiçbir yerde” manasına gelen ütopya tabiri, Cervantes’in kaleme aldığı şaheserinin çok öncesine dayansa da Don Kişot’un: “Zeki insanlar olması gerekene göre düşünür” tespiti, bu serencamın tam karşılığı olduğuna inanıyorum. Evet, iskeletle zina etmeyenin cezalandırıldığı, hakikati ifşa edenin infaz edildiği ve kepaze bir mebusun, “her gün bir şehidin bacısını iğfal, her gece bir şehidin hanımına tecavüz ediyorum” itiraf, ifşa ve beyanı ile bütün mukaddes değerlerin mokasen ve postallarla çiğnendiğine şahit olduğumuz çirkef bir denklemde ütopyaya mecburuz. Evet, içinde yaşadığımız bu çağda Büyük Doğu ve temsilcisi olan Mavi Bayrak anlayışı şu ân itibari ile “hiçbir yerde” hükmünde olsa da yarın “her yerde” olacağına inanıyorum… “Umudun krallığında kış yoktur!” (**)
* Salih MİRZABEYOĞLU, Büyük Muztaribler, II Cilt, Sayfa: 96
** Rus Atasözü










