HAY BİN YAKZAN VE YABANÎ ÇOCUKLAR – 6
Levent AKINCI (*)
Hazreti Âdem Aleyhisselâm’ı babasız ve annesiz halkeden ve esmâyı öğreten, talim terbiye eden, Hazreti Îsâ Aleyhisselâm’ı babasız yaratan ve beşikte konuşturan Allah dilerse Hay gibi birini de var eder. “Biz Allah’ın İşine karışmayız” veya “Hikmetinden Sual Olunmaz” diyen bir kısım saf avamın ve yaşlıların akidesi gibi bir akideye sahibiz bu konuda.
Taklamakan’daki konargöçer Uygur Türkü’nün, Büyük Sahra’daki Arap veya Berberî bir Bedevî’nin, yaşlı bir eski Anadolu Türkü’nün itikadı üzereyiz bu mânâda. Müslüman kocakarılar gibi kırdaki müslüman çobanlar gibi imân ediyoruz.
-Ya da o çocuk normal tabiat kaidelerine göre ancak ve ancak hasta, belki en ileri en ağır seviyede mental retardasyonlu bir birey olur, evet tam tecrittekiler bilhassa en ağır şekliyle mental retardasyonlu vs olur; yani halk arasındaki namıyla gerizekalı veya zırdeli olur. En azından anadil edinemez ve mütefekkir olamaz. Allahuâlem.
Son iki bin yıl içinde onlarca hatta belki yüzlerce yabanî çocuk vakası yaşanmıştır. Fakat bilhassa yakın asırda ve asrımızda yaşanmış ve kayıt altına alınmış tabiri caizse tescilli hadiselere göz atarsak…
Mesela başta örneğini verdiğimiz ve 1800’lerde, 1920’lerde 1960’larda 1990’larda ve 2000’lerde yaşanmış olan ve bir çok bilim adamının ve yazarın senaristin ve sinemacının ilgisine mazhar olmuş olan ve haklarında kitaplar yazılmış, filmler ve belgeseller çevrilmiş olan Victor, Kamala, Oxana, Genie, John gibi çocuklar…
Aşağı yukarı aynen 12. Yüzyıl’daki veya 16. Yüzyıl’daki ve yine 20. Yüzyıl’daki benzer hadiselerdeki kurt çocuk, ayı çocuk, kurt kız, leopar kız, tavuk çocuk vs gibi olduklarını görebiliyoruz.
Şöyle ki; bu çocuklardan bazısı doğumdan itibaren neredeyse tüm bebeklik ve çocukluğunu tabiatta veya tecritte geçirmiş, ve böyleleri en ağır vaka olarak gözlemlenmiştir. Yani zekâ en geri düzeyde takılı kalmış, ve sonradan senelerce ne kadar özel eğitim-öğretim görseler dahi, baştaki kritik devre kaçırıldığı için bir daha asla dil edindirilememiş ve belli ki zekâ da gelişememiştir. Bazıları ise dili biliyor veya dile ve aileye, insanî şefkate ve kültüre aşina iken yani iki, üç, dört veya beş yaşlarında kaybolmuş veya hayvanlarca kaçırılmış, veya biri tarafından tecrit edilmiş; bir kaç yıl sonra da bulunmuştur, ve bunlar öbürlerine nispeten daha iyi durumda bir dil ve konuşma gelişimi ve zihinsel beceriler gösterebilmişler, ama bunlar da asla akranları gibi olamamışlardır. Hep bir eksiklik ve gerilik görülmüştür.
Yani hikâyede Absal, insansız bir adada büyümüş yetişmiş ve koca adam olmuş olan 50 yaşındaki dilsiz Hay’a kolayca dil ve din öğretiyor da, normalde öyle olmuyor işte. Öyle olanlar varsa da zaten mucizdir, bilâteşbîh, ana babasız yaratılan ve esma talim edilen Âdem Aleyhisselâm veya babasız doğan ve ta beşikte konuşan Îsâ Aleyhisselâm gibi. Amenna ve sadakna.
Örneğini verdiğim çocukların hiç birisi de ne dil, ne zekâ, ne ruh sağlığı yönünden normalleşebilmiştir. Meselâ ormanda bulunan vahşi çocuk Victor ve izole durumdaki Genie en ağır vaka olarak görülmektedir. Köpek kız diye bilinen Oxana ve Kurt kızlar Kamala ve Amala da kötü durumdadır. Dili biliyorken ve yürüyebilir yaşta iken ormana kaçıp kaybolan ve sonra bulunan John diğerlerine nispeten normalleşebilmiştir. En bahtlı olanları, yani sağır dilsiz anne ile birlikte tecritte kalmış olan İsabelle ise ancak kendisine dil öğretildikten sonra çok gecikmeli olarak konuşabilmiştir. Daha bir sürü vaka var böyle. (2) Yani tam tecrittekiler veya tabiatta yalnız kalanlar; uzak tarihteki kurt çocuk, ayı çocuk vs vahşî çocuklardan farklı değiller. Haklarındaki anlatılardan hepsinin “dilsiz, vahşî ve zihinsel sorunlu” bireyler olduklarını anlıyoruz. İşin sinema-magazin kısmı ise dediğimiz gibi; kısa sürede kolayca normalleşen hatta çok zeki birer kahramana dönüşen Tarkan, Tarzan, Mowgli vs karakterler ile reyting toplamıştır sadece. Gerçeği yansıtmamaktadır.
Ha, bir de İsabelle var mesela, ilk görüşte kritik dönem ile ilgili kafaları karıştırabilirse de, o da bu gerçekle çelişmiyor, tam tersine destekliyor. İsabelle (1938) sağır ve dilsiz annesi ile birlikte ilk altı yılında ev hapsinde kalmış. Sonra ise kısa sürede bir çok kelime ezberleyebilmiş ve de konuşmuş. Bildiğim kadarıyla gayrı meşru çocuk olduğu için annenin ebeveyni, anneyi ve bebeği insanlardan saklamak için altı yıl kadar evin bir odasında tutmuşlar. Şurası kesin ki, bir kere bu çocukta tam bir tecrit veya vahşî doğa ortamı ve hayvanların refakati vs sözkonusu değil. Anne şefkati ve refakati sözkonusu. Ve ihtimâl ki hamilelikte çevrede bolca konuşmalar olmuş, ve hapis döneminde de dışarıdan sesleri işitmiş, nine dede vs ev halkının konuşmaları, radyo sesi vs. Ve annesi çocukla işaret dili ile iletişim kurmuş, böylece kritik dönemde bir “dil girdisi” gerçekleşmiş ve bir çeşit eğitim öğretim yaşanmış belli ki. Evet Genie’nin aksine İsabelle serbest kaldıktan sonra özel eğitim sonucunda dili öğrenebilmiş. Bu arada, bildiğimiz gibi, el kol hareketleri ile icra edilen işaret dili göze hitab ediyor, yani taraflar karşılıklı olarak gözle görerek birbirini anlıyorlar. Fakat, buraya dikkat; sağır ve dilsizler üzerinde yapılan araştırmalarda ortaya konulmuştur ki, işaret dili ile iletişim sırasında enteresan bir şekilde beyinde “dil ve konuşma ile ilgili” kısımlar aktifleşiyor. Bu gerçek de göstermiştir ki işaret dili de bir çeşit “lisan”dır. “Beyân”a dahildir. Kısacası İsabelle vakası da kritik dönem gerçeği ile çelişmiyor. Bilakis destekliyor. Türkiye’deki işaret dili uzmanı ve geliştiricisi deyince ilk akla gelenlerden ve üniversiteden bölümden sınıf arkadaşım olan bir pdr doktoru ahbabım ile de istişare ettiğimizde, o da bana katıldığını söyledi. İsabelle gibi, anne şefkati ve işaret dili şansı olmuş olan bireyler bir yana, daha kötü durumdakiler bile -kritik dönemi kaçırmış da olsalar-, sonradan eğitim öğretim görürlerse bir miktar kelime ezberi hatta belki dil edinimi görülebilir. Hayatını idame edecek, temel ihtiyaçlarını ifade edecek kadar bir konuşma görülebilir. Ama kitap, fikir, analiz vs çok zor, neredeyse imkânsız. Kaldı ki, dediğim gibi, diğer yabanî ve izole çocuklar ile tam olarak aynı şartlarda yaşamamış İsabelle. Hepsinden de şanslı. Ve İsabelle örneği de zaten uzmanlar tarafından hep kritik dönem tezi lehinde anılır.
Hintli kardeşler Kamala ve Amala (1920) hikâyesi içinse bazı şüpheler olduğu söyleniyor. Bir rahibin yetimhanesine bağış toplayabilmek için bu öyküyü kurguladığı da söyleniyor. Diyelim ki doğru olsun. O coğrafyada, o tarihten önce de sonra da benzer hikâyelere rastlanıyor. Anladığım kadarıyla Hint alt kıtasında bu tür hadiseler diğer kıta ve ülkelere göre daha sık yaşanıyor. Zaten bir çok köy ve koloni sık ormanların ve vahşî doğanın içindedir, avlanan yavrularının intikamını almak için fillerin zaman zaman köyleri bastığını, insanları öldürdüğünü bu devirde dahi haberlerde görmek mümkündür. Etrafta sürü halinde yaşayan hayvan türleri de çok. Zaman zaman kaçırılan yahut kaybolan küçük çocukların, ormanda hayvanlar tarafından beslenip korunup kollanmış olması da çok mümkün. Maymunlar tarafından himaye edilen Afrikalı John örneğindeki gibi.
(2) https://youtu.be/VjZolHCrC8E?si=nm0EFZXPKbVT8PLL Genie Wiley, gerçek görüntüler.
(*) Psikolojik Danışman & Tarihçi










