HZ. ÂDEM SAKALSIZ MIYDI?

Selim Gürselgil

İslâmî kaynaklarda “Hz. Âdem sakalsızdı, sakal daha sonra oğullarında çıktı” şeklinde bir bilgi var. Bunu birkaç yerde görünce bilginin asıl kaynağını merak ettim.

Bu tür konularda usûlüm şudur: Bir bilgi Kur’ân ve Sünnette yoksa, ya İsrailiyattan gelmiştir, yahut keşiftir. İsrailiyattan gelenler muhakkak doğru veya muhakkak yanlış değildir; süzmek gerekir. Keşif ise -emin bir velînin beyanı- benim için “doğru”dur.

Yukarıdaki bilgi için bu kaynaklardan hiçbirine eremedim. İsrailiyatta böyle bir bilgi olduğuna ilişkin bir ipucu bulamadım. Keşif olup olmadığını kayıtlandıran bir işaret de yoktu.

Aklıma bir yakınım geldi. Yıllar önce rüyasında Hz. Âdem’i görmüş, sonra bana heyecanla anlatmıştı. Ona gittim ve aramızda şunlar geçti:

  • Sana bir şey soracağım ama iyi düşün de cevap ver. Hz. Âdem’in sakalı var mıydı, yok muydu?
  • Şimdi öyle zor bir şey sordun ki… Bu benim hiç dikkatimi çekme… Aa, sakalsızdı. Evet, evet, sakalsızdı!

Bunu söylerken rüyayı hatırlamış olacak ki, gözleri parladı. Gördüğünden emin olarak cevap verdi.

Vereceği cevabın benim için ne anlama geldiğini, benim tam olarak hangi cevabı aradığımı bilmiyordu. Çünkü benim okuduğum metinleri okumamıştı. Bu durum benim için ayrıca sıhhat belirtti.

Bu yakınım daha önce Hz. Âdem’i olduğu gibi Hz. İsa’yı rüyasında görmüş, onlar hakkında gördüklerini fizikî özelliklerine varıncaya kadar ayrıntılı olarak anlatmıştı.

Şimdi Hz. Âdem’in sakalsız olduğuna, İslâmî kaynaklarda geçen bu bilginin doğruluğuna ben de inandım. Bu rüya olmasaydı da bu bilgiyi doğru kabul edip kullanabilirdim.

Ama bu çok özel bir bilgi ve bunu bilmekle her şey hâllolmuyor, bilakis yepyeni sorular (problemler) ortaya çıkıyor. İlk insanın sakalsız olması, sakalın daha sonraki nesillerde ortaya çıkması ne demek?

Burada bahsettiğim rüya ile ilgili, bu konuyla doğrudan ilişkili olmayan bir diğer ayrıntı da şu:

Biz, tüm zamanın tüm insanları, aynı anda yaşıyormuşuz. Aradan perdeler kalkınca birbirimizi görebiliyormuşuz.

Bu bana iki şeyi çağrıştırıyor. Birincisi, Batı’da bu aralar enflasyon halinde patlayan “zamanda yolculuk” filmlerini (ve teorilerini)…

İkincisi ve daha önemlisi, İslâm büyüklerinin şu hikmetini:

  • İcmal (topluluk) mertebesinde ân, tafsil (açılış) mertebesinde zaman!

Buna göre, zaman, (mahiyetçe) ya bir tek ândır, yahut hiçbir şey. Nitekim hep bu bir tek ânda yaşarız. Geçmiş geçip gitmiştir, gelecek ise henüz gelmemiştir. Bizim için var olan sadece ândır.

Bir Cevap Yazın

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Adımlar Dergisi sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin