TARİHTE TÜRKLÜK – 2

Selim Gürselgil

Buraya bir müddet daha devam edelim: “Osmanlılar Türkleri aşağıladı” propagandası, Osmanlıları aşağılama kampanyasıdır; bunun dışında bir tarihî gerçekliği yoktur. Türklerin aşağılanması, Türklerin kendi kendilerini aşağılaması ve başkalarının Türkleri aşağılaması şeklinde, Osmanlılar’dan çok önce başlamıştır; hatta günümüzde, Cumhuriyet Türkiye’sinde, Osmanlı döneminde olduğundan çok daha yoğunlaşmış olarak devam etmektedir. Eski CHP’lilerin “öküz Anadolulular” tabiri, yeni CHP’lilerin “Anadolu çomarları” tabiri ve daha niceleri, Osmanlı döneminde olanları çok geride bırakır.

Türklerin Türkleri aşağılamasının kökenlerini ta Göktürk dönemine kadar götürebilirsiniz. Göktürkler, “Türklere” kara budun derlerdi; bütün ömrü hayatları onları medenîleştirmeye, itaat ettirmeye çalışmakla geçti. Bunu başaramaz olduklarında da Çin’in boyunduruğuna girdiler ve yok oldular.

Selçuklular dönemine gelindiğinde hâlâ Türklerin en büyük gailesi “Türkler”di. Selçuklular bu kara budundan o kadar çok çekti ki, Göktürkleri aratmadı. Hatta yönetici sınıf kendilerini Göktürklerin değil Sasanilerin devamı olarak gördü. Fars kültürünü benimsediler. Anadolu’ya geldiklerinde bu Fars temayülü daha da arttı. Selçuklu sultanları kendilerine Fars kisralarına mahsus Keykavus, Keyhusrev, Keykubat gibi ünvanlar aldılar. Büyük Selçuklu İmparatorluğunu “Türkler” yıktı, bir Peygamber taslağının peşine düşüp Anadolu Selçuklularını da birbirine kattılar, Moğol istilası için zemin hazırladılar. Moğollar, o kadar ki, yedeklerine aldıkları Farslarla beraber kendilerini medenî, Türkleri vahşı ve barbar görüyor, Türkleri katletmek ve köleleştirmeye, Türkçeyi yasaklamaya davranıyorlardı.

Mevlânâ, “Allah Türkleri yıkmak, Rumları yapmak için yarattı” der. Fakat Türk’ün bu yalçın, hasbî tabiatını yine de sever. Ona göre ideal Türk tipi (bu kavramı kullanmıyor, ideal Müslüman tipi diyelim), Anadolu’daki Türk-Rum karışmasından doğacaktır. Bu karışma, İslâm temellidir. Çünkü Türkler Anadolu’ya girdikleri andan itibaren Müslüman olan (Rum vs) tüm unsurlar derhal Türkleşmiş ve Türklerle karışmıştır. Mevlânâ’ya göre ne varsa bu karışımda vardır. Bu karışım, Osmanlı döneminde kemâle ermiş, Anadolu ve Rumeli’de sürekli biçimde meydana gelmiştir. Ortaya çıkan yeni Türk tipi, Türk kelimesini “barbar” anlamından çıkararak ona “asil” anlamını kazandırmıştır.

Osmanlı döneminde Türkler arasındaki şehirleşme/medenîleşme, diğer hiçbir Türk devletinde olmadığı kadar yoğun yaşanmıştır. Bu özellikle tekkeler/tarikatler çevresinde olmuştur. Yesevîliğin/Nakşibendîliğin bir bereketidir. Nakşibendilik ve Yesevîlik aynı kökten, Hacegân yolundan doğmuştur. Nakşibendîlik Çağataylar’da zuhur etmiş, İslâm/Türk kültürünün ilk kalıcı ürünlerini ortaya koymuştur. Oradan Osmanlı’ya geçen bu kültür, medeniyette tüm dünyaya adil ve özendirici örnekler sunmuş, Batı toplumlarının yapısını temelinden sarsmış, oradaki Rönesans, Reform ve Revolüsyon hareketlerini teşvik etmiştir. Osmanlılar zamanında hâlen devam eden “eşek Türk/bîidrak Türk” tabirleri de Türk’ün kazandığı bu yeni anlamın önüne geçmemiş, Türk’ün eşeğine ve idraksizine yönelik olarak kullanılmıştır.

Dedemgiller kendilerini Türk bilirlerdi. 500 senelik bir Türk köyünde doğmuşlardı. Türkçe’den başka dil bilmezlerdi. Babaannem, yaramaz, söz dinlemez çocuklara “Türkmen” diye çıkışırdı. Daha kızdı mı onları “Tüylü Türkmen” diye itap ederdi (azarlardı). Bu tür Türk’ün Türk’ü kınaması örnekleri, Anadolu’nun hemen tüm Türk köylerinde görülürdü. Türk kendini kınayarak keyfiyet (nitelik) değiştirdi.

Bir Cevap Yazın

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Adımlar Dergisi sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin