SABAH PROGRAMLARI VE TİMSAH GÖZYAŞLARI
Levent AKINCI
“Battık, bittik” dedirten, sürekli hastalık çığırtkanlığı yapan, teşhis koyan, bâtılı ve fuhşiyatı tafsilâtıyla tasvir ve teşhir ve yani adeta teşvik edip duran; ama asla hak bir tedavi ve reçete sunmayan malûm şeytanist sabah programlarını yapan-yaptıran sömürgeciler, fil dişi kulelerinden bu fukara topluma “timsah gözyaşı” döken Anadolu düşmanlarıdır!
Sinekleri vitrine koyup, üreyip türedikleri bataklığı ve sebeplerini konuşmuyorlar, hatta aklıyorlar; faturayı dine, örfe, tarihe, kültüre kesip sinsi şekillerde, meselâ çoğu kez îmâlarla, göndermeler yaparak değerlerimize çamur atıyorlar. Bataklık kendi tuğyâni sistemleridir! Memleketi batakhaneye çeviren de kendileri, oturup enkazı üstüne sureta ağlayan da kendileri!
Bütün kötülüklerin anası olan alkolden kumara, faizden çıplaklığa ve zina ve eşcinselliğe her türlü fahşa, her türlü sapkınlık serbest iken; sözgelimi çeşitli tv kanalizasyonlarında türlü türlü pislik diziler, ifsad eden bazı yarışma programları vb zırvalıklar yayınlanırken, veya meselâ her tür sapkın fantezi hatta ensest içerikli müstehcen filmler ve diziler internette dolaşırken susan, hatta yasaklanacak olsa “pornoma dokunma!” diyerek yürüyen veya onlarla paralel bir seküler hayat felsefesini savunanlara gün doğuyor; bir kısım zındıklar belki de bu pislikleri seyrede ede nihayetinde kendince normalleştirip de sapık olunca!
‘Kaynana dâmâdından hamile’, ‘kadın kaynıyla kaçtı’, ‘altınları için annelerini öldürdüler’, ‘vay be’, ‘rezalete bak’, ‘Anadolu bitmiş’ falan… Timsah Gözyaşları! Gelsin reyting, gelsin paralar.
Ünlü sapık ve seri katil Ted Bundy -idamından önceki röportajında-, müstehcen filmlerdeki sadist ve sapkın şeyleri seyretmekle başlayıp sonra uygulamaya geçtiğini söylüyordu. Hem bütün pisliklerin önünü açıyor, adeta teşvik ediyorlar -gerek gerçek hayatta gerek sanalda-, sonra da ortalığı b.k götürüyor diye bağırıyorlar! Ayrıntılı olarak halkın gözüne gözüne sokuyorlar cürümleri! Böylece, “propagandanın iyisi kötüsü olmaz” kabilinden adeta ikinci kez teşvik etmiş veya normalleştirmiş oluyorlar! Ne tiyatro ama!
Her türlü haramın, fuhşun ve hepsinin arka bahçesi veya kilometre taşı olan “teşhirciliğin” önünü açıyor sonra da çarpık ilişkiler üzerine ağıt yakıyorlar!
Önce, Hakk’ın koyduğu bütün hudutları çiğnetiyor ve sonra da bu bataklıkta palazlanarak birkaç adım daha ileri giden azılı sinekleri nazara verip battık bittik yaygarası yapıyorlar.
Daha doğrusu, mış gibi yapıyorlar. Bir kısım toplumun bu ahvaline çok üzülüp dert ediyorlar’mış’ gibi bir hava veriyorlar.
Ayrıca, artık herkes okuryazar. Osmanlı’daki o okuma yazma bilmeyen(?) zır cahil(?) toplum yok! Dört beş kuşaktır herkes senelerce okula gidiyor, “zorunlu” olarak! Neredeyse anasının koynundan emzikli iken çocuğu kapıyor düzen, seküler tornadan geçiriyor, senelerce okulda tutuyor, sonuç ortada! Ürünün belli bir kesretteki kısmı sürekli bozuk çıkıyorsa fabrikada bir sıkıntı var demektir!
Sen dînin hâkimiyetini yok eder (sadece kolluğu coşturacak kadarını, kullanışlı gördüğün dua ve sloganları serbest bırakıp) itikadını, ahkâmını ve ahlâkını yasaklar ve politikacı denilen güruhun uydurduğu tuğyâni yasalar ve bir kısım bozulmuş âdetlerle toplumun erdemli olmasını beklersen daha çok beklersin!
Sıkışınca da, “falan kursta taciz, filânda istismar” diyerek hedef şaşırtmaya çalışırsın! Onların da sorumlusu senin aynı kokuşmuş sistemindir! Sen toplumu tevhidden uzaklaştırır, şeriatı yasaklar ve batıl öğretiler ve ritüeller dayatırsan, itikadı gereği resmi ideolojiyi reddeden vatandaşlar da alternatif yollar arar ve bazen bilmeden ya bozuk bir tarikat/cemaat yurduna/kursuna ya bir merdivenaltı topluluğa gönderir çocuğunu. Vebal bu düzenin boynunadır yine. Sen bu toplumunun çocuklarına ahlâk ve bilim vermek yerine lâiklik, kemâlizm, feminizm vs batılları dayatır ve dinsizleştirme ve cinsiyetsizleştirme politikası güdersen, insanlar da alternatif eğitim öğretim yolları arar. Yani oralarda yaşanan zulüm ve istismarların da yayılan hurafatın da, hepsinin birinci derece sorumlusu yine aynı sistemdir!
Toplumda sadece “sapkınlıkların” değil “şiddet” ve “dolandırıcılık, hırsızlık” vs diğer suçların da birinci derece sorumlusu, sistem ve varlık sebebi olduğu malûm kodamanlardır! Tâ anasının koynunda emzikli iken kaptığın insanların, ömrünün en kritik ve en güzel yılları olan ilk yirmi yılını heba ettikten sonra nihayet üniversiteye giriş sınavlarında eleyip -sadece birkaç yüz binine lutfedip-, yarım yamalak bir meslek verip fakat sadece diplomalı birer köle yapar ve diğer birkaç milyonunu ise tamamen vasıfsız köle yaparsan, tüm bu insanlar elbette ki birbirinin kurdu olur! Hem en güzel yıllarını yedin bitirdin, hem gerek huy ve ahlâk edinmede, gerek meslek edinmede en kritik çağı ziyan ettin, öğüttün; sonra da posasını saldın piyasaya! Yaşasın şimdi, aç karnına insanca yaşayabilirse! Yeri gelmişken belirtmeli, artan “intihar” vakalarının da birinci derece sorumlusu yine aynı sistemdir! Artan “psikolojik hastalıklar”ın da!
“Teşhircilik” bitmeden bir kısım sapkınlıklar, “açlık” ve “sömürü” bitmeden de bir kısım sahtekâr ve saldırgan davranışlar asla azalmayacaktır.
Burada teşhir derken, hem bildik soyunmayı hem de bahsi geçen sapkın ilişkileri güya kötülüyor telin ediyormuş gibi göstererek ayrıntısıyla toplumun gözüne gözüne sokmayı, her ikisini de kastediyorum. Nursi’nin dediği gibi; batıl şeyleri iyice tasvir etmek safi zihinleri idlâldir.
Bir insanın kişiliğinin iskeleti üç yerde şekilleniyor; aile, okul, sokak… Birçok ailede din imân bırakılmamış, bir çoğunun hayatta tek gayesi para kazanmak, zengin olmak, daha rahat yaşamak. Okul hayatına gelirsek, zorunlu öğretim her yıl üniversite sınavlarında üç dört yüz bin kadar diplomalı köle adayı, üç dört milyon da vasıfsız köle ortaya çıkartıyor. Sokaklarsa zaten Teksas gibi.
Ne içten dışa denetim/İslâm ahlâkı var, ne dıştan içe denetim/İslâm ahkâmı var.
Kolluğu coşturmada kullanışlı gördükleri dua ve ibadetleri ön plana çıkartmak ve halkın kendilerine itaatini temin için ululemire itaat gibi hükümleri mânâen tahrif etmeye çalışarak istismar etmeleri dışında dinle ilgileri yok. Özünde vahyi reddediyorlar. Sonra da kul icadı ve değişken kanunlar ve bozulmuş adetler ile erdemli ve merhametli insan yetişmesini bekliyorlar.
Son olarak, hep dediğim gibi; sayıları tüm nüfusun binde biri bile etmeyen, nüfusu az ama nüfûzu fazla olan bir kısım zengin zümresinin bütün gelirin binde dokuz yüz doksan dokuzuna çöküp, nüfusun binde dokuz yüz doksan dokuzunu teşkil eden halka da gelirin binde birinin paycık edildiği bir sömürü ve gasp düzenindeyiz. Böylesi bir düzende asla huzur bulunmaz.
Ve bu, harsı ve nesli, âlemi ve âdemi ifsad eden batılın ilk otuz yılı ya da son yirmi yılı, veya aradaki elli yılı gibi bir tasnif ile bir kısmı yerilirken öbür kısmı aklanamaz! Nezdimde bu dönemlerin hepsi aynı batılın farklı aşamalarıdır.
Nitekim halihazırda da görüyoruz ki pudra şekercileri bir yandan baklava şebekesi bir yandan dört koldan kemiriyor, sömürüyor ve semiriyorlar.
“Rabbinin makamından korkanlara iki cennet vardır”. Rahmân suresindeki bu ayeti tesfir ederken merhum Elmalılı Hamdi Yazır, özetle yazacak olursam; “İki Cennet” kavli için, biri “dâru’s-selâm” yani ahiretteki Cennet nimeti, diğeri de “dâru’l-İslâm” yani dünyadaki İslâm Devleti nimeti. Bir mânâsı da bu olabilir, diyor.
Asrı saâdet, ve sonra da bilâteşbih Emevî, Abbasî, Osmanî Hilâfetleri ile 13 Asır Arz’da İslâm Devleti hüküm sürmüştür. Ve o adalet ve huzur ile; bu günkü zulumat, kasvet ve hüzün asla benzemez. Onların bırakın altın çağlarını, en kötü devirleriyle bile, bu günkülerin sözde en iyileri bile, kıyas dahi edilemez!
Valilerinden mal beyanı isteyen birinci Ömer de, “Allah, peygamberini vergi toplayıcısı olarak göndermedi” diyerek halkı sömürmek isteyen bir valisini tersleyen ikinci Ömer de, kendi ihtiyacı olduğu hâlde elindeki parayı gece ve gündüz, gizli ve açık olarak yoksullara veren birinci Ali de, senelerce sırtında çuvalla erzak taşıyıp geceleri gizlice fakirlerin kapısına bırakan ve teneşirde sırtının çuval sebebiyle nasırlı yara olduğu görülen ikinci Ali de, bizim rehberlerimizdir. Kurtuluş onların yoludur.*
Levent AKINCI
* Ömer bin Abdülaziz, Ömer bin Hattab’ın torununun oğludur. Ali Zeynel Abidin, Ali bin Ebu Talib’in torunudur. Radiyallahu anhum ecmaiyn.










