AYDINLAR ARİSTOKRASİSİ – İYİLERİN HÂKİMİYETİ, KÖTÜLERİN MAHKÛMİYETİ

Selim Gürselgil

Ciğeri 5 para etmez adamlara oy verip popolarını kaldırıyoruz. Bizim oylarımızla bir yere geldiler mi, hemen ne yiyebilirim, bu milleti daha fazla neresinden soyabilirim diye hesaplara başlıyor. Çoluk çocuğunu, akraba-i taallukatını ballı mevkilere getiriyor, kamu imkânlarını yetim hakkı, öksüz iaşesi demeden onlara peşkeş çekiyor.

Bizim oylarımızın ona (ve yakınlarına) sunduğu imkânlarla kendini Firavun’un oğlu sanıyor, vatandaşa tepeden bakıyor. Daha doymazsa dokunulmaz aracında kaçakçılık yapıyor, yakınları uyuşturucu ticareti yapıyor yahut kendileri kullanıyor, âlem yapıyor.

Bütün bunlar ve daha nice şeyler senin benim verdiğimiz oylarla oluyor. Biz oy vererek seçtiğimiz ciğeri beş para etmez adamların bütün yapacakları pisliklerin de zeminini hazırlamış oluyoruz. İster yerelde olsun, ister genelde, bizden oy alıp da servetini bin misli katlamayan yok.

Biz oy verirken onları tanımıyoruz. Onlar para basarak ve partililerle iyi ilişkiler kurarak bizden habersiz seçiliyorlar. Onların çoluk çocuğunu, akraba ve dostlarını tanımıyoruz. Başımıza oylarımızla geleceklerini bilmiyoruz.

Bizim tek derdimiz kurtulmak. Ferden ve milletçe. Biz bu saf (ve itiraf edelim ki aptalca) düşünceyle oy veriyoruz. “Bizi kurtar” diyoruz, “geçmiştekiler hep ezdi, sen kurtar”… “Kurtarıcınız benim” diyor o da; yiyiciler ve sömürücüler halkasına yeni bir ordu ekleyeceğinin hesabı içinde…

Gidip orada, güya milleti kurtaracağı yerde lojmana yerleşiyor, aracını alıyor, beleşten yemeğini ve sağlık giderlerini karşılıyor, dokunulmazlık zırhına bürünüyor. Birkaç da yalakalık yapıyor. El kaldırıp indiriyor. Evet diyor, hayır diyor, ama neye dediği umurunda değil. Zaten bir müddet göründükten sonra hiç gitmeyecek. Devam şartı yok ki. İster gider, ister gitmez. Arayıp da bugün niye gelmedin diyen yok ki. El kaldırmak gerektiği zaman çağırıyorlar, gidiyor, hemen kaçıyor.

İşte demokrasi bu. Ayaktakımı idaresi bu. Bu idareyi Siyonizm’in öncüleri modern çağda insanlığın başına belâ etmiş, onunla toplumları ifsad etmiş, değerleri ve maneviyatları yok etmiş, kapitalizm denen sömürü düzenini onun üzerine kurmuşlardır. İnsanlığı toplumların en uyuzlarıyla yönetmenin rejimi… Ayaktakımıyla… Ciğeri beş para etmez lafazanlarla…

Çare “Aydınlar Aristokrasisi”dir. Çare, toplumları en iyileriyle yönetmenin nizamıdır. Şeriat buradadır. Hakkaniyet buradadır. Toplumların ve insanlığın kurtuluşu buradadır.

Şeriat iyiliği emretmeyi ve kötülükten men etmeyi emreder. Allah insanı iyi ve kötü arasında muhayyer yaratmış ve ona iyiliği hâkim kılmayı, kötülüğü ortadan kaldırmayı emretmiştir. İşte Büyük Doğu-İbda’nın tarif ettiği Aydınlar Aristokrasisi budur. İyilerin hâkimiyeti ve kötülerin mahkûmiyetidir. Şeriatın ta kendisidir.

Bir Cevap Yazın

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Adımlar Dergisi sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin