HADİSLERDE TÜRKLER
Selim Gürselgil
Kâinatın Efendisi, bir çok defa, bir çok vesileyle Türklere işaret etmişlerdir. Bazı hadislerde Türkler ismen zikredilmiş, bazen remzen zikredilmiştir. Bazı hadislerde Türkler övülmüş, bazı hadislerde Türklerin tehlikesine dikkat çekilmiştir.
Bu hadislerin tabiri ve tevilinde alimler arasında çeşitli ihtilaflar olmuştur. Bunun da sebebi Asr-ı Saadette “Etrak-Türkler” ibaresinin, tıpkı tüm Afrikalılara “Habeş”, tüm Avrupalılara “Rum” denilmesi gibi, tüm kuzey Asya kavimlerini kapsayan genel bir ifade olmasıdır. Bu hususa dikkat çeken alimlerden geç dönemde dünyaya gelenler, Moğolların ve Moğol istilasının da bu kapsamda değerlendirilmesi gerektiğini, zira Asr-ı Saadette “Moğol” kavramının bilinmediğini, onların da “Etrak” tabiriyle tabir edildiklerini söylemişlerdir.
Kıl çarıklar giyen, yüzleri deriyle kaplanmış gibi (yani ruhsuz, ablak bir ifade taşıyan) kavim tavsifinde, bazı rivayetlerde Türkler ibaresi geçmezken, bazı rivayetlerde “kimdir bu kavim” suali üzerine “Türkler” şeklinde belirtilir, bazılarında ise metne ilave olunmuş olarak geçer. Sonraki alimler bu kavmin Moğollar olduğunu ve bu hadiste Moğol istilasına dikkat çekildiğini belirtmişlerdir. Tabiî hadisin mânâsı sadece onunla sınırlı olmayabilir.
Türkler hakkında en çok bilinen hadislerden biri, Allah’ın Elçisi’nin Hendek Muharebesi sırasında bir Türk çadırında kalmasıdır. Bu durum, Türklerin faziletine işaret olarak alınmıştır. Bir başka çok bilinen hadis, “Türkler size ilişmedikçe onlara saldırmayınız” şeklindeki hadistir. Halife Ömer ve Halife Muaviye bu hadisi çok iyi bilmekte, hatta hadisin devamında, Türklerin Arapları mağlup edeceğine işaret edildiğinden bahisle ordularını Türklerle savaşmaktan men etmekteydiler.
“Benim doğuda sizin bilmediğiniz kardeşlerim vardır” şeklindeki hadisten muradın da Türkler olduğu, alimler arasında yaygın kabul görmüştür. Burada Türklerin İslam bayrağını Araplar’dan alacakları ifade edilmiştir. Kaşgarlı Mahmud da bu kapsamda “Türk dilini öğreniniz, onların saltanatı uzun sürecektir” şeklindeki hadise yer vermiştir. Kaşgarlı Mahmud bunu yazdığı sırada Türklerin saltanatı henüz yeni başlıyordu. Bediüzzaman aynı şekilde Allah Sevgilisi’nin Türkleri senâ ettiğini, övdüğünü beyan etmiştir.
Bunun yanında “sizler Türklerle savaşmadıkça kıyamet kopmayacaktır” şeklinde bir başka hadis daha vardır. Bu hadisin şerhi alimler arasında münakaşa mevzuudur. Burada kasdedilen Türklerin İslâm’a karşı mı, yoksa Araplara karşı mı savaşacağıdır? İbn-i Hacer’e göre hadiste geçen “ümmetim” ifadesinden kasıd, “neseb ümmeti” yani Araplar’dır; İslâm değildir. Bu takdirde bu hadis, Türklerin Araplarla savaştığı Birinci Dünya Savaşı dönemine işaret olabilir. Zira bu savaş, İslâm’ın hükmünün yeryüzünden kalkması ve kıyamet döneminin açılmasıyla sonuçlanmıştır.
Yine hadislerde Türkler’den “Kantura Oğulları” diye söz edildiği belirtilmiştir. Ben bu ifadeyi ilk defa Abbasi dönemi Mutezile münevverlerinden Cahız’da görmüştüm. Kantura, Hz. İbrahim’in cariyesinin ismi imiş ve o dönem Türkleri kendilerini “Kantura oğulları”, yani “Hâcer Oğulları” olan Arapların üvey kardeşi olarak görürlermiş. Kantura Oğulları hakkındaki hadislerde de onların Araplara galebe çalacağına işaret vardır. Kantura, tabirde “hilâfet”tir.
Buna nazaran, “ümmetim Türklerle savaşmadıkça” hadisindeki ümmetten kasıt eğer ümmet-i neseb değil de ümmet-i davet olarak alınırsa “ümmetim” tabiri çok açık ki Müslüman Türkleri de kapsar. Bu takdirde Müslüman Türklerin kâfir Türklerle savaşı kasdolunur. Eğer İbn-i Hacer’in tercih ettiği gibi “ümmet-i neseb” olarak alınırsa o takdirde Müslüman Türklerin yeryüzü hâkimiyetine işaret edilmiş olur.
Kısacası hadislerde Türkler hem övülmüş, hem de onlardan (veya onlar arasındaki gruplardan) gelecek tehlikelere dikkat çekilmiş olarak düşünülebilir. Müslümansa övülmüş, kâfirse yerilmiştir. Ve ahir zamana işaret eden, kıyamete işaret eden hadislerde bu mânânın yeri vardır.










