ER YÜREKLİ KADINLAR; YÖNETİCİLER KORKAK MI, SATILMIŞ MI?

Ahmet ÖLÇÜLÜ

Kumandan Mirzabeyoğlu, halkı müslüman olan ülkelerin yöneticileri ile ahali arasında hissiyat farkı olduğuna dikkat çeker.

Halkın düşümndüğünü yöneticiler düşünmez. Halktan tepki geldiğini ve bu tepkinin de koltuklarını tehdit ettiklerini gördüklerinde ise, milletle aynı şeyi düşünüyor gibi yaparlar…

Yönetciler, yönettikleri gibi inanmazlar…

Yönettikleri gibi yaşamazlar…

Ama tepki olmasın diye “…mış gibi” yaparlar…

Gazze’de yaşanan katliamlar devam ediyor. Hem de ateşkese ve hem de bu ateşkeste AKP iktidarının garantörler arasında olmasına rağmen… Neye yarıyorsa artık bu garantörlük… Oysa ateşkes ilân edilirken nasıl da Gazze’yi kurtarmış gbi konuşuyorlardı.

Tabiî son zamanlarda yine İsrail’den Türkiye’ye karşı sesler yükselince, buradan da oraya karşı sesler yükselmeye başladı.

BU yükseliyor gözüken tansiyon karşısında, ABD’nin Türkiye ve bölge özel valisi Tom Barrack hemen devreye girdi ve tel3aşlananları yatıştırdı: Bakmayın siz onlara, iç kamuoylarına karşı retorik…

Bunun böyle olduğunu anlayan ve gören er yürekli kadınlarımız var bizim.

Bakın, Sudanlı bir kadın, yöneticilere şöyle seslenmekte:

Müslüman yöneticilere sesleniyorum:

Saraylarınızda oturmaya devam edin!

Bizim başörtülerimizi takın!

Silahlarınızı bize verin! Siz korkaksınız!

Mazlumların kemikleri üzerine kurulu tahtlarınızda oturuyorsunuz!

Canımız, kanımız sana feda olsun ey Aksa!

Hatırlanacağı üzere, geçtiğimiz Ramazan ayında, Fatih Camiînde teravih kılınırken, kadın mahfilindeki bazı bacılarımız, başörtülerini erkeklerin üzerine atarak benzer ihtarı yapmışlardı.

Sudan’lı bacılarımız, yöneticiler için “korkak!” diyor…

Türkiye’de durum malûm…

Tespit edilmesi gereken ise, yöneticilerin gerçekte korkak mı yoksa satılmış mı olduklarından ellerinin İsrail’e karşı silâha gitmeyişi. Bırakın silâhı, ciddi bir tedbir almaya dahi gitmiyor…

İşte İran…

Hizbullah…

Yemen…

Filistin…

“Gücümüz yetmez, imkânımız yok, nasıl savaşalım” diyecek olanlar karşısında bu örnekler, istendiğinde bal gibi savaşılabilineceğini, meselenin imkân değil, imân olduğunu göstermekte.

Bir de bu “gücümüz yetmez, nasıl savaşalım” diyen reelpolitik tayfası, işlerine geldiği yerde, meselenin imkân değil de imân olduğunu göstermiş Çanakkale ve diğer benzer zaferleri utanmadan dillerine almıyorlar mı! Gelmişi geçmişi tenekeli bu hedonistler, “gücümüz yetmez” diyerek emperyalizme yağ çekip alttan alırken, gerçek imân sahipleri, emperyalizmanın o sözde yenilmez heyulasını yerle bir etmekteler.

Samimi bir korkaklığın çaresi var da satılmışlığınki zor…

Bir Cevap Yazın

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Adımlar Dergisi sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin