CÜZZAMLI CUMHURİYET

Burhan Halit KOŞAN

Ân sıvışıyor, salise kaçıyor, saniye firarda, dakika can çekişiyor ve saat defnedilmek için musallada bekliyor. Evet, insanoğlunun en büyük sermayelerinden biri olan vakit eriyor ve bunu kimse umursamıyor. Evet, en büyük sermayemiz olan vakti tükettiğimiz gibi her şeyi, evet, her şeyi tüketiyoruz. Bizi, biz eden iç dünyamızdaki saltanat tahtlarını deviriyor ve tüketiyoruz. İnsanın çevre ile olan bütünlüğünü inkâr etmek ve görmemezliğe gelmek imkânsız olduğuna göre, diyebilirim ki, millet olma duygusunu defnettik, akrabalarımızla olan bağlarımız öldü, aile bağlarımız ise çürüme sınırını aştı ve ademiyete doğru gidiyor.

Cumhuriyetin cüzzamlı olduğundan şüphe etmek, yozlaşmaya, çürümeye, yargısız infaza, işkenceye ve her türlü illegâl suça ya ortak olmak, ya razı olmaktır.

Gözden kaçırdığımız ve unuttuğumuz bir durum var, o da şudur: Hızlı değişim, gelişme ve ilerlemenin değil, bozulma, yozlaşma ve çürümenin bir özelliğidir. Bugün, ister bir işçiye, ister bir subaya, ister bir memura, ister bir esnafa ne aradığını sorduğunuzda kemiyete ait parametreler ile meslekî sorumluluğundan bihaber olduğunu ve cevap veremeyeceğini söyleyebilirim. Gramerin diliyle ifade edecek olursam, siyakına ve sibakına hâkim olmadığı iş birimine öylesine gömülmüştür ki, uyurgezer gibi işine gider, evine gelir. Ve öldüğünde kundurasını başka bir uyurgezer giyer! Yaşamak, ütopyanın efsununa maruz kalmaktır!

Her şeyi, evet, her şeyi tüketiyor ve cüzzamlı Cumhuriyet tarafından bulanıklaştırılan her alanda hezimeti yaşıyoruz. Mukaddes sembolleri aşağılıyor, ananevî sütunları deviriyor ve azametli tarihimizin figürlerine şaibe bulaştırıyoruz. Ev, araba, eşya karşılığında her şeyi, evet, her şeyi tüketiyoruz. Yıkılan ev, yolda bırakan araba ve çürüyen eşya beşer mamûlü değilse ne sanki? Sanki bu mamûller, yaratılmışların evlâsıymışçasına, ab-ı hayat pınarı gibi, can suyu gibi, nihaî nimet gibi, cennetin Kevser ırmağı gibi saygı ve hürmet görüyor.

Sanki dünya, insan işi, el emeği, göz nuru dökülerek yapılmış da doğaya ve doğal olanlara hudut çekip ayırıyoruz ve yetmiyor mayın döşüyoruz. Bu sürecin sonu hayırlı olmadığı gibi, ne kıymetli bir miras, ne de güzel hatıralar devredemeyiz. Nedir devredeceğimiz? Denge ve istikrarı bozulmuş bir dünya ve mini minnacık bir ülkecik ve utanç duyulan hatıralar.

Takdir edersiniz ki, doğal bir çevrede, doğaüstü süreçler tahayyül edilebilirken, plastik çevrede yani kentlerde insan kalabilmek bile başarıdır. Her bir kentimiz, festival adı altında cücelerin cümbüşü ve teneke tıngırtılarının sisinde boğuluyor. İstesek de istemesek de her birimiz az veya çok metalin çınlamasını yiyor, çınlamasını içiyoruz. Böcek türünden beter bu yaşam paradigması, cuma namazına gidecek vaktimizi bile çalıyor. Ekmek kavgası ve hayatın telâşesi içinde velev ki, gerçeklere kavuşma iştiyakı ile çabalasak dahi çıkmaz sokakların soyut soğuğu, cüzzamlı cumhuriyetin batıl ölçütleri ile karşı karşıya kalıyoruz.

Allah’ı inkâr eden ve unutulmasını isteyen müesses düzeni, kendi yalanlarına göz atmasını tavsiye ediyorum. Ne istediğini bilmeyen yeni bir nesil oluşturdunuz ama ne istemediğini bilen bir neslin boy verdiğinden bihaber. On bir haneli rakamla damgalamakla yetinmeyip, müfredat ve cünüp medyasıyla, pırıl pırıl çocukların katil olmasının, cani olmasının, illegâl yollara sapmasının yolunu açıyor. Liberalizm adına, Türkçe lisanımızı ketmetti-bağladı ve saf ruhumuzu tuzruhuyla kavuruyor. Yoksul bir Türk’üm, aldatan kelimelerim yok, ayak oyunlarından anlamıyorum. Ve cidden bilmiyorum, böyle bir durumda ölmek mi daha zor, yoksa yaşamak mı?

Bir Cevap Yazın

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Adımlar Dergisi sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin