TÜRK TÖRESİ

Burhan Halit KOŞAN

Modern Batı algoritmalarını biliyor muyum, bilmiyor muyum? Batı normlarına uygun olan algoritmalar Türk kültürünü ortadan kaldırıyor mu, kaldırmıyor mu? Bugünün Batı dünyası ve dünün Batı dünyası aynı mı, ayrı mı? Türkiye müfredatı, ilâhî geleneğin bir şubesi olan Türk töresine mutabık mı, aykırı mı? Yeryüzünün hangi ülkesi “İngilizce öğreteceğim” adı altında masum, günâhsız, pirüpak balaları zehirliyor ve aziz Türk milletinin istikbâline bile suikast düzenliyor? Hangi devlet, Atamız Oğuz Kağan başta olmak üzere Selçuk Han ile Emirim Timur Han’a itibar suikastı düzenliyor? Hangi devlet, Türk töresine karşı “kıyamete kadar savaş” repliğiyle hareket ediyor? Türk töresini öğrenebileceğimiz bir eser var mı?

Müesses nizâm, dedelerimizin ve babaannelerimizin gözlerindeki ışığı tırmaladı, kelâmı kadimin harflerini darağaçlarında sallandırdı. Aynı zamanda ilâhî geleneğin yazılı olmayan “mutlak kuralları” diyebileceğimiz Türk töresinin de müesses nizâmın canice cürümleriyle katledildiğine vakanüvisler şahittir. Ve istikbâlimiz olan masum çocukların kör olması için, müfredat müktesebatının vahşetiyle saldırdığına yelkovan şahit, kalem şahit, kareli defter şahittir. Evet, modern çağın algoritmaları, ilâhî geleneğin yazılı kaynağı kuranın prensipleri ile ilâhî geleneğin yazılı olmayan mutlak kuralları diyebileceğimiz Türk töresi başta olmak üzere kültürümüzü, geleneklerimizi, ananelerimizi, değerlerimizi, erdemlerimizi düzleştirdi.

Evet, Batı normlarına uygun algoritma kodları kültürümüzü sığlaştırdığı gibi, Türk töresinin infaz kararını veren yargıcı ve celladı olduğunu görebiliriz. Bununla birlikte Batı normlarının algoritmalarına göre tertip edilen müfredatın da Türk töresine aykırı, inancımızın şiarlarına aykırı ve uygulamalı bilim standartlarına aykırı olduğunu sobeleyebiliriz. Hani demem o ki, bugünün Batı dünyası, dünün Batı dünyası olmadığı gibi, bugünün doğu yakası da dünün doğu yakası değildir… Türk töresini öğrenebileceğimiz bir eser var mı?

Cumhuriyet ile gramerimiz düzleştirildi, edebiyatımız sığlaştı, hikmet damlası atasözlerimiz unutturuldu, deyimlerimiz tutuklandı, ninnilerimiz kelepçelendi ve yarasa karanlığının emri ile Türkülerimiz yasaklandı. Oğuz Kağan’a olan bağımızı gösteren, soyağacımızı ele veren rengarenk giyimimiz ve kuşamımız tek tipe indirgendi. Her umdesi töremize aykırı olan ve ayaktakımının yönetim tarzı olan demokrasi safsatasıyla “gerçek olmayan doğrular” veya genetiğinde adalet olmayan “eşitlik” gibi saçma sapan anlayışlar moda oldu.

Türk töresine göre, “Tecavüz edene ölüm. Şehitlerin bacılarını iğfal edene ölüm. Bir insanı öldürene ölüm. Vatana ihanet edene ölüm. Evli bir hanımefendiyi yoldan çıkarana ölüm. Hırsızlık yapana ölüm. Çaşıt-ajanlık yapana ölüm” cezasının uygulandığı malûmunuzdur.

Demokratik Cumhuriyet yönetimlerinin yediği herzeleri yazmaya mürekkep ve defterler kâfi gelemeyeceği için sadece şunları yazabilirim: Tecavüz ve şehitlerin bacılarını iğfal etmek teşvik edilir. Beşinci kol faaliyeti yapanlar ödüllendirilir. Rüşvet, iltimas, hırsızlık, torpil, tefecilik, tırnakçılık benzeri suçları işleyenler ödüllendirilir. Çoğu insanın bilim ve ilim yuvası zannettiği üniversiteler, büyükelçi ve müsteşar kadroları imtiyazlı ailelere verilen işletme çiftliklerinden başka bir şey değildir… Allah’a ültimatom verenlerden nefret ediyorum!

Bütün bunlara rağmen, karamsar olmaya, ağlamaya, zırlamaya ve yas tutmaya gerek yok.

Gölgelerde ağlayanların gözyaşları, gökyüzünün süsü olan güvercinlerin gözyaşlarına katılıyor, izbelerde de olsa ahlâk abideleri nefes aldığına göre, bu devran değişecek ve müesses nizâm yerle yeksan olacak. Unutmayalım ki “imkânsız” kelimesine ne dinimizde ne töremizde asla ve kata rastlayamayız. “İmkânsız” kelimesini ister sağdan sola doğru ister soldan sağa okuyalım, ister etimolojik ister iştikak açısından incelediğimizde de bu kelimenin Türkçe lisanına ait bir kelime olmadığını görebiliriz.

“İMKÂNSIZ” KELİMESİ TÜRKÇE DEĞİLDİR!

Türk töresine karşı salyalarını akıtan müstemleke milletvekilleri, çürük aydınlar, beşinci kol faaliyeti yapan çaşıtlar, demokrasi denen safsatayı “kutsal kâse” veya “şifa sunağı” olarak sunsa da aklı başındaki her bir insan, iblisin düdüğünün “demokrasi” ve düzeneğinin de Cumhuriyet yönetimi olduğunun farkında. İblisin borazanı olan “demokrasi” enstrümanını seslendirenin adı, cinsiyeti, makamı, titri, unvanı ne olursa olsun kesinlikle ve kesinlikle bir günâh gecesinin zehirli meyvesidir. Bu ithamım ağır olduysa o zaman kibar bir lisanla ifade edeyim: Düşüncenin fosilleşmiş hâli olan “demokrasi” illetini “taze tez” gibi sunmak, Batı normlarına uygun algoritmalardan intihal etmek ahlâksızlık değilse ne!

Komik basitlikleri reddeden bizler, doğru, gerçek ve hakikati bilmekle kurtulamayacağımızı da biliyor ve idrak edebiliyoruz. Doğru, gerçek ve hakikati bilmek, inanmak ve çalışmakla eşdeğer değildir. Korkak, pısırık, asalak profiller ve cesurları birbirinden ayıran bu incecik sınır hattına dikkatinizi çekerim. Korkaklar, pısırıklar, asalaklar, doğruları veya gerçekleri bilmeyi inanmak ve çalışmakla eşdeğer görürken, cesur yürekler ise asla ve kata eşdeğer görmezler. Her bir cesur yüreğin, inanmanın çalışmakla, çaba ve çalışma olduğu takdirde de gerçek ve hakikate eşdeğer olabileceğine inandığını söyleyebilirim. Modern ideâlistler gibi şikâyet kutusunu doldurmayı bırakayım, gıdım gıdım da olsa cesur yüreklerin şiarı ile çalışalım, çalışalım, çalışalım… Tembel, iblisin hizmetkârıdır!

“CESUR BİR YÜREK İÇİN HİÇBİR ŞEY İMKÂNSIZ DEĞİLDİR”

Allah “Ol” dedi mi, kutuplarda hurma ağaçları açar. Allah “Ol” dedi mi, dağlar dümdüz yol olur, okyanus küçülür ırmağa döner. Allah “Ol” dedi mi, çölde gül açar, bataklık bostan olur.

Beşerî hikmetleri taşıyan rüzgârlarla selamlaşmamızı ve insana bahşedilen “dua çiçeği” ile kalbimizin buluşmasını sağlayan Allah’a şükürler olsun.

Bu kısa girizgâhtan sonra gelin birlikte motto ifademizin anlamını, mânâsını ve kullanımını keşfedelim. Takdir edersiniz ki, “irade varsa yol da vardır” ifadesi, inanç, cesaret, metanet, kararlılık, azim ve çabayla tüm engebelerin aşılabileceği, aynı zamanda bütün engellerin üstesinden gelinebileceği anlatılmaktadır. Hani demem o ki, ahlâkî bir kuvvet, zor veya imkânsız görünen her türlü imtihandan başarıyla çıkmayı mümkün kılar.

Kırmızı kalemimle altını çizerek belirtmeliyim ki, “cesur” kelimesinin, cesareti, metaneti ve kahramanlığı ifade ettiği malûmunuzdur. Bu ifadedeki cessret vurgusu sadece fizikî güçle değil, iç dünyamızdaki “kararlılık” cevherinin gürbüzlüğüyle ilgilidir. Meçhûlü malûm etmek için şunu da ifşa etmeye mecburum: Türk töresinde kalp ile Kumandan kelimeleri aynı mânâya gelmektedir. “Kalp” Kelimesi vasat insanlar nezdinde organın kendisi zannedilse de ilâhî geleneğin bir şubesi olan Türk töresinde de tasavvuf şubesinde de saf cesaretin merkezi mânâsında kullanılır…

Evet, hiçbir şey, tutku ile, arzu ile, ahlâkî kuvveti ile, çalışmasıyla isteyen için zor değildir. Yerel bir ifadeden ziyade yerkürenin her bir ikliminde dillendirilen “irade varsa yol da vardır” atasözünün küresel bir kapsama alanı olduğunu söyleyebilirim. Bir engelle karşılaşan birini cesaretlendirmek, zorluklarla mücadele eden birini teşvik etmek veya engelleri aşan birini tebrik etmek, kullanılan bu tabir, aydınlar kadar girişimciler, şairler kadar öğrenciler için de geçerlidir… Türk töresini öğrenebileceğimiz bir eser var mı?

Atam Oğuz Kağan’ı inkâr eden, Emirim Timur Han’a çemkiren, Selçuk Han’a tiksinti duyan ve Kumandan’a hayatı zindan eden müesses nizâmın, “kimse imkânsızı yapmak zorunda değildir” safsatasıyla hareket ettiğini görebiliyorum. Müesses nizâmın taş devrinden kalan paradigmalarının fosilleştiğini, kötülüklerle dolu beyniyle korkak bir akbaba ve cehennem kalıntısı bir zebanî olduğunu görebiliyorum. Lehimli gözleriyle kör, zincirlenmiş ayaklarıyla kötürüm olduğunu görebiliyorum. Evet, evet, müesses nizâmın köhnediğini, pörsüdüğünü, çözüldüğünü, döküldüğünü, çürüdüğünü ve can çekiştiğini görebiliyorum.

“İmkânsız” kelimesi Türkçe olmadığı için, gururun ve tevekkülün rengi olan siyahın desteği ile çalışmanın vaktidir. Cüzzamlı Cumhuriyetin, “kimse imkânsızı yapmak zorunda değildir” putunu devirmek için, vakarın, azametin, asaletin ve zaferin rengi olan mavinin yardımı ile çalışmanın vaktidir. Göktürk yazıtları gibi, Türk töresinin metne dökülmüş biricik kaynağı olan “İDEOLOCYA ÖRGÜSÜ ile BAŞYÜCELİK” elimizde olduğuna göre, yoksul bir Türk olsam da “Büyük Doğu İmparatorluğu” için yola düşmeli, gece ve gündüz demeden azim ile çalışmalıyım.

Süfli Nefs: Yoksulluğunla yola düşmek akıl işi mi?

Kalp: Yol biraz zorlu, ama irade varsa yol da bulunur.

Süfli Nefs: Ne dedin?

Kalp: “Neden”i aramayalım, “nasıl”ı keşfedelim!

Süfli Nefs: Anlamadım.

Kalp: Anlamamazlığa verdiğini anladım, haydi yola düşelim.

Bir Cevap Yazın

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Adımlar Dergisi sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin