İNSANLIĞIN DÜNYAYA YAYILIŞI
Selim Gürselgil
Darwin’in zamanında insanlığın kökeni, bugün var olmayan Lemurya (Serendib) adası farzediliyor ve ilk insan izleri Güney Doğu Asya’da aranıyordu.
Bugünkü evrimciler ise insanlığın Afrika’da türediğini düşünüyorlar. Afrika’da özellikle bir sürü insanımsı canlıların fosillerinin çıkarılması, onların görüşünü desteklermiş gibi görünüyor.
Biz önceki görüşe daha yakınız ve İlk İnsanlar romanı da bu görüşe göre şekilleniyor. Bunun sebebi şudur:
Afrika’da insanımsı canlıların yoğun olması, insanın da oradan türediğini göstermez. Evrimciler insanın bu canlılardan türediğini düşündükleri için, onları yoğun biçimde gördükleri Afrika’yı esas alıyorlar.
Oysa insanlar Afrika’ya Asya’dan daha geç bir tarihte ayak bastılar. Orada insanımsı varlıkları yoğun olarak görünce onlara “ifrit” adını verdiler. “Afrika” ismi de buradan gelir.
İfritlerin çokluğu ve vahşî tabiat yüzünden ilk insanlar Afrika içlerine fazlaca yayılma imkânı bulamadılar. Mısır’da oturdular ve oradan Fas’a kadar bir hat boyunca ilerlediler. Yakın zamanda Fas’ta 200 ila 300 bin yıllık bir insan fosiline rastlandı.
Mısır’dan Nil boyunca güneye de indiler. Bizim kitabımıza göre, bazı kollar Babulmendeb Boğazı’nı geçerek de Afrika’ya girdiler.
Günümüzde kimi evrimciler, o dönemde, Babulmendeb Boğazı’nda bir kara köprüsü (doğal köprü) bulunduğunu düşünüyor. Bu olmasa bile aradaki pek çok ada üzerinden sallarla geçmiş olabilirler.
İşte İlk İnsanlar romanı bu görüşü savunuyor. İnsanların Asya’da türediğini, ilk Ortadoğu’da yoğunlaştığını ve geri kalan bölgelere buradan dağıldığını…
Bu görüş, eski kitaplarda okuduğumuz fikirlerle de uyumludur.










