AHLÂKLI AKIL, DOĞAL DİL
Burhan Halit KOŞAN
Akıl, askıda ve havada kendi başına duramayacağına göre ahlâk tarafından mı, duygular tarafından mı, mantık tarafından mı yoksa bilim tarafından mı kontrol ediliyor?
Fani hayatımız, cennete veyahut cehenneme dek süren bir maraton olmakla birlikte yarış değil, başlı başına bir serüven, başlı başına bir maceradır. Ân itibarıyla serüvenimiz devam ettiğine göre olguların yerlerini değiştirerek meseleyi renklendirmek veya renklendirmemek tercihini okuyucunun takdirine bırakıp, yoluma devam etmeliyim. Aziz Türk milletini kültür soykırımından geçiren ve mazisi ile bağını kopartan cumhuriyet cehenneminde nefes alan biri olsam da dilini cebinde saklayanlarından olmayacağım.
Benim Atam Oğuz Kağan!
Akıl ile alâkalı olarak envai çeşit görüş olsa da müktesebatında sevap ve günâh barındıran her bir fiilimizin telif haklarını veya kölesi olduğumuz tutkularımızın avukatı, savcısı, yargıcı ve gardiyan rollerinin aktörü değil, dublörü ve tetikçisidir. Akıl denen dublörü veya tetikçiyi kontrolü altında tutan, sufle veren ve domino eden cevherin hangisinin olduğu hususunda kesin ve kati bir bilgiye malik değiliz. Akıl, doğası gereği tutkuların düşkünü olsa bile aynı zamanda insanı bilgiye ve “mutlak bilginin” kapısına götüren kapılardan bir kapı olduğu için de muteberdir.
Kelime-i Tevhid’in “Lâ” tespiti içinde değerlendirebileceğimiz Platon, aklın duygularla ilişkisi hususunda, “aklın duyguları kontrol etmesi gerektiğini” savunması batıl olduğu gibi duyu teorisini öneren David Hume’nin: “Aklın, yalnızca tutkuların kölesi olması gerekir” tespiti de batıldır. Platon’u takip eden Descartes ise “düşünüyorsam varım” demekle insanın kendi zihni sürecinin farkındalığını kural haline getirdi ve başka bir batıl yolun güzergâhını açtığı, nedense gözden kaçırılır.
Evet, duyguların hafife alınması hatalı olduğu kadar, sevap ve günâh veya siyah ve beyaz ayırımı yapmadan her bir tutkunun yüceltilmesi de hatalıdır. Descartes ise kendisini takip edenleri dış dünyanın tahakkümünü dayatırken iç dünyasının kapanmasına, dış dünyası genişlerken iç dünyasının daralmasına, büzülmesine ve küçülmesine yol açtı. Sembollerin diliyle ifade edecek olursam, Safa’dan Merve’ye uzanan veya arşa yükselen ruh yapımız, Descartes eliyle vasat akılların kafatası ebadına indirildi. Daha sade bir ifade ile Descartes, insanlara, sakız balonu yapan emzikli bebeklerin işini öğretti. Üfleyebildiğin oranda şişen sübjektif bir dünya veya objektif dünyanın sabun köpüğü ve iğneyi batırdın mı püf!
İnsan, akıl sahibi bir varlık olmakla birlikte akıl öğesinin çok çok ötesini temsil etmektedir. Halife insan olabilmemiz, suni ve sentetik sabun köpüklerimizden kurtulmamıza bağlıdır. Sabun köpüklerinden kurtulmamız Mavi Bayrağın fikri ile bu aziz fikrin her bir lifini ve ipliğini “mutlak bilgi” öznesine bağlayan Üstadımız ile Kumandanımızın ayak izlerini takip etmeye mecburuz ve mahkûmuz. Kıymetli kardeşim, seni, aklımızı nereye bağlamamız gerektiğini hatırlatan Üstadımızı dinlemeye davet ediyorum.
“Yalnız imân ve fikir ne sevgili ne kardeş
Bir akıl gelecek ki, akılar delirecek
Ve bir devrim, evvelâ devrimi devirecek” (*)
Ahlâklı akıl sahibi olabilmemizin yolu, “mutlak bilgi” öznesi olan ve Üstad’ın dizelerinde belirttiği “imân” cevherine, yani “Kelime-i Tevhid”e teslimiyetimizden geçer. Hani demem o ki, aklımız ile aklımızı kontrol altında tutan ahlâkî duruşumuzu, lisanımızdan yansıyan üslûbumuzu, mantığımız ile sütunlarını ve duygularımızın her bir lifini bağlamamız gereken biricik öznemizin kelimeyi tevhide mutabık olmamızdan geçtiğini belirtmeliyim.
Doğal bir aklın, doğal bir dilin nasıl olması gerektiğini Üstad ile Kumandan’ın dik duruşlarına ve şahsiyetlerinden yansıyan hayat grafiklerinden öğrenebiliriz. Saf tutmaya var mısın?
Böbürlenmeye gerek yok… Zihnimiz, farkında olsak da olmasak da karmakarışık ve çeşitli işlemler neticesinde mecrasını bulmakta ve kararını vermektedir. Akıl, bizleri, “mutlak bilgi” denen hazine odasına ve bilgiye götüren kapılardan bir kapı, doğal lisanımız ise akla bilgi taşıyan unsurlardan bir tanesidir. Lisan ve gramere değinmişken, bir tane elips cümle yazayım: Herhalde gelmeyeceksin, gül göçtü, leylâk ve zambaklar kuruyor…
Müesses nizâm, kutsal değerlerimizi imha etti; evlerimizi gasp etti, sembolleri ve küçük putlarıyla ahlâkımızı yozlaştırdı. Bizim ve ahalimizin hayatını ilgilendiren her alanda tarihin en zorlu çatışmalarının yaşandığı bir zaman diliminde yaşıyoruz. Bu çatışmaların dil üzerindeki yansımalarına bakarak bütün alanlardaki çatışmaları gözlemleyebilecek çok nadir bir fırsata sahibiz. Hani demem o ki, küresel çatışmanın büyüklüğünü, kaldırımların, siperin, karargâhın, hastanenin ve üniversitelerin dile getirdiği vurgulu ifadelere kulak kesilerek gözlemleyebilir, kontrol edebilir ve anlayabiliriz. Dil derken, matematik, bilgisayar, fizik ve kimya dili gibi yapay dilleri değil, insanlar arasında konuşulan ve yazılan doğal dili kastediyorum. Metafiziğin dili doğal, fiziğin dili yapaydır!
*Necip Fazıl KISAKÜREK / Çile / Müjde şiiri










