İSLÂM İHTİLÂL VE İNKILÂPÇISININ, İSLÂM İHTİLÂL VE İNKILÂBININ DOĞUM GÜNÜ
Alâaddin Bâkî AYTEMİZ
Bugün, Kumandan Mirzabeyoğlu’nun doğum günü…
75 sene önce, 1950’de Erzincan’da doğmuş Mirzabeyoğlu…
Peki, Kumandan Mirzabeyoğlu kimdir?
O İslâm ihtilâl ve inkılâpçısı…
Şu adam, büyük bir velîdir…
Bu, büyük bir âlim fıkıhçı, hadisçi vs…
Peki, İslâm ihtilâl ve inkılâpçısı ne demektir?
Şunca velî, âlim vs varken, inkılâpçıya ne gerek var?
Müslüman olmak, âlim olmak, velî olmak yetmiyor mu bu ümmete?
Olmadı asker olsun, bürokrat olsun, vâli, hâkim, savcı…
Olmadı başbakan, cumhurbaşkanı olsun…
Yetmiyor mu?
Yetiyor mu?
Bir zamanlar, “bu iş inkılâp işidir!” dediğimizde, bize, “biz iktidara gelince görürsünüz!” derlerdi.
Geldiler ve gördük…
Vâli oldular, hâkim oldular, savcı oldular, başbakan, cumhurbaşkanı, devlet başkanı oldular ama İslâm’ı eşya ve hadiseye tatbik edemediler, edemiyorlar. Yaşanmaya değer hayatı kuramadılar, kuramıyorlar… Bunları yapamadıkları gibi, bir de İslâm’ın eşya ve hadiselere tatbik edilerek yaşanmaya değer hayatın kurulmaması için davayı içeriden baltalamak üzere ellerinden ne geliyorsa yapıyorlar ve çoğu da bu yaptığının davayı içten baltalamak olduğunu bile anlamayacak şuursuzlukta…
İslâm’ı eşya ve hadiselere tatbik ederek yaşanmaya değer hayatı kurmak neyle ve nasıl mümkün olur?
İslâm’a Muhatap Anlayış’ın tatbik vasıta sistemini kuşanmakla…
Neyi nasıl yapacağını bileceksin ki, ola ki bir yerde yanlış yapsan bile, yaptığın yanlışı dahi tecrübe olarak doğruya tahvil edebilesin.
Neyi nasıl yapacağını bilmeyen, İslâm’a Muhatap Anlayış’ın tatbik vasıta sistemini bırak kuşanmayı, bunun gerekliliğini bile idrak edememiş adam… Doktorluk bilmeden hasta tedavi etme cüreti… Hastanede hademelik yapmış ya haspam, köyünde doktorluk satacak…
Kısacası, İslâm davası, bunların anladığı gibi ucuz değil. Nitekim, anladıklarını ortaya koyduklarında karşımıza çıkan şey, nesilleri İslâmdan nefret ettirmenin sebebi oldu, oluyor.
İşte Kumandan Mirzabeyoğlu, bize bunları, bu iş bunların elinde kalırsa neticenin buralara geleceğini yıllar öncesinden ihtar eden, bunun davasını, mücadelesini veren adam… Nitekim cezaevinden çıktıktan sonra verdiği konferansta, “Hadi kapıyı kırmadan içeri girdin, peki ne yapacaksın? Ne yapman gerektiğini bilmiyorsun ki! Bu iş bizsiz olmaz!” diyerek, hepsini çapsızlıkla, bilgisizlikle, yetersizlikle, liyâkatsizlikle itham etmiş olmadı mı?
Neticede ne oldu?
Kumandan’ın, “bizsiz olmaz!” hükmünün tersinden doğrulayıcısı oldular, oluyorlar.
İşin düzünü yapsalar, bu işin İslâm inkılâpçıları eliyle olacağı doğrulanacaktı. Fakat, tersini yaparak, işler her geçen gün daha da berbat hâle bu inatları sebebiyle geliyor ki, işte bu tavırları ile, “bizsiz olmaz!” hükmünü pekiştirmeye devam ediyorlar. Bizsiz yapmakta ısrara devam ettikçe işleri kendileri ve millet adına daha da berbat hâle getirmekteler.
Niye biz?
Çünkü bizim elimizde İslâm’a Muhatap Anlayış’ın tatbik vasıta sistemi var; eşya ve hadiseleri bu sistem şuuru ile değerlendiriyor, ele alıyoruz. Eksik kaldığımız yerleri de buna göre tamamlamaya çalışıyoruz. Yani rastgele “İslâm, müslüman!” diyerek değil… Yoksa İslâm elbette her meselenin çözümünü barındırır ama bunu ortaya çıkaracak olan Muhatap Anlayış vizyonudur.
Muhatap Anlayış zarurettir.
Bunu böylece ifade etmek kibir-gurur değil, hastayı kurtarmak için doktorun, “açılın, ben doktorum!” çığlığıdır.
Bu işi yapabilecek seviye ve liyâkat ancak Muhatap Anlayış’a muhatap olunduğunda elde edilebilir. Doktor olmak için nasıl tıp okumak gerekirse, İslâm’ı eşya ve hadiselere tatbik edebilmek için de Muhatap Anlayış diploması almak gerekir…
Yani bu iş sırf velîlikle, fıkıh bilmekle, iktidara gelmiş olmakla olacak iş değil.
Ama ille de yanlışta ısrar edilmekte.
Meselâ..
Yeni Osmanlı ve İmam Hatip güzellemeciliği…
Osmanlı ve İmam Hatip iyi de kurtarıcı değil ki!
Osmanlı, Osmanlı olsaydı, yıkılmazdı. İmam hatip dediklerinden de Osmanlı’da âlâsı vardı, ona rağmen yıkıldı, kurtarıcı olamadılar… Eksik olan neydi de yıkıldı Osmanlı? Osmanlı’da, İslâm’a Muhatap Anlayış pörsümüştü, kendini yenileyemedi. İşin ruhu gitmiş, kabuğu kalmıştı. Bunlardan dolayı yıkıldı Osmanlı. Fıkıhçı olmadığından, velî olmadığından, İmam Hatip olmadığından, yazar-çizer olmadığından değil… Bugünle kıyaslayacak olursak, AKP’nin yetiştirdiklerine, AKP için kalemşörlük yapanlara, fetva için başvurduklarına bakacak olursak, âlâsı vardı Osmanlı’da. Ama yıkılmayı önlemeye yetmedi. Muhatap Anlayış yenilenemedi çünkü. Kendi başına kaldıklarında Osmanlı’nın yıkılmasını önleyemeyen şeyler mi bizi ayağa kaldıracak? Bu, Yeni Osmanlıcılık, İmam Hatip, şu-bu şeyleri; esasında ne yapacağını bilmediğinden, İslâm’a Muhatap Anlayış’ı yenilemenin ne demek olduğunu bilmediğinden, eksik olanı tesbit edemediğinden, hastalığı teşhis edemediğinden, nasıl tedavi edeceğini bilmediğinden, bir şey yapıyor görüntüsü vermekten ibaret şeyler.
Osmanlıcı olmayalım mı?
İmam hatipler olmasın mı?
Olmasın değil, İslâm’a Muhatap Anlayış’a bağlı olarak olması da gerek ama anlayış olmayınca iş kuru kabukta kalıyor ve çözüm olmayınca da sanki suç İmam Hatiplerde, Osmanlıcılıktaymış zannediliyor… Suç İslâm’da zannediliyor… Eksikliğe sebep olan da, çıkıp, “suç bende, davaya halel gelmesin!” demiyor. Derdi dava olsa demesi gerekir. Ama kendine bir şey olmasın da isterse davaya halel gelsin pişkinliği aldı başını gitmekte.
Netice mi?
Doktorun hastayı tedavi etmeyi bilmediği hâlde, hademenin doktorluk taslamaya devam ederek tedavi ediyor gibi yapmasına nisbetle ihanet derecesinde, hastayı ölüme götürecek derecede ağır suçlar. Bu defa hasta, İslâm’ın hastalığı tedavi edeceğine inanmamaya başlıyor. İslâm’a İslâm düşmanları bu zararı veremedi… (Meselâ, Yusuf Kaplan denilen tipitip, milletin İslâm’dan uzaklaştığını görüp söylüyor ama bunun sebebini başka yerlere kanalize ederek ve özellikle AKP’ye toz kondurmamak için hakikatin ırzına geçerek tedaviye mani olmaya devam ediyor. 4 ve 5 Mayıstaki yazılarına bakılabilir: https://www.yenisafak.com/yazarlar/yusuf-kaplan/devlet-ve-islami-merkez-ya-da-merkez-neresi-cevre-nereye-duser-4702780)
Hastalandığın zaman nasıl ki âlime, valiye, falana veya filana değil de doktora gidiyorsan, bu iş için başvurulacak merci de Muhatap Anlayış’ın remz şahsiyetidir. İslâm’a Muhatap Anlayış’ın yenileyiciliğinin remz şahsiyeti, sıradan yazar-çizer de demek değildir kısacası.
Muhatap Anlayış’a nispet içinde doktor doktorluğunu yapar, fıkıhçı âlimliğini, velî irşad görevini, yazar yazarlığını vs… Birbirlerinin yerine ikâme edilecek şeyler değil ki!
Fatih devleti yönetendir, Akşemseddin de irşad edici. Büyüklük küçüklük meselesi de değil. Topluluk hakikatinin tecellîsinde bir iş bölümüdür bu aynı zamanda.
İnkılâp, her şeyden önce zihinde olur, doğru nisbetlerin kurulmasıyla tecellî eder.
İşte, Kumandan Mirzabeyoğlu, bize bu şuur aydınlanmasını getiren remz şahsiyettir ve dolayısıyla O’nun doğum günü de İslâm ihtilâl ve inkılâbının doğum günüdür.
Remz şahsiyet…
İslâm’ın eşya ve hadiselere tatbikinin sözkonusu olduğu yerde, İslâm’a Muhatap Anlayış’ın tatbik vasıta sisteminin, o sistemin yürütücüsü “remz şahsiyet”in zaruret olduğu anlaşılmadan, müsbet bir hamleye imkân yok.
Muhatap Anlayış davası anlaşılıp, bu dava halka malolup gereği talep edilirse, AKP iktidarda kalabilir mi? Hademeler doktorluk taslamaya devam edebilir mi? Sormazlar mı adama: “Muhatap Anlayış nisbetin nedir, hani diploman?” diye… Bizi ilgilendiren gerçek diploma bu, Üstad’ın tabiriyle, “Büyük Doğu laboratuvarından alınacak halislik belgesi”… Dolayısıyla, Kumandan Mirzabeyoğlu’nun, “bizsiz olmaz!” diyerek meydan okuyuşu ve itham edişi karşısında, onun niçin katledildiği de anlaşılıyor. Evet, Kumandan Mirzabeyoğlu’nun doğumunun üzerinden 75, AKP çetesince Telegram suikastiyle katledilişinin, şehid oluşunun üzerinden de 7 sene geçti.
Ne görüyoruz?
Kumandan’ı katledenler gidici ama fikirler ölmüyor; o fikir -tersinden de olsa- kendini ihtiyaç olarak daha da hissettiriyor.
İslâm’a Muhatap Anlayış davasının remz şahsiyeti, kendisini katledenleri de tasfiye ederek hedefine hedefine doğru ilerliyor.
Kulaklarımızda onun sesi çınlamaya devam etmekte:
“Ben ölmem, beni kimse öldüremez; dal veririm, budak veririm, bu işi bitirmeden ölmem!“
Ölmedi!
Düşmanlarını bile kendisine tersinden gerçekleştirici yaparak davayı yürütüyor!










