OLİGARKLAR
Burhan Halit KOŞAN
Türkiye’nin değil, Anadolu’nun çok çok uzun bir gölgesi var.
Gönüldaşım, kardeşim ve kız kardeşim, anlatacaklarım Rus masalı ve Finlandiya öyküleri değil, bu menkîbe Kızılderililerin yaşadığıdır, yani bizim hikâyemiz, bizim serencamımızdır.
Bu çırılçıplak hakikate mutabık olarak neşe doğal, mutluluk sentetik, endişe meşrû, ütopya legâl, distopya illegâl ve her bir hayret bin bir hikmete hamiledir. Sempati intizam, empati kaos, kaygılanmak sara nöbeti, muğlaklık aldanmak, ihanet kundakçılık ve tereddüt bir iç savaştır. Savaş, her bir çağda farklı farklı elbiselerini giyer ve bazen mokasenlerini, bazen kramponlarını, bazen postallarını giyse de dört cepkenli para önlüğü her zaman belindedir.
Hani demem o ki, savaş, cephe cephe, mevzii mevzii devam ediyor. Ayaklarımızın tabanı yürümekten aşınsa da, yorgunluktan bitap düşsek de, kalemimizin barutu olan sözlerimiz tükense de hıçkırmaya ve üstadımıza ait “şarkımız”ı mırıldanmaya mecburuz…
“Gideriz nur yolu izde gideriz
Taş bağırda sular dizde gideriz
Bir gün akşam olur biz de gideriz
Kalır dudaklarda şarkımız bizim”
Kendini yetiştirmiş insan diye bir şey yoktur. Her bir insan ya Mesih’in rahlei tedrisatından geçerek Mesih’in arkadaşı olur veya Deccalın tornasından çıkan piyonlardan bir piyon olur.
Her bir insanın tercih ettiği kelimeler, cümle kalıpları, davranışları, tavrı, edası, mimikleri, jestleri, hoşgörü çıpası, aşk veya nefreti, muhabbet besledikleri veya öfkelendiği hususlar kendisinin hangi safta yer aldığını ele verir. Deccalın piyonlarının kullandığı aforizmalardan biri de “kendi kendini yetiştirmiş insan” iddiasıdır. Bu ifade kalıbının başı da sonu da kıytırık palavra, vesikalarını iblisten alan ailelerin insanlığa fısıldadığı bir sufledir.
Cumhuriyetin, fazlasıyla aşırı ayrıcalıklar içinde büyüttüğü, himayesine alıp beslediği ve her türlü sübvansiyondan yararlandırdığı vesikalı aileler, faili oldukları fiilî ahlâksızlıklarının, ekonomik hırsızlıklarının, kilerlerinde işledikleri cinayetlerinin, cafcaflı pervasızlıklarının ve aziz Türk milletine yaşattıkları acıların fark edilmemesi için, bu deccal aforizmasını bir şal olarak kullanırlar. Kesinlikle ve kesinlikle “kendi kendisini yetiştirmiş insan” diye bir olgu da yoktur böyle bir durum da yoktur.
İster yerel ister küresel çapta İslâm’ı ifsat, kültürleri yozlaştırma ve dilleri soysuzlaştırma için her türlü terör faaliyetinin müsebbibi vesikalı ailelerdir. Bu aforizmalarının bir safsata olduğunu bildikleri hâlde hem canice cürümlerini perdelemek hem de insanları psikolojik, sosyolojik, ekonomik, siyasî, içtimaî, kültürel ve istikbale ait tasavvurlarını baskı altında tutmak maksadıyla bu safsatalarını, kendilerine uşaklık yapan çürük aydınları aracılığıyla her bir insanımıza dikte ederler. Bu vesikalı aileler, kendileri dışındaki insanlardan yardım istenilmesinden rahatsız oldukları için, bütün ahalimizi “kendi kendisini yetiştirmiş insan” safsatasıyla, hem insanları uyutuyor, hem insanların başarısızlıklarının suçlusu olmaktan kurtuluyorlar hem de başarmalarına ket vurdukları insanların kendilerine muhtaç kalmasını sağlıyor ve haz alıyorlar.
“Kendi kendisini yetiştirmiş insan” safsatasıyla her bir insanın Kendi kendisini suçlamasının duygusunu uyandırırlar. Vesikalı aileler, müesses nizâmın torpillileri olarak hak etmedikleri hâlde çocukları istediği üniversitenin istediği bölümü kazandırıldığı için, ticarette haksız rekabetle başarı kazandırıldıkları için, hak etmedikleri hâlde doğdukları günden itibaren hariciyede “büyükelçi” veya çeşitli bakanlıkların “müsteşar, uzman” kadroları tahsis edildiği için salyalarını her tarafa akıtırlar. Müesses nizâmın koruduğu ve kolladığı bu aileler, kendi yetersizlikleri ve defoları nedeniyle salyalarını saçarak saldırganlaşırlar. Bu vesikalı aileler, müesses nizâmın “başarısız olmayacak kadar büyük” kurtarma paketlerinden veya kamu sektörü odaklı “başarı sertifikalı” hibelerinden yararlandırıldıklarını göz önüne aldığımızda, bu azgın güruhun, kendi azınlık kurallarını dayatan bir çete olduğunu söyleyebiliriz.
Anayasanın dışladığı ve kanunların baskıladığı savunmasız bir kişi, yasaların kendisini istismar etmesi karşısında hem fizikî çaresizliğinin hem zihniyetinin zayıflığı hem de “kendi kendisini yetiştirmiş insan” safsatasındaki palamut olmasının da etkisiyle, kendisini suçlama gafletine düşer. Hâlbuki insanların birbirlerine bağımlı ve muhtaç olması doğal olduğu gibi, ihtiyaç anlarında da ya yardım beklemesinde veya yardımcı olabilme fikrine malik olması asla ve kata utanılacak bir durum değil, bilakis teşvik edilmesi gereken bir zihniyettir.
Vesikalı aileler, “kendi kendisini yetiştirmiş insan” safsatalarını, kendilerine uşaklık yapan oligark aydınlar aracılığıyla yaygınlaşması karşısında da kahkahalar eşliğinde istihza ile gülerler. Küresel noktada İngiltere ile İsrail zihniyetinin uzantısı ve yerelde vesikalı ailelerin temsilcileri olan oligark aydınlar, azınlığın kurallarını ahalimize dayatmak için her yerleriyle yırtınırlar. Halide Edip ADIVAR, bu Yahudi Çıfıt’ı, aziz Türk milletinin ABD mandası altında yönetilmesini savunan Wilson Derneği’ni kurup, başkanlığını yapmadı mı?
Takdir edersiniz ki, dünün veliyullahları, âlimleri, entelektüelleri ve aydınlarının her biri dinî, içtimaî ve kültür eserlerini ortaya çıkarmak için her biri metodolojik bir şekilde kazı yapan arkeolog iken, bugünün aydınları ise oligark olmaları hasebiyle tam bir yıkım uzmanıdırlar.
Tafralı halüsinasyonlarını gerçek zanneden bu şizofrenler, tahrifat ve tahribat asitleriyle toplumun tüm kesimlerini zehirlerler. Çizdikleri karikatürler, attıkları sloganlar, kaleme aldıkları yazılar, tez ve konuşmalarında bölücü ve ayrıştırıcıdırlar. Laf cambazlığında sınır tanımayan bu şebekler, vesikalı ailelerin kurduğu ve bu şaibeli ailelerin çıkarlarını korumayı savunan vakıf, dernek, parti, düşünce kuruluşu gibi barınakların kemik yalayıcısıdırlar.
Oligark aydınlar, yani azınlığın kurallarını dayatan bu satılmış kalemler, algoritmalar veya terkibi hükümlerle (dinimiz ve örfümüzün formülleri) değil, her bir konuyu yönlendirmeye ve her sohbeti bulandırmaya çalışırlar. Azametli tarihimizin âlim ve şairleri gibi bir fikirleri ve meseleleri olmadığından dolayı sadece “yorum” yaparlar. Yaptıkları “yorum” hanelerinin de bu çağın sanat anlayışına denk düştüğünü söyleyebilirim. Ortak kelimeler dağarcığı, kelimelerin nasıl birleştirileceğini belirleyen kurallar, kendiliğinden yeni anlamlar oluşturma gibi üç temel unsurdan oluşan dilbilimi kurallarına da aykırı davranan bu çapsızların, bu hainlerin, mütercimi oldukları tercümelerinin de çevirisini yaptıkları eserin anlayışına aykırı bir şekilde olduğunu belirtmeye mecburum.
Günümüzde sanat artık kılavuzluk, sezgi ve üstün insan duygusallığı ve menekşeler saçan özelliğini hemen hemen tamamen kaybetti. Kalburüstü insanlar ile bu karanlık çağa aykırı insanların dile getirdiklerinin haricindekilerin çağın öfkesine kapıldığını ve çağın çirkefine bulandığını belirtmeliyim. Hani demem o ki, vesikalı ailelerin metresi olan oligark aydınlar için, kendi düşündükleri, kendi söyledikleri, kendi duyguları önemli ve kıymetli, kendilerine sufle veren efendilerinin dışındakilerinin ne düşündüğü ne söylediği ne hissettikleri önemli değildir…
Kursaklarında tereyağı değil, domuz yağı dolandığı için, kehanet vizyonlarıyla silahlanmış bir şekilde derin devletten değil, devletten, hükümetten ve her bir insandan fedakârlık talep eder dururlar. Konforlarından, ergen sapkınlıklarından vazgeçmezler. Karşıtlığı bir ihracat ürünü olarak görürler. Kendilerinin yaptığı yorumlara karşı çıkılmasından hoşlanmadıkları için, yorumlama yeteneklerinden dökülen ifadelerinin yasama yetkisine dönüştürülmesini talep etmekten çekinmeyecek kadar da utanmazdırlar. Bu ahlâksızlar, arkalarında enkaz bırakmaktan ve teknolojik determinizme tapınmaktan kaçınmayan bu putperestler, manevî otoriteye karşı çıkarlar. Her şeyin aslını bozmak için imitasyonunu (sahtesini) üretiyorlar ve güce tapıyorlar. Güç dediğimiz şey, bu yüklemi hak edenlerle ona tapanlar arasındaki kavgadan ibaret olduğunu zaten biliyorsunuz.
İşitiyor, dinliyor, duyuyorsan beni, korkmana gerek yok. Mazlumun ve mağdurun çığlığını işitmeyen, şehitlerin şikâyetini dinlemeyen, yetimlerin ve öksüzlerin hüznünü duymayan müesses nizâm yıkılacak, oligark aydınlarının meflûç bedenleri de aşiyana gömülecek.
Ahlâk temelli adaletin inşası için çabalayan biz olduğumuza göre, güç yüklemi olmayı da gizli özne olmayı da biz hak ediyoruz. Manevî otoritenin icrası için, oligark aydınları mavi kuşatma altına alan bir sipahi, bir Göktürk atlısı biz olduğumuza göre, güç yüklemi olmayı da gizli özne olmayı da biz hak ediyoruz. Gölgeyi, Güneşten önce var eden Rabbe şükürler olsun ki, “Mavi Bayrak” ile yürümeyi de bize nasip ettiğine göre ya hür vatan ya şehadet tercihimizden hangisi tecelli ederse etsin, güç yüklemi olmayı da gizli özne olmayı da biz hak ediyoruz…










