KADINA YÖNELİK ŞİDDETE DAİR
DÜNYAYA DAYATILAN BATI’LI YAŞAM TARZI İNSANLIĞI YOK OLUŞA SÜRÜKLÜYOR
Burak MERİH
Farklı ülkelerde ve farklı zamanlarda yapılan çalışmalar, neoliberal hayat tarzının insan ve dolayısıyla aile yapısını, her mecrada adım adım çöküşe götürdüğünü kanıtladı! Çözüm olarak sunulanlar ve örnek olduğu iddia edilenlerin esasında çözüm olmadığı ve örnek gösterilenlerin de örnek olma vasfına haiz olmadığı saha araştırmalarıyla ortaya çıkıyor.
Bu çalışmalardan biri de şöyle:
* İzlanda’da kadınların yaklaşık yüzde 40’ının cinsel ya da fiziksel saldırıya uğradığı ve birçoğunun travma sonrası stres bozukluğu (PTSD) yaşadığı belirtildi.
Kâğıt üzerinde İzlanda’nın kadınlar için bir cennet olması gerekir.
Yüksek gelirli İskandinav ülkesi, Dünya Ekonomik Forumu’nun küresel cinsiyet eşitliği sıralamasında 15 yıldır üst üste zirvede yer alıyor ve son yarım yüzyıldır kadın ve erkeklerin ülkeyi yönetme olasılığı eşit.
Ancak yeni bir analiz, ada ülkesinin uluslararası itibarının çarpıcı bir uyarıyla birlikte geldiğini gösteriyor. İzlanda’da kadınların yaklaşık yüzde 40’ının cinsel ya da fiziksel saldırıya uğradığı ve birçoğunun travma sonrası stres bozukluğu (PTSD) yaşadığı belirtiliyor.
Reykjavik Üniversitesi’nde psikoloji doçenti olan Rannveig Sigurvinsdóttir Euronews Health’e yaptığı açıklamada, “Beklentimiz, toplumsal cinsiyet eşitliğinin yüksek olduğu bir ülkede mağduriyet oranlarının daha düşük olmasıdır,” dedi.
“Bizim gördüğümüz ise kesinlikle bu değil.”
JAMA Network Open dergisinde yayınlanan çalışmada, İzlanda’da 18 ila 69 yaşları arasındaki yaklaşık 28.200 kadınla yapılan ankette, ölü doğum, çocuğun alınması, boşanma veya ayrımcılık ve aşağılanma gibi 23 “yaşam stresi” yaşayıp yaşamadıkları soruldu.
Her üç kadından ikisi istenmeyen cinsel deneyimlere şahit olduklarını ya da doğrudan mağdur olduklarını söylerken, bu durum en yaygın yaşam stres faktörü olmuş ve bunu yaşamı tehdit eden hastalık ya da yaralanmalar (yüzde 58,1) ve kazalar, yangınlar ya da patlamalar (yüzde 51,1) izlemiştir.
İzlanda Üniversitesi’ndeki çalışmanın arkasındaki araştırmacılar, katılımcıların PTSD semptomlarını da değerlendirmiş ve genel olarak kadınların yüzde 15,9’unun olası PTSD’ye sahip olduğunu tespit etmiştir.
Cinsel şiddet, travma ve sağlık arasındaki bağlantı
Cinsel saldırıya uğrayan kadınların PTSD’ye sahip olma olasılığı, çocuklarının ellerinden alınması, ani ve şiddetli bir ölüm ya da doğal afet gibi başka herhangi bir yaşam stresine maruz kalan kadınlardan daha yüksek.
“Literatürde en çok PTSD yaşayan iki büyük grup cinsel şiddete maruz kalan kadınlar ve gazilerdir”.
Araştırmaya göre cinsel şiddet, ilk kez 12 yaşından küçükken saldırıya uğrayan kadınlar ve bir partner ya da ebeveyn gibi bir akraba tarafından saldırıya uğrayanlar için daha travmatik.
İzlanda’da yapılan bir başka analiz, işyerinde cinsel şiddete maruz kalan kadınların depresyon, anksiyete, intihara teşebbüs, uyku sorunları yaşama ve aşırı alkol alma olasılıklarının daha yüksek olduğunu ortaya koyuyor.
İskandinav toplumsal cinsiyet paradoksu
Sonuçlar birlikte ele alındığında, İzlanda’nın toplumsal cinsiyet eşitliği konusundaki itibarı sorgulanmaktadır, ancak İzlanda bu tür şiddetle ilgili sorun yaşayan tek yüksek gelirli İskandinav ülkesi değil.
Araştırmaya göre Finlandiya, Danimarka ve İsveç’te yaşam boyu cinsel veya fiziksel saldırı oranları Avrupa’nın geri kalanına kıyasla daha yüksek.
Ayrıca, İspanyol araştırmacılar Avrupa ülkelerindeki mevcut evlilik içi şiddet oranlarını araştırdıklarında, İskandinav ülkeleri ile diğer ülkeler arasındaki eşitsizlik önemli ölçüde azaldığı görülüyor.
Sigurvinsdóttir, “Aslında İskandinav paradoksu sadece yaşam boyu mağduriyete baktığınızda geçerli gibi görünüyor,” dedi.
Centre d’Estudis Demogràfics (CED) ve Universitat Pompeu Fabra’dan araştırmacılar, bunun İskandinav ülkelerindeki insanların yaşamları boyunca daha fazla partnere sahip olma eğiliminde olmaları ve bunun da istismarcı ilişkilerin ortaya çıkması için daha fazla fırsat yaratmasından kaynaklanabileceği, oradaki erkeklerin doğaları gereği daha şiddet yanlısı olmalarından kaynaklanmadığı sonucuna vardı.
Sigurvinsdóttir, “Bu bize toplumsal cinsiyet eşitliğinin şiddetin gerçekleşmesiyle değil, toplumun buna nasıl tepki verdiğiyle ilgili olduğunu söyleyebilir,” dedi.
Başka bir deyişle, kadına yönelik şiddet, toplumun toplumsal cinsiyet eşitliğine öncelik verip vermediğinden bağımsız olarak gerçekleşmektedir. Bu da şiddeti ortadan kaldırmanın ayrı bir kültürel ve politik zorluk olduğunu göstermektedir.
Sigurvinsdóttir, “Bence insanlar yavaş yavaş travmanın ne kadar yaygın olduğunu ve sonuçlarının ne kadar ciddi olabileceğini fark ediyor,” dedi.
Çözüm mü?
Bundan 1400 sene öncesinde, Allah Resûlü, İslâm’ın hâkim olduğu Arabistan’da, bir kadının bir uçtan diğer uca korkusuzca seyahat edebileceğini ilân etmişti.
Dünyanın neresinde ve hangi tarihte kadınların güvenliğini böyle sağladım diyebilen başka bir devlet başkanı ve rejim gösterilebilir mi?
İşte Batı’nın en çok övündüğü ve örnek gösterdiği İskandinav ülkelerinin hali, gerisini varın siz düşünün.










