GÖKTEN YERE İNKILÂP

Selim Gürselgil

Gökte olanı yere indirmek, bir taraftan inkılâp, diğer taraftan felâkettir. Gökte olanı yere indirdikleri hâlde başının üstünde tutmakta devam edenler, inkılâpçılardır. Gökte olanı yere indirip ayakları altına alanlar ise cehennem ehli…

Bu ince, tehlikeli, zor bir iştir. Tarih boyunca daima İlâhî olanı makûl bir zemine taşımak, insanlara bir gerçeklik duygusu içinde aktarabilmek çabası görürsünüz. Peygamberler, onların mirasçısı âlimler… Bir de İlâhî olanı nefsine hapsetmek, nefsi için kılmak, onu kendisi var etmiş pozu atmak tutumunda olan sahte âlimler, belâmlar vardır.

Bir şeyler yapmaya, yapılması gerektiğini düşünmeye, bir yenileşme havası estirmeye çalışırken, bu işlere dikkat etmemiz de gerekiyor. İlâhî olana sadakati, meçhûle hürmeti, edebi ve hadlere riayeti elden bırakmamamız, sahte âlimlerin hevâ ve heveslerine düşmememiz gerekiyor. Sizleri zehirliyor, olmadık işlere sürüklüyor olmayayım?

Ne var ki, bu iş artık yapılmalı. Sözgelimi, Kur’ân’da bahsi geçen Zülkarneyn Aleyhisselâm’ın, niçin ve nasıl İskender karakteriyle özdeşleştirildiği, onun Yemen’den Rum’a, İran’dan Turan’a kadar nasıl taşındığı, tarihi dolduran İskendernâme’ler boyunca bütün insanlık tarihini aşarak nihayet nasıl uzaya çıkarıldığı hususu gözden geçirilmeli.

Bütün bunları reddedelim anlamında söylemiyorum ben. Belki bu husus yanlış anlaşılıyordur ve bir hayli zaman tekrar etmek zorundayız Benim dediğim, hakikatini bilmediğimiz mevzularda, sanki her şeyi biliyormuşuz gibi, dır ve tır vezinli cümlelerden sakınmak, “hakikatini bilmiyorum” diyebilmektir.

Tabiî bu “bilmiyorum”, çok şeyi temelinden değiştirecektir. Çünkü şimdiye kadar Zülkarneyn hakkında konuşanların ekseriyeti, onun kim olduğunu, ne zaman ve nerede yaşadığını biliyordu. Hem de o kadar iyi biliyordu ki, sözgelimi İslâm orduları (Emevîler veya Abbasîler) Hazarlar’la karşılaştığında, Hazar ülkesinde Zülkarneyn Aleyhisselâm’ın yaptığı seddi bulacaklarından emindiler.

Hazar Ordusunu alt edip kuzeye doğru ilerleyemeyince, yapılan barış görüşmelerinde, kendilerini tutamayıp, ülkelerinde, Demirkapı taraflarında böyle bir sed bulunup bulunmadığını sormaktan kendilerini alamadılar. Hazarlar, “hayır öyle bir şey bizde yok” deyince sükût-u hayale uğradılar.

İşte biz bu sükût-u hayâli değiştirmek istiyoruz. Bilmeyi değil bilmemeyi, nass haricindeki her türlü bilgiden soyunmayı, yeni bilgilere açık olmak için işe bilgisizlikle başlamayı, ileri sıçramak üzere birkaç adım gerilemeyi teklif ediyoruz.

Nass, daima başımızın üstünde kalmalı… Onun haricindeki her şey, bugün geçerli olup olmadığı üstüne sıkı bir eleştiriden sonra, icap ederse müzeye kaldırılıp, icap ederse çöpe atılmak şıklarından biriyle muamele olunmalı. Tıpkı eski dinarlar ve dirhemler gibi…

Bir Cevap Yazın

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Adımlar Dergisi sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin