ŞİİRE DAİR – I
Selim Gürselgil
Türk milletinin fikrî bir nosyonu olmamıştır, fakat Türk milleti bir şiir milletidir.
Muhtemelen İslâm’dan önce de öyleydi ama Türkler yazıyı İslâm’dan sonra keşfettikleri için, o eskilerden bize bir şey kalmadı. Öyle olmuş olabileceklerini sadece tahmin ediyoruz. O kadar da kaba saba, hayvanî insanlar değildi atalarımız. Zira öyle olsalardı, İslâm’a geçtikleri anda birdenbire o büyük şiir örneklerini ortaya koyamazlardı.
Tıpkı savaşçılıkta olduğu gibi olmalı: Türkler, savaşçı bir milletti, ama İslâm’dan önce savaşçılıklarını şahsî ihtiraslar yahut bâtıl davalar yolunda heba ediyorlardı. Müslüman olup İslâm için savaşmaya başlayınca, dünya durdukça duracak o muhteşem kahramanlar birbiri ardına sökün ettiler.
Şiirde de böyle olduğuna şüphe yok. Türkler Müslüman olduktan sonra şiir söylemeye başlamadı; zaten şiirden mayalanmışlardı. İslâm medeniyetine girdikten sonra, hem o büyük şiirler ve edebiyat ortaya çıktı, hem de söylediklerini yazmaya, onlara tarihî bir karakter vermeye başladılar.
En büyük Türk şiirleri aruz vezniyle yazılmıştır diyebilir miyiz? Bu bir tartışma konusu. Ama şunu söyleyebiliriz ki, aruzla yazıldığı çağda Türk şiiri gerçekten abide eserler vermiştir. Fuzulî’nin Su Kasidesi, Nedim’in şarkıları, Şeyh Galib’in manzumeleri, Bâkî’nin gazelleri, Nefî’nin o unutulmaz Bahar Kasidesi hep bu çağın verimleridir. Belki şu söylenebilir: Aruzla yazıldığı çağda Türk şiiri fikirle bütünleşmiş, en göz alıcı güzellikle beraber en yüksek iyiye erişmiştir.
Tevfik Fikret, dinsiz olmakla birlikte, aruz vezninin en son, en iyi şairlerinden biridir. Hele Ahmed Haşim; hem Fikret’ten çok daha büyük bir şair, hem de aruzun en son güzelliklerinden biridir. Mehmet Akif, bu iki örnekten farklı olarak dindar olmasına rağmen, özellikle Ahmed Haşim ayarında değildir; daha inceliksizdir onun mısraları.
Kötülük, aruzu bırakıp heceye geçmekle başlamamıştır. Bugün, aruzu bırak, heceyle yazabilecek şair bile bulamazsın. Kötülük tam da burada yuva yapmıştır.
NOT: Türk şiirinin aruz çağının son örnekleri de güzeldi:
Nasıl istersen öyle dinle, bakın,
Dalların zirvesindeyiz ancak,
Yarı yoldan ziyade yerden uzak.
Yarı yoldan ziyade maha yakın.










