TEKNİK YÜKSELİŞ VE RUHÎ BATIŞ

Levent AKINCI

Mazeretsiz olarak ana babasını bakımevlerine hatta sokağa, veya evladını yetimhanelere veya sokağa bırakan, veya meselâ sokağındaki kediye bir tas gıda ve suyu, her gün rastlaştığı komşusuna bir selâmı sabahı çok gören, (bu ve benzeri örnekler çoğaltılabilir) merhametsiz, mânâsız, ruhsuz insanlar nezdimizde sadece yürüyen leştirler, Ay’a da gitseler, Mars’a hatta Plüton’a dahi gitseler boş. 

Maddeten-ceseden yükselmelerine ters orantılı olarak manen-ruhen alçaldıkça alçalan, çukurlaşan bir toplum. 

Ekini ve nesli ifsad edenlere asla huzur yoktur. Değil atmosferin üstüne ötelere çıkmak ve en gelişmiş silâhları üretmek, Vega’ya bile gitseler, gittikleri her yere sadece küfrlerini, şirklerini, putlarını, zulümlerini ve buna bağlı olarak da müstehak oldukları o mutsuzluklarını ve kendi elleriyle kendileri için inşa ettikleri zulümat ve kasavet zindanlarını götüreceklerdir.

Buyrulmuş ki, kalpler ancak Allah’ın zikri ile mutmain olur, huzur bulur.

Allah’ın zikri… Din, yani Kur’ân ve Sünnet, ve ondan öğrendiğimiz bildik zikirler, kavli dua ve virdler, ve onda emredilen fiilî dualar yani uhrevî ve dünyevi gayret…

İslâm nizâmı ile, İslâm itikad, şeriat ve ahlâkıyla talim ve terbiye olunmayan bir kavim, yani Allah’ın zikrine sırt çevirmiş bir toplum, asla iflâh olmaz. O başarı, bu başarı, o kazanç bu kazanç der avunur. Dışı süslü boyalı badanalı içi leş bir mezar gibidir.

“Rabbinin makamından korkanlar için iki cennet vardır”. (Rahmân Sûresi 46. Âyet)

Osmanlı Hilâfeti’nin son büyük alimlerinden olan Elmalılı Rahimehullah bu ayeti tefsir ederken der ki;

“İki Cennet” kavli için, biri “DÂR’US-SELÂM” yani ahiretteki Cennet nimeti, diğeri de “DÂR’UL-İSLÂM” yani dünyadaki İslâm Devleti nimeti. Bir mânâsı da bu olabilir, der.

Hakikaten de, İslâm hâkim olsa, adeta bir cennete döner dünya. Ve bu tefsirin mefhumu muhalifinden giderek deriz ki; mevcut tâğutlar asrında dünya adeta bir cehenneme dönmüştür. Allah Teâlâ’nın hükümlerinden başka hiç bir hüküm ve beşer uydurması küfür ideolojileri âleme huzur veremiyor işte! İnsan adeta daha burada başlıyor azabı tatmaya.

İnsanların kendi elleriyle yaptıkları yüzünden karada ve denizde fesad ortaya çıktı. Allah, onların yaptığı kusurların cezasının bir kısmını onlara dünyada tattırır ki, yaptıklarına pişman olup tövbe etsinler ve bu sayede bâtıldan hakka dönsünler” (Rûm Sûresi 41. Âyet)

Asrısaâdet, ve sonra da bilâteşbih Emevî, Abbasî, Osmanî Hilâfetleri ile 13 Asır Arz’da İslâm Devleti hüküm sürmüştür. Ve o adalet ve huzur ile; bu günkü zulûmat, kasvet ve hüzün asla benzemez! Onların en kötü devirleri ile bile, bu günkülerin sözde en iyileri kıyas dahi edilemez!

“Her kim de benim zikrimden yüz çevirirse, mutlaka ona dar bir geçim vardır. Bir de onu kıyamet gününde kör olarak haşrederiz.” (Taha Sûresi 124. Âyet)

Selef ve halef büyüklerimiz buradaki “dar, meşakkatli geçim” hakkında farklı şeyler söylemişlerdir. Bahsi geçen sıkıntılı hayat için kimisi dünyada, kimisi kabirde ve ahirette demişlerdir. Ahirette de dünyada da zalimlere huzur yoktur, biz buna zaten imân ediyoruz, ve dünyadaki kısmı da zaten bizzat temaşa ediyoruz gözlemliyoruz. 

Geçenlerde ‘Sineklerin Tanrısı’ adlı kitaba göz attım ve kısmen kitapla örtüşen filmini de baştan sona seyrettim. Biraz ‘Hayvan Çiftliği’ni biraz da ’25. Evren Deneyi’ni anımsatmıyor değil. Ne gaye ile yazılmış oynanmış, neleri hedefine koymuş bu bir yana, bende uyandırdığı his ve fikirleri yorum olarak şöyle not düştüm:

Filmin ve kitabın aynı zamanda yetişkinler dünyasını temsil ettiğini de kabul ederek yorumlamak gerekirse;

Evet her insan günâhsız, temiz, fıtrat üzere doğar. Ama onda hayrlar, kemalât, iyilik kuvve olarak mevcuttur, potansiyel olarak vardır, tabiri caizse kuvveden fiile potansiyelden kinetiğe çıkartacak olan keşif ve işleme olmazsa -ki bunu da bir önceki nesil yapar-, o maden, o cevher ziyan olur, zarar olur. Hak talim terbiye edilmezse batıla müptelâ olur insan.

Ve batıla düçar olanlara tebliğ, davet, nasihat yapılmakla birlikte, zulümden vazgeçmezlerse hak ehli teşkilâtlanıp harekete geçmeli, mücadele etmelidir. Akıncı atalarımız eğer her şeyi çiçek böcek ile çözmeye çalışsa idi biz bu gün bu topraklarda olmazdık. Nush ile uslanmayanı etmeli tekdir, tekdir ile uslanmayanın hakkı kötekdir. Şerefliler de en az şerefsizler kadar cesur ve kavi olmalıdır. İslâm Akıncıları cihad ile ahlâkı cem eden kâmil ve izzetli insanlardır. Bu yüzden atalarımız herkese anladığı dilden konuşmuştur, fikirse fikir kavgaysa kavga!

Ayrıca, filmde adadaki liderliği ele geçiren kötü karakter dünyadaki çeşitli rejim ve partileri temsil ediyor adeta, ister Çin veya Sovyet komünist partisi, ister Nazi partisi, ister ABD, ister diğerleri. Oradaki hayali canavar; dış güçler, resmi ideolojiyi veya partiyi benimsemeyenler, hatta bazen zavallı göçmenler olabiliyor.

Ve akılsız vicdanla ahmak, vicdansız akılla da canavar oluşur, ki, filmdeki çocuklarda ikisini de görüyoruz, ve çoğu bizzat canavara dönüşüyor.

Vahyin talim terbiyesi olmadan da hem vicdanlı hem akıllı olan bir nesil yetiştirilemez!

One thought on “TEKNİK YÜKSELİŞ VE RUHÎ BATIŞ

Bir Cevap Yazın

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Adımlar Dergisi sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin