TOPLULUK HAKİKATİNE DAİR

Alâaddin Bâkî AYTEMİZ

Aziz Tolga Ağca, face haesabında V. Frankl’den alıntılamış, ben de onda gördüm, aktarıyorum:

Toplama kampında bir kadın cesedi görmüştüm, intihar etmişti. Ondan kalanlar arasında bir kağıt parçası vardı, şöyle yazmıştı:
“Yazgıdan daha güçlü olan onu çekme yürekliliğidir.” Bu özlü söze rağmen canına kıymıştı. İnsani temas olmadan bilgelik eksiktir.”

Bu söz bana Topluluk Hakikat meselesini ve ne kadar önemli olduğunu bir kez daha tedai ettirdi. İlk aklıma gelen de şu oldu: Sürüden ayrılanı kurt kapar.

Tabiî böyle söyleyince sürünün üyesi olmak gibi hoş olmayan bir mefhum ve peşi sıra, “ne yani, şahsiyet değil de sürüyü oluşturan koyunlardan biri mi olalım?” suali gündeme geliyor.

Önce şunu bir kez daha vurgulayalım: Bu dünyaya ait kavramların hiçbiri mutlak mânâda iyi veya kötü, doğru veya yanlış değildir. Her birinin iyi tarafı olduğu gibi kötü, doğru tarafı olduğu gibi yanlış, güzel tarafı olduğu gbi çirkin tarafı da vardır.

Yani sürüden olmak ne tek başına doğru ne de tek başına yanlış bir şeydir. Mesele, her meselede olduğu üzere, nerede nereye bakacağını, nerede nasıl davranacağını bilmekle alâkaladır ki, gerçek mânâda şahsiyet de bu kıvama erebilmek demektir. Kısacası, sürü ile birlikte olup, birlikte hareket etmenin gerek olduğu yerde, “ben şahsiyetim, benim doğrum bu ve ben kendi doğrumdan taviz vermem!” denirse, bu, şahsiyet olmak demek değildir. Şahsiyet olmak, cins atlar gibi nizâm ve disiplin kemendine boynunu teslim etmekken; sürüden ayrılmamak gerektiği yerde güya şahsiyet olmak adına bunu reddetmek, şen sıpalıktan öteye geçmeyecek tavra denir.

Şahsiyet olmak adına, şahsiyetin ruhu tepeleniyor ve şahsiyet olmak, şen sıpa olmakla karıştırılıyor bazen…

Şahsiyet, topluluk hakikatinin tüttürülmesi gereken yerde, topluluk hakikatinin gereğini yapabilmek adına, kendi doğrusunu topluluğun önüne koymama olgunluk ve erdemini gösterebilmekle olur. Topluluk hakikatine aykırı şahsiyet iddiası fitne ve fesada çıkar. İnsan, bir meselede her türlü fikri ileri sürebilir ama topluluk olarak hareket etmenin gerek olduğu yerde, buna aykırı kendi fikri ile hareket etmeyi önceliyorsa, kendi nefsini, topluluktan ileri tuttuğuna delâlet eder.

İnsan, içinde yaşadığı toplumla fikir ayrışmasına düşemez mi? Topluluğun her dediğine evet demeli mi? Burada, nerede hayır diyeceğine dair ölçü gerektiği apaçık. İslâm, şeriata apaçık aykırı olmayan bir hususta, kişilerin, liderlerin şahsi-indi tavrıyla alâkalı kararlarda, bu karara uyulması gerektiğini vazeder. Öyle ki, İslâm’da şahsiyet olmanın en büyük örneklerinden biri olan Hz. Ömer, “gün geldi, Ebubekir’in fikirleri bana uymasa da itaat ettim” demiştir. Ne de olsa her yiğidin bir yoğurt yiyişi vardır ve bu bize uymuyor, bize ters geliyor da olabilir ama bu ters geliş sadece bizim tavrımıza aitse, esasa değinmiyorsa, topluluk hakikatini yaşatabilmek de bunun gereğini yapabilmekle alâkalıdır.

Bir Cevap Yazın

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Adımlar Dergisi sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin