SAVAŞ AHLÂKI

Levent AKINCI

“Size karşı savaşanlarla siz de Allah yolunda savaşın, fakat aşırılığa sapmayın; Allah aşırılığa sapanları sevmez.” (Kur’ân. Bakara 190)

“Allah, sizi, din konusunda sizinle savaşmamış, sizi yurtlarınızdan da çıkarmamış kimselere iyilik etmekten, onlara âdil davranmaktan men etmez. Şüphesiz Allah, âdil davrananları sever.” (Kur’ân. Mümtehine 8)

“Resûlullah, “Nasıl oluyor da, bazılarınız, çocukları öldürecek kadar işi ileriye götürüyor? Sakın çocukları öldürmeyin, sakın çocukları öldürmeyin, sakın çocukları öldürmeyin!” buyurdu.” (Hadis. Ahmed İbn Hanbel, III, 45)

“Biz, Rasûlullah ile birlikte gazvedeydik. Rasûlullah, insanların bir şeyin etrafında toplandıklarını gördü. Bir adam gönderib, “Bak, şunlar niye toplanmışlar?” dedi. Adam geldi ve, “Öldürülmüş bir kadının etrafında toplanmışlar, dedi. Rasûlullah şöyle buyurdu: “Bu kadın savaşmıyordu. Halid’e söyle! Kadınları ve çalışanları öldürmesin.” (Hadis. Ebû Dâvûd, Kitabu’l-Cihâd ve’s-Siyer, 111)

“Kadın ve çocuğun öldürülmesi hiçbir sûrette câiz değildir. Öyle ki, ehl-i harb, kadın ve çocukları kendilerine kalkan yapıp gerisinde siperlenseler veya bir kaleye veya gemiye girip beraberlerinde çocukları ve kadınları alıp perde olarak tutsalar, onlara öldürücü atış yapmak veya sığınaklarını yakmak câiz olmaz.” (İmam Mâlik-İmam Evzâi)

“Şimdi git, Amaleklilere saldır. Onlara ait her şeyi tamamen yok et, hiçbir şeyi esirgeme. Erkek, kadın, çocuk, emzikteki bebek, sığır, koyun, deve, eşek hepsini öldür.” (Muharref Tevrat. Nevi’im. Samuel 15:3)

“Tanrınız Rabb’in miras olarak size vereceği bu halkların kentlerinde nefes alan hiçbir canlıyı sağ bırakmayacaksınız. Rab’bin size buyurduğu gibi onları tamamen yok edeceksiniz.” (Muharref Tevrat. Tesniye. 20:16–17)

“Herkes, baştaki yönetime bağlı olsun. Çünkü Tanrı’dan olmayan yönetim yoktur. Var olanlar Tanrı tarafından kurulmuştur. Bu nedenle, yönetime karşı direnen, Tanrı buyruğuna karşı gelmiş olur. Karşı gelenler yargılanır.” (Muharref İnciller, Pavlus Mektupları, Romalılar, 13/1-2)

Masum ve sivil katlini alenen meşrulaştıran Yahudi kaynakları bir yana, her nerede olursanız olun oradaki yöneticilere tabi olun diyerek her türlü düzene itaati vecibe gören, böylece tağut düzenlerin savaş ve işgâllerinden muvahhidleri cezalandırma kriterlerine dek bütün küfür ve zulüm yasalarını ve icraatlarını meşrulaştıran, onların emirleri altında bulunan bir Hıristiyanlık ile karşı karşıyayız.

Yahudi ve Hıristiyan kutsal kitaplarının bu zulüm emreden hükümlerinin sahadaki, tarihteki, vakadaki karşılığını zaten Siyonist İsrail’in Filistin’de ve yine Siyonist Haçlı ittifakının tüm dünyada yapageldiği zulümlerde görüyoruz. Haçlı Avrupa’nın tarih boyunca yaptığı zulümlerde görüyoruz.

Bir kısım Yahudi ve Hıristiyan dünyasına dair şunu da ekleyeyim, İslâm tarihindeki ve devrimizdeki çok nadir görülmüş olan bazı aşırılık ve kötü örnekler ile İslâm’a saldıran Siyonist ve Haçlı Batı’ya ve içimizdeki aşıklarına ve uşaklarına sadece şu yukarıda naklettiklerimizi hatırlatmak bile yeterlidir. Dinin kendisine bakmalı, mensubu olduğunu söyleyenlerin bazı hata veya zulümlerine değil. İş kötü örneklere, istismar ve istisnalara kalırsa; on küsur haçlı seferi, iki dünya savaşı, iki atom bombası, yüzyıllar boyunca ve hâlen birçok ülkeyi sömürgeleştirme, tecavüz, dul kadınları fuhşa ikna edemeyince cadı iftirası ile diri diri yakma, masum kedileri şeytan diyerek diri diri yakma ve lağım fareleri ve pislik içinde asırlarca kara vebadan gebermek, psikopos ve lordların ilk gece hakkı diyerek gelinlere yasal tecavüz, cennetten arsa satışı, aforoz, katolik ve protestanların karşılıklı olarak yaptığı katliamlar, Epstein dosyası, bebeklere ve çocuklara tecavüz, işkence ve katliam…

Bir kısım Yahudi ve Hıristiyan dünyasının uzak ve yakın geçmişte böyle sayısız zulmü vardır ki, istisna değil de kaide olmuş adeta! Ki, zaten dinin kendisi de ortadadır, ilgili metinleri yukarıda naklettik.

Hâlâ daha Kanada’da, şurda burda kilise bahçelerinden çocuk kemikleri fışkırıyor! Veya meselâ, Heidi’nin ayakları neden çıplak, artık herkes biliyor.

İsabelle, Drakul, Ivan, Mary Tudor، Catherine de’ Medici, Victoria… Resmen sadizm tarihi!

Ne bir Yahudi ne de Hıristiyan, bize savaş ahlâkı dersi veremez! Önce aynaya baksınlar.

Asrımızda ateist kızılların, faşist nazilerin, geçmişte şaman pagan Moğolların, geçmişte ve devrimizde Budist ve Hinduistlerin yaptıkları zulümlere girmiyorum bile. Burada Yahudilik-Hıristiyanlık ile İslâm’ın savaş ahkâm ve ahlâkına dair birkaç söz edelim dedik.

Her şeyden önce şunu bilmek gerekir ki, İslâm şeriatında “öteki”ne de “zımmilik” ve “müste’men” statüsü ile hayat hakkı ve belli bir yaşam standardı temin edilir. “Osmanlı Mahkemeleri ve Gayrı Müslimler” adlı makalemizde bahsetmiştik. Tarihimizden örnekler vermiştik. Kendi aralarındaki davalarını bile, hahambaşı ve patriklerine götürmeyip şeriat mahkemelerine, kadıya başvurduklarını, İslâm adaletine sığındıklarını örneklerle anlatmıştık.

Diğer din ve ideolojilerde ise ötekine, hele de o öteki müslüman ise, yaşam hakkı yoktur. Olanlarda da tahkir ve eziyet sözkonusudur. Hıristiyan topraklarında ister seyyah ister yerleşik olarak bulunan bir müslümanın başına her an her şey gelebilirdi, her şey. Hiçbir hakkı hukuku yoktu. Endülüs’te, Balkanlarda ve daha birçok beldede gördüğümüz gibi…

Bildiğim kadarıyla dünyada, doğuda veya batıda, devletlerin yabancı veya ötekilere dair hukuki bir düzenleme yapması 19. Asır’da başlamıştır. Evrensel insan hakları bildirgesi bile 20. Asrın ortasında hazırlanabilmiştir. Ve bütün o hukuki düzenlemerin de sadece kağıt üzerinde olduğunu, değil her gün bir cami kundaklanan, cami taranan, başörtüsüne saldırı olan Avrupa’da, işgâl altındaki İslâm beldelerinde, Bosna, Afganistan, Irak, Filistin, Nijerya, Cezayir, Türkistan vs memalik-i İslâm’da kendi öz yurdunda bile, müslümanın kanının, canının, namusunun hiçbir değerinin olmadığını herkes biliyor.

Bizde, âyette doğrudan “dinde zorlama yoktur” hükmü var olup, kimse zorla zorbalıkla müslüman yapılmamış, İslâm olmak veya dininde kalıp zimmi vatandaş olmak gibi iki seçenek sunulmuştur. Oysa Haçlı Batı meselâ Viyana bozgunu sonrasında nice Türk esiri zorla vaftiz etmeye çalışmıştır. Bu zaten tarih boyunca yapageldikleri bir zulümdür. Endülüs’te gördüğümüz gibi.

Bizde, âyette “siz onların ilâhlarına sövmeyin ki onlar da haddi aşıp Allah’a sövmesin” buyruğu ile başkalarının kutsallarına sövmek-sebbetmek yasaklanmış iken kâfirlerin İslâm’a ve müslümanlara yönelik olarak her gün yeni bir hakaretine tanık olmaktayız. Bu tutum da Akıncı Kuaşi kardeşler ve benzerlerinin yöntemlerini kaçınılmaz kılıyor.

Bir Cevap Yazın

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Adımlar Dergisi sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin