GÖNLÜN GRAMERİ – 2

Burhan Halit KOŞAN

“İnsanı insan yapan ancak dilidir ve dilin olmadığı yerde insan, insanın olmadığı yerde de dil yoktur” (*) buyuran Mukaddes İhtiyar’ın himmeti bizimle olsun. Bizimle olsun ki, Güneş tepemizde iken gölgelenebilelim ve zemheri ayazında ısınabilelim.

Tarihimize göz kırptığımızda, medeniyetimizin inşa edildiği devlet ve imparatorluklarımızda hür tefekkür, bağımsız düşünce ve bilim alanındaki utuliter-yararcı faaliyetlerin her birinin gözetim kültürünün hışmıyla değil, teşvik kültürünün renkleri ile desteklendiğini görebiliriz.

Beşer tarihinde bir eşine rastlayamayacağımız “hayvanlar parlamentosu” ile İslâm dinini ortadan kaldırmak, Türk milletini imha etmek ve insanlığı felâkete sürüklemek için çalışan, çabalayan suni bir devletin olduğu gezegenimizde çok dikkatli olmak mecburiyetindeyiz.

Kurumsal gözetim kültürünün yaygın olduğu ve devletin “hayvanlar parlamentosu” eliyle yönetildiği her bir coğrafyada iç savaş veya dış savaştan önce kelimelerin kavgası yaşanır.

Takdir edersiniz ki, edebiyat, siyaset, kültür ve benzeri alanların her biri de, her şeyden önce bir dil savaşı, işaretlerin savaşı ve sembollerin savaşıdır. Hani demem o ki, kültür savaşları her zaman kurşun savaşlarından önce gelir. Her kültür savaşı mutlaka silâhlı bir çatışmaya yol açmasa da kültürlerarası savaş olmadan kesinlikle ve kesinlikle sıcak bir savaş olmaz.

Kültür savaşı ile sıcak savaş arasındaki tek fark cephane farklılığıdır. Tank, top, tüfek, füze, kurşun, roketatar, kimyasal gazlar, nükleer silahlar ve benzeri enstrümanlar sıcak savaşın cephaneleridir. Allah’ın üzerine yemin ettiği kalem, kelimeler, fırça, boya, nota, elementler, rakamlar, el sanatlarında kullanılan kıl testere ve tokmak gibi her türlü alet edevatın da kültür savaşlarının cephaneleri olduğunu söyleyebilirim. İdeolojik savaşın zaferi her zaman seçim zaferinden önce geldiği gibi, kültür savaşının zaferinin de sıcak savaşın zaferinden çok çok önce geleceğini dillendirmek hikmet ilminin bir prensibidir.

“Mânâ dipsiz bir âlem herşey zevkten ibaret
Dilin ucunda ama yetişmiyor kemendin” (**)

Kültür savaşı, “büyük cihat” dairesinin içerisindeki gâh ahlâk mevziisindeki savunmasıyla, gâh erdemler mevziisinden yaptığı taarruz hamleleriyle hem “küçük cihat-sıcak savaş”ın meşruiyetini sağlar, hem de zaferin haberini müjdeler. Kültür savaşı ve sıcak savaş birbirlerinin münkiri değil, düşmanı değil, rakibi değil, tezadı değil, aynı parçanın birbirlerinin devamı olan ve tamamlayan unsurlarıdır. Kültür savaşı ile sıcak savaş arasında ast ve üst ilişkisi olmadığı gibi, üstünlük ve düşüklük derecesi de yoktur, tercih ve nüans farkı vardır…

Kültür savaşı ile geleneğimizin geleceğini teminat altına alırken, sıcak savaş ile neslimizin geleceğini güvence altına alırız. Kültür savaşının unsurlarından biri de makaledir ki, ilmek ilmek işlenen her bir makale kelimeler arasındaki segmentasyona odaklanmakla birlikte, hem dillendirdiği meseleyi, hem ifade ettiği kelimelerin kategorilerini vurgulamaya dikkat eder. Makale içeriğindeki karşılaştırmalı tahlil ve analizler, bir nevi üç dilli veya dört dilli bir külliyata benzer özelliklerin varlığını sergiler. Kalburüstü makalelerin her bir paragrafını birbirine birleştiren afili bağlantılar, kelimelerin kafiyeli ahengi, aklın ve zekânın heyecanını tetikleyen anlam arayışını başlatması ve neticelendirmesi gibi öğeler olmazsa olmazıdır.

Bütün bunlara rağmen, kalburüstü bir makale ve sığ bir yazıyı birbirinden ayıran asıl farkın gramerin bu ve benzeri fiziki unsurlarından değil, metafiziğin ve tasavvufun unsurlarından kaynaklandığını söyleyebilirim. Erdem mi üstündür, ahlâk mı üstündür?

Mini minnacık da olsa değinmediğim metafizik ve tasavvuf grameri ziyaretimizi biraz daha tehir edip, fiziki gramere devam edelim. Evet, kültür, külliyat ve dil demişken, işaret dilinin de Allah’ın âyetlerinden bir âyet, ilâhî hikmetlerden bir hikmet olduğu bilinse de iyicene ifşa edelim. Eğer sesimiz ve lisanımız olmasaydı ve birbirimizden bir şey isteyecek olsaydık veya bir şeyleri gösterecek olsaydık, dilsizlerin yaptığı gibi işaret dili veya ellerimizin işareti ile gözlerimizin iması yoluyla istemeye ve göstermeye çalışmaz mıydık?

Evet, gayet sade ve anlaşılır bu suale vereceğimiz cevabımızın bile dil mucizesinin inkâr edilemeyecek kadar azametli olduğunu ve lisan gerçekliğinin asla reddedilemeyeceğinin anlaşılmasına kafidir. Evet, Türkçe lisanımız ve kültürümüz için yaptığımız savaşımızın karşıtlık üzerine değil, “erdemlerin ve ahlâkî otoritenin” kaynağına bağlı olmanın getirdiği çok derin bir farklılıktan kaynaklandığını söyleyebilirim. Dilimize olan yaklaşımımız, neye, nasıl inandığımız ve neyi temsil ettiğimizle ilgilidir. Dil savaşı, Anadolu’nun ruhu olan İslâm için devam eden din savaşıdır. Bu savaş, yarın nasıl bir millet olacağımızın yönünü ve istikâmetini tayin edecek kadar hayati önem taşıyan bir savaştır.

Atamız Oğuz Kağan’ın tahakkukuna mutabık “Mavi Bayrak” ütopyamıza erişebilmemiz ve kavuşabilmemiz, inancımızın ve geleneğimizin geleceğini teminat altına alabilmemiz için, bu aziz fikrin, yani “Mavi Bayrak” fikrinin nesiller arası sürekliliği önemlidir. Bir milletin millet olmasını sağlayan fikirlerin aktarılmaması veya kesintiye uğraması halinde kaçınılmaz olarak yanlış yorumlara ve insanlar arasında gerilimlerin tetiklenmesiyle önce zihinlerin ayrışmasına ve sonra parçalanmaya sürükler. Kültür ve dil, aidiyet fikrimizi oluşturduğu gibi, aynı zamanda kendi kimliğimizi bulmamızı ve ideâllerimize uymayanları reddetme hürriyetini bahşeder. Aynı zamanda cüzzamlı cumhuriyetin çaldığı veya Batı ve uzak Batı-Amerika tarafından kundakta iken kaçırılan kayıp kardeşlerimizle kucaklaşabiliriz.

Kültür savaşının en yoğun yaşandığı mevziilerden biri makale cephesidir. Kelime, üslûp ve retorik- söz sanatları cephanesi ile hedefine ulaşmayı ve yozlaşmış elitlere karşı harekete geçirme çabasındaki ödün vermez. Aynı zamanda şairlerin şiirlerindeki kadar olmasa bile müteveffa kelimeleri diriltmek ve polen toplayan arı misali, milletinin faydasına olacağına inandığından dolayı, farklı, farklı milletlere ait kelimeleri ödünç alıp kullanmaktan çekinmez.

Ne buyurdu Mukaddes İhtiyar:

“Başka dillerden kelime almak bir dil için kusur değildir. Kötü olan, başka bir dilden kelime almak değil, gramer almaktır” (***)

Evet, farklı farklı milletlerden ihtiyacımız olan kelimeleri alabileceğimiz gibi kendi öz kaynaklarımızı da makalelerimizde kullanmak mecburiyetindeyiz. Kalburüstü bir makalede olmazsa olmaz unsurlardan biri de atasözleri, deyimler ve yerel ifadelerdir…

Atasözleri, sıkıntılı zamanlarımızda her zamankinden çok daha fazla rollerini oynayarak çıplak, çırılçıplak gerçeklerle yüzleşmemizi sağlar. Şaşırdığımız ve donakaldığımız bir kısım vaka ve hadiseler karşısında sunduğu istikrarlı ölçütleri ile ayılmamızı ve kendimize gelmemizi sağlar. Herhangi bir konuda, kararsızlığın getirdiği istikrarsızlıkla karşı karşıya kaldığımızda teklif ettiği öğretisiyle irademize kavuşur ve istikrarla yürürüz. Bugün veya yarın, belirsizliklerle karşılaştığımızda denizde kayık, okyanusta adalar sunar…

Devam edecek…

* Salih MİRZABEYOĞLU: Dil ve Anlayış / Sayfa:73

** Salih MİRZABEYOĞLU: Kayan Yıldız Sırrı / Sayfa: 133

*** Salih MİRZABEYOĞLU: Dil ve Anlayış / Sayfa: 133

Bir Cevap Yazın

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Adımlar Dergisi sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin