HAY BİN YAKZAN VE YABANÎ ÇOCUKLAR – 8

Levent AKINCI (*)

Yine konumuzdan devam edersek; bahsettiğimiz yabanî çocukların hepsinde de bilhassa dil, kişilik ve zekanın temelinin atıldığı, iskeletinin oluştuğu “Kritik Dönemde” yani ilk 13 yıl bilhassa da “En Kritik Dönemde” yani 0-6 yaş arasında iken insanlardan, insan “lisân”ından ve “refakat”inden “şefkat”inden uzak kalanlarında ortak sorun hep aynı:

1) Dil asla normalleşememiştir, ne kadar farklı ve faydalı metod denenirse denensin neticede ya dili öğrenememişlerdir ya da kısıtlı ve çarpık bir şekilde ve kısmi olarak öğrenebilmişlerdir. Mevcut güncel âvamî lisânla isabetli bir benzetmeyle dersek eğer; namı diğer ‘tarzanca’ yani. Burada ilk dilin, yani namı diğer anadilinin ediniminden bahsediyoruz. O dönemde edinimi sağlanmazsa sonradan çok zor, hatta neredeyse imkânsız.

2) Zihinsel olarak da, en iyi durumda olanlarda bile, bir daha asla akranlarının seviyesi yakalanamamıştır, ki, zaten bu ikinci şık birinciye bağlı olarak ortaya çıkmaktadır.

Yani görülen o ki, akıl ve zekâ, merhametle ve lisânın edindirilmesi ile intişar ve tekamül ediyor. Kritik dönemde dil girdisinin olmaması, uyaran eksikliği ve kısıtlı çevre; hayat boyu kalıcı zihinsel sorunlara yol açıyor.

Burada bir çocuğun anadilini nasıl öğrendiğine girip uzatmıyorum. Herkes evladında yeğeninde vs tecrübe veya gözlemle az çok görüyor bunu, anne baba veya o roldeki kimseler, bakıcılar vs, bir yandan nesneleri göstererek adını söyler bir yandan çocuğu severken okşarken onunla konuşur, bir yandan çocuğun yanında konuşulurken hafızası kaydeder, çocukta isabetli ses ve sözler görülünce ödüllendirilir, pekiştirilir vs. Adeta hepsi ve daha fazlası, birlikte sağlıyor dil edinimi ve konuşma becerisini. Dikkat ettiyseniz, uzmanlar çocukla bilhassa ilk 2 yılında sürekli göz teması kurun ve onunla konuşun derler. Bu dönemde mümkün olduğunca insanların olduğu ortamlarda bulunsun, keza ev dışına da çıkartın, dış dünyayı tanıması öğrenmesi sürecinde çok önemli derler. Çocuk veya yetişkin herhangi bir insanın, uyurken bile yanında konuşulan şeyleri şuursuzca da olsa hafızasının adeta bir kayıt cihazı gibi kaydettiği ve aşina olduğu da biliniyor. Keza çeşitli hipnoz ve uyku deneyleri de var. Bebeğin ana karnında çevredeki sesleri işittiğine dair de çalışmalar var. Bu yüzden anneler hamileyken bile çevreden gelen her sese, her konuşmaya hatta davranışlara, dikkat ederler, iyi güzel şeyler konuşulmaya çalışılır, müslüman anneler Kur’an ve Ezan dinler-dinletir bazen, karnındaki bebeği aşina ve muhabbetli olsun diye. Öğrenme de tıpkı bedenin gelişimi gibi ta ana karnında başlıyor. Ana karnında bebeklerin hamileliğin bir döneminden itibaren dili ve sözleri tanımaya başladığı, ve doğumdan sonra da bebeklerin farklı dillerin farklı ezgi ve ritimleri olduğunu farklı vurguları olduğunu ayırt ettikleri biliniyor. Çeşitli araştırmalar, gözlemler ve deneyler (4) var bu konuda.

Belki de bahsettiğimiz yabani çocukların, Aveyronlu Victor veya Genie Wiley gibi en kötü durumda olanların bile sonradan verilen özel eğitimle çok çok az da olsa dil veya bazı sözcükleri öğrenebilmesi bundandır. Yani doğumdan sonra dile konuşmaya belki pek fazla tanık olmuyor ama belli ki annenin hamilelik döneminde çevrede bolca konuşmalar olmuş. Ki, mesela bebeklik döneminde bir lîsâna kısa süre maruz kalmak bile beynin o veya bir başka lisanı ileri bir dönemde öğrenebilme sürecini olumlu yönde etkilemektedir. (5) Yani bir çok izole çocuk bile tam olarak sıfır doğmuyor bu yüzden az da olsa onlarda da bir aşinalık var dile. Belki de bu yüzden bu çocuklarda dili genellikle hiç öğrenememe değil de az öğrenme, ve tabiri caizse sıfır zekâ olmuyor da gerizekâ durumu görülüyor. Allahuâlem. Fakat bahsettiğimiz gibi, bu çocukların en ağır durumda olanları doğar doğmaz tecritte kalanlar, en iyi durumda olanları ise dili konuşuyor veya aşina olduğu veya kısmen öğrenmiş olduğu daha ileri yaşta iki üç dört gibi iken kaybolmuş veya izole edilmiş olanlarıdır. Afrikalı John Ssebunya gibi. Tabiî ki onlar dahi sonradan ne kadar eğitim öğretim gerçekleştirilse de asla akranları gibi olamıyorlar. Türkiye’de National Geographic kanalında ikibinlerde Türkçe çevrili olarak Afrikalı John’un belgeseli yayınlanmış idi, şimdilerde internette bir yerlerde bulunur mu bilmiyorum. Belgeselin sonunda John’un artık konuştuğu, sosyalleştiği, okula da gittiği ama yine de bir miktar zihinsel eksiklik taşıdığı söyleniyordu. Tabi bu dediğim John hakkında kanaldaki ilk belgesel. Hiç unutmam, daha sonra ikinci bir belgeselde ne hikmetse biraz ağız değiştirmişti natgeo.

Hayvanlar üzerinde yapılan bir çalışmada, gelişimin erken döneminde bir gözü kapalı tutularak gelen uyaranlar engellendiği zaman beyinde o göze ait görsel korteksin gelişemediği gösterilmiştir. Bu hayvanlarda kritik dönem geçtikten sonra o göz açıldığında ne kadar uyaran verilse de iki gözün sadece birlikte görmesi ile oluşan derinlik algısının bir daha kazanılamadığı anlaşılmıştır. Bu çalışma Nobel ödüllü. (6) Görüldüğü gibi kritik dönem (7) insanda olduğu gibi hayvanda dahi ve hemen her alanda kendini belli ediyor.

Neyse, dediğim gibi, çocuk anneden dili nasıl öğrenir bunlara girmedim. İşin beyin, beyindeki ilgili kısımlar, ve gırtlak yapısı vs gibi biyolojik cihetine de girmedim. Alanım da değil zaten.

Mühim olan kısım şurası; neticede dil, diğer bir insan veya insanlar vesilesiyle edinilir. Diğer insanlardan dil ediniminin ve konuşmanın nasıl gerçekleştiği tam olarak konumuz değil burada. Ve bir çocuğun dili öğrenmesi ve konuşması çok yönlü ve yine mucizevi bir süreç esasen. Sıradışı olmayan, sıradan olan mucizelerden yani.

Buradan; çağdaş bir kısım modernist ilahiyatçı ve yazarlara ve İbni Tufeyl’cilere, Nazzam’cılara, evrimcilere, tüm hadis ve mucize inkarcısı zenadıkaya, ateistlere ve içimizdeki gizli deist ve anarşistler olan mealcilere; tüm eski ve yeni akılcılara bir kez daha hakikati ıskaladıklarını hatırlatalım.

İbn-i Tufeyl bazı kelâmi meselelerde belki de Gazalî tesiriyle, hakikate yaklaşmış olsa da, bu günkü malûm cenahın hakikati muasır tağutlar veya tağutlaşmış nefisleri lehinde tahrif ettikleri açıktır.

Evet, Tarkanca yetişen de ancak Tarzanca konuşabilir, ve zekâ düzeyi de elbette çok geri bir döneme takılı kalacaktır hep. Allahuâlem.

Kısacası bilimsel açıdan; Hay Bin Yakzan’ın da, Tarkan Bin Kurt ve Tarzan Bin Aslan gibi mantıksız bir kurgu olduğu bir kez daha aşikârdır.

İnsan ancak insandan irşad olur; Adetullah da dediğimiz “umumî” tabiat kaidelerine göre böyledir. Ancak Allah’ın “hususî” ikramatı ve müsadesi müstesna. Bu iki hal dışında evvelki neslin nezaret ve refakatinin, şefkat ve himayesinin, talim terbiyesinin olmadığı hallerde ise, bir mucize olmazsa şayet, ancak ve ancak ölür insan yavrusu, ve bazı “mucizevî” durumlarda bedeni ölmezse de aklı, zekâsı adeta ölüdür ve “hayvan” gibi bir mahlûk olur. Ve âkil olmazsa mükellef de olmaz. Yok, sağ kalmakla birlikte bir de kâfi derecede âkil olursa eğer, yine “mucizevî” bir şekilde olabilir ancak. Aklın bilimin izah etmesi mümkün görünmüyor.

(4) https://youtu.be/kq9BelKCkF4?si=w9_mGJYzziCQ77Vs Bebeklerin dil gelişimi hakkında çok mühim bir araştırma. 48. dakikadan itibaren.

(5/6) https://www.arambakirci.com/post/cok_dillilige_norobilimsel_bakis Hayvanlar üzerinde yapılan göz ve derinlik algısı deneyi hakkında. Ve erken gelişim çağında bir dile çok kısa süre bile olsa maruz kalan insanların o veya başka bir dili öğrenebilme yatkınlığı hakkında.

(7) https://youtu.be/cgcK-T4hkTk?si=YnGTk-wpNuQr2l6t Dil ediniminde kritik döneme dair faydalı bir video. Bilhassa 20. dakikadan itibaren.

(*) Psikolojik Danışman & Tarihçi

Bir Cevap Yazın

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Adımlar Dergisi sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin