İNGİLİZ İSTİHBARATININ “HTŞ POLİSİ”NİN İNŞASINDAKİ ROLÜ
Çevirmenin notu: İngiliz gazeteci Kit Klarenberg’in aşağıda çevirisini verdiğimiz makalesi, artık ayyuka çıkmış olan MI6-HTŞ ilişkisinin bir başka boyutuna odaklanıyor ve sızdırılan belgelerden yola çıkarak Londra’nın “ılımlı” diye destek verdiği Özgür Suriye Polisi’nin (ÖSP) HTŞ ile bağını ortaya koyuyor.
Ayyuka çıkmış derken abartmıyoruz: İngiliz dış istihbarat servisi MI6’in görevden ayrılan şefi Richard Moore, İstanbul’da kurumunun yeni casus elde etme platformunu tanıtırken, Beşar Esad devrilmeden “bir yada iki sene önce” HTŞ ile ilişki kurduklarını ifşa etmişti. Bir diğer önemli ismin, şu anki Ulusal Güvenlik Danışmanı Jonathan Powell’ın kurduğu “Inter-Mediate” isimli şirketin de, Colani’den nasıl Şara yarattığı bugün daha iyi biliniyor. Metindeki köşeli parantezler çevirmene aittir. (Ermen Çete)
MI6 Suriye’nin Aşırılıkçı Polisini Nasıl Kurdu?
Kit Klarenberg
Global Delinquents
16 Ekim 2025
19 Eylül’de, MI6 başkanı olarak beş yıllık görev süresinin sonunu kutlayan bir konuşmada Richard Moore, kendi gözetiminde İngiliz dış istihbarat teşkilatının elde ettiği başarıları övdü. Belirtilen kazanımların en önemlisi, “Suriye’de 53 yıldır süren Esad yönetiminin sona ermesi” idi. Moore, MI6’in, Şam’da El Kaide ve IŞİD ile bağlantılı muhtemel yöneticileri barındıran HTŞ [Heyet Tahrir eş-Şam] ile, “bir veya iki yıl önce Beşar’ı devirmeden önce” “ilişki kurduğunu” açıkça itiraf etti. Moore şöyle devam etti:
“Suriye, olayların önüne geçebiliyorsanız, olayların aniden ve beklenmedik bir şekilde daha hızlı ilerlemesinin gerçekten yardımcı olduğu iyi bir örnektir. Bu çeviklik MI6 için temel bir gerekliliktir ve bence bu konuda oldukça iyiyiz. CIA direktörü John Ratcliffe, ortak bir işi tartışırken, geçenlerde bana şöyle dedi: ‘Sizler gerçekten çok çalışkansınız.’”
Bu gazeteci daha önce, HTŞ’nin Aralık 2024’teki şiddetli saray darbesinden yıllar önce, Jonathan Powell tarafından yönetilen MI6’e yakın bir danışmanlık firması olan Inter-Mediate tarafından nasıl iktidara hazırlandığını ortaya çıkarmıştı. 2003’teki cürüm niteliğindeki İngiliz-Amerikan Irak işgalinin kilit mimarlarından Powell, şu anda Birleşik Krallık Başbakanı Keir Starmer’ın ulusal güvenlik danışmanı olarak görev yapıyor ve tesadüfen bu göreve, HTŞ’nin gayrimeşru olarak Suriye hükümetini ilan etmesinden sadece birkaç gün önce atandı. Daha sonra ortaya çıkan bilgilere göre, Inter-Mediate o günden bu yana Suriye Cumhurbaşkanlığı sarayında özel bir ofis bulunduruyor.
Moore’un yeni itirafları, belirsiz olsa da, Londra’nın dış istihbarat teşkilatının, İngiliz yasalarına göre yasaklanmış bir terör örgütü olan HTŞ ile uzun süredir ilişki içinde olduğunu bir kez daha teyit ediyor. MI6’in, aşırılıkçı grubun iktidarı ele geçirmesinden önceki yıllarda HTŞ’nin kuzeybatı Suriye’deki gücünü sağlamlaştırmak için kullandığı onaylanmış bir mekanizma, “ılımlı muhalefet hizmetlerinin sağlanması”nı aracılar aracılığıyla finanse etmek ve yönetmekti. Bu, Beşar Esad hükümetine “inandırıcı bir alternatif” sunduğu iddia edilen, kötü şöhretli Beyaz Miğferler gibi kuruluşlar tarafından gerçekleştirildi.
Gizli çabalar görünüşte HTŞ’nin iktidarını zayıflatmak ve “ılımlı” grupları desteklemek amacıyla yapılmış olsa da, sızdırılan belgeler İngiliz istihbaratçılarının bu girişimlerin grubun yönetişim aktörü olarak güvenilirliğini pekiştirdiğini, “artan etkisini” desteklediğini ve birçok Suriyelinin HTŞ’yi “Esad’a muhalefetle eşanlamlı” olarak görmesine yol açtığını çok iyi bildiklerini gösteriyor. Tuhaf bir şekilde, aynı belgeler, grup ve El Kaide dahil silahlı bağlı kuruluşlarının, Beyaz Miğferler gibi İngiliz istihbaratından “destek alan muhalefet gruplarına saldırma olasılığının daha düşük” olduğunu belirtiyor.
Şimdi, İngilizlerin yönettiği “hizmet sağlayıcıların”, MI6’in HTŞ ile gizli ilişkisi nedeniyle bariz biçimde rahat bırakılıp bırakılmadığını düşünmek zorundayız. Bu bağlamda, Londra ile Suriye’nin yeni yöneticileri arasındaki karanlık ittifakın en erken ve en bariz göstergesi, HTŞ’nin Suriye’nin kuzeybatısında iktidarı tamamen ele geçirdiği Ocak 2019’a kadar uzanıyor olabilir. Neredeyse anında, İngilizlerin kurduğu “ılımlı muhalefet hizmet sağlayıcısı” Özgür Suriye Polisi [ÖSP] resmi olarak feshedildi. Üyeleri daha sonra HTŞ bayrağı altında faaliyetlerine devam etmeye davet edildi.
‘Devrimci Varlıklar’
Beyaz Miğferler gibi, ÖSP de Londra’nın işgal altındaki Suriye’de bir dizi küçük devlet kurma çabasının bir parçasıydı. Bu devletler, İngiltere, AB ve ABD tarafından eğitilen ve finanse edilen yerel halkın oluşturduğu paralel yönetim yapılarıyla tamamlanıyordu. MI6’in ağır etkisi altındaki Batı propagandası ve medya haberleri, bu ayrılıkçı kolonileri evrensel olarak “ılımlı” başarı öyküleri olarak tasvir etti. Gerçekte ise, bunlar son derece kaotik ve tehlikeli, çoğu zaman şeriat yasalarının aşırı katı yorumları altında, cinai şiddet grupları tarafından yönetilen yerlerdi.
Mart 2017’de BBC, ÖSP’nin İngiliz fonlarını vurgulayan ve grubun “Suriye’de kanun ve düzeni sağlamak için silah taşımak gerekmediğini Suriyelilere gösterdiğini” iddia eden dalkavuk bir profil yayınladı. İngiliz devlet yayıncısı, ÖSP’nin “aşırılıkçı gruplarla işbirliği yapmadığını” defalarca vurguladı. Fakat dokuz ay sonra, Londra’nın “ılımlı” polis gücünün, HTŞ’nin öncüsü Nusra Cephesi de dahil olmak üzere birçok aşırı şiddet yanlısı militan grupla yakın ilişkiler içinde olduğu ortaya çıktı.
İNGİLİZ PARASIYLA SÖZDE ŞERİAT
Birkaç ÖSP karakolunun, yerel şeriat yasalarına uymayan vatandaşları infaz eden bu militanlar tarafından yönetilen şeriat mahkemeleri ile yakın bağlantıları olduğu ve bu mahkemelerden talimatlar aldığı doğrulandı. ÖSP ajanları, kadınların Nusra’nın teokratik kurallarına uymadıkları için taşlanarak öldürüldükleri sırada sadece orada bulunmakla kalmadılar, infazların gerçekleşmesi için yolları bile kapattılar. Bu arada, ÖSP’nin yabancı sponsorları tarafından gönderilen paranın bir kısmı, “askeri ve güvenlik desteği” için düzenli olarak aşırılıkçı gruplara teslim ediliyordu.
Bu açıklamalar bir skandala yol açarken, ÖSP’ye yönelik İngiliz fonları geçici olarak askıya alınmıştı; fakat birkaç hafta içinde yeniden başlatıldı, yardım uzmanları arasında büyük tepki uyandırdı. Yetkililer, kararlarını, ifşaatlarla ilgili “hafifletici bağlam” ve söz konusu sorunların Dışişleri Bakanlığı tarafından “zaten biliniyor” olmasıyla gerekçelendirdiler. Nitekim, sızdırılan dosyalar, aşırılıkçı gruplar ve şeriat mahkemeleri ile yakın işbirliğinin, grubun kuruluşundan itibaren ÖSP’nin yapısına dahil olduğunu ve yabancı sponsorlarından gizlenmediğini gösteriyor.
MI6’n emektarlarından Alistair Harris’in kurduğu ARK tarafından Dışişleri Bakanlığı’na sunulan belgelerde, ÖSP’nin “Suriye isyancılarla genel ideolojik yakınlık paylaşan devrimci oluşumlar” olduğu ve muhalefetin kontrolündeki bölgelerde “ilkel polis operasyonları” yürüttüğü belirtildi. ÖSP karakolları, görev alanlarını oluşturan bölgelerde “etkinlik, yetki ve genel organizasyon düzeyleri açısından” önemli farklılıklar gösteriyordu. “Yetkileri”, “birkaç faktöre” bağlıydı ve bunların “en önemlileri” şunlardı:
“ÖSP karakolu ile yerel silahlı gruplar arasındaki ilişkinin gücü; ÖSP karakolunun yerel isyancı mahkemesi veya diğer yargı yapılarının çalışmalarındaki merkezi rolü; ÖSP karakolunun genel komuta yapısının gelişmişliği ve olgunluğu.”
‘Doğrudan Katılım’
Sızan bilgilerde ayrıca, “ÖSP ağları, daha ılımlı Suriyeli isyancı gruplarla en güçlü ilişkilere sahiptir” deniliyor. Ne var ki, “ÖSP istasyonlarıyla ilişkiler kurmuş olan başlıca silahlı gruplar” arasında en önemlisi Nureddin Zengi [grubu] idi. Bu grubun, işgal altındaki Halep’teki ÖSP ofislerini büyük ölçüde “güçlendirdiği” ve “güçlü olduğu kasabalarda birincil polis teşkilatı” olarak yerleştiği söyleniyordu. Gerçekte, Nureddin Zengi “ılımlı” teriminin anlamlı bir tanımına uymuyordu.
Yabancıların kışkırttığı Suriye iç savaşının ilk yıllarında, grup sayısız korkunç zulümler işledi, bunlar arasında 2016’da Filistinli bir gencin başının kesilmesi de vardı. Savaşçıları daha sonra toplu olarak HTŞ’ye katıldı. ARK’ın ve dolayısıyla İngiliz istihbaratının aşırılıkçı aktörlerle işbirliği yapmaya hazır olduğu, projeye yönelik potansiyel riskleri özetleyen başka bir sızdırılmış dosyada açıkça belirtiliyor. “Silahlı aktörler” ÖSP’ye “faaliyet alanı” sağlamazsa, ARK sorunu çözmek için ilgili militanlarla “doğrudan temas” kuracaktı.
Diğer tehlikeler arasında, ÖSP ajanları tarafından neredeyse kaçınılmaz olarak sunulan “sahte faturalar” ve “polis veya adalet görevlilerinin suikastı da dahil olmak üzere” onlara yönelik “önemli fiziksel riskler” yer alıyordu. Yine de İngilizler bu projeye o kadar hevesliydiler ki, yıllar boyunca milyonlarca dolar bu güce aktarıldı ve sofistike iletişim ekipmanları ve araçlar sağlandı. ARK ayrıca, isyancı grupların Suriye’deki “etkisini ve bölgesel erişimini” artıracağını öngördü ve bunun “ÖSP için fayda sağlayacağını” ve operasyon alanını genişleteceğini düşündü.
Günümüze gelindiğinde, HTŞ’nin izniyle, İngilizlerin kurduğu ÖSP artık Suriye’nin ulusal polis gücü haline gelmiştir. Esad’ın düşüşünden bu yana, iç muhalefeti acımasızca bastırarak hareket etmişler, yeni hükümetin militanları ülkedeki Aleviler ve diğer dini azınlıkları katlederken ise seyirci kalmışlardır. Inter-Mediate’in Şam’daki Cumhurbaşkanlığı sarayındaki ofisi, Londra’nın HTŞ üzerindeki kontrolünün boyutu hakkında ciddi sorular ortaya attığı gibi, biz de MI6’in ülkedeki “ılımlı muhalefet hizmetleri”nden geçmişte yararlananların gerçekte kimin için çalıştığını sormalıyız.
The National’ın Şubat ayında bildirdiği gibi, Beyaz Miğferler, Suriye’nin HTŞ kontrolündeki Sağlık Bakanlığı tarafından “ülke çapında acil servis hizmetlerini yürütmek” üzere resmi olarak davet edildi. Esad’ın devrilmesinden yıllar önce bu tür grupların oluşturulması, Richard Moore’un ifadesiyle İngiliz istihbaratındaki “dolandırıcılara” “olayların önüne geçme” ve düşman bir hükümet devrildiğinde ülkeleri etkili bir şekilde ele geçirmek için MI6’in gerekli insan, organizasyon ve yapıları hazır bulundurma becerisinin somut bir örneğidir.
Kaynak: Harici










