NORMSUZLUK NORMUNDAN KURTULUP AYDIN İNSANA ULAŞMAK

Adnan DEMİR

“Bir şey söyleyebilmek için her şeyi söylemek lâzım. Bu mümkün olmadığına göre, hakikate uygun söylemek lâzım.”

Tüm normların ortadan kalktığı ve artık normsuzluğun norm olduğu bir zaman diliminde yaşadığımızın farkında mıyız ?

Oysa normlar olmadan insanoğlunun kainatta savaşmadan yaşayabilmesi mümkün değildir.

Bu girişten sonra bu gün yaşanan çok cephesi olan tek bir savaşın neden yaşandığının ve ne zamana kadar süreceğinin ipuçlarını kavrar gibi oluyoruz:

Yeryüzüne yeni bir NORM gelene kadar bu savaşlar devam edecek demektir.

Her biri Yahudi aklının ürünü olan ve sonu “izm”le biten sistemlerin iflâs ettiğine ve artık insanlığın sorunlarına çare üretmek bir yana bizzat sorun ürettiğine tanıklık ediyoruz.

“Aydınlanma çağı, modern çağ, ilerlemecilik ve teknoloji çağı gibi tanımlamalar ile tarif edilmeye çalışılan zaman diliminde en önemli şey neydi?” diye bir soru sorulsa, benim cevabım şu olurdu:

Bu zaman diliminde tüm kâinatı insan için ve insanı da kendisine halife olarak yarattığını bildiren Allah’a, “Sen gökyüzünde tahtında otur ama yeryüzünde bize müdahale etme, bize karışma” diyerek Allah’ın yeryüzünden kovulmaya çalışılmasıdır diye cevap verirdim.

Yeryüzünde tanrılığa soyunan bu akıl, bize bildirilen ve yaratıcının sıfatları olarak öğrendiğimiz ne varsa hepsinin zıddından gerçekleştiriciliği gibi bir işe soyundu. Ve kendisini tüm evrenin hâkimi olarak ilân etti. Böylece herkesin kendisine biat etmesini istedi… Ama seve seve ama zorla!

Oysa Allah, tüm insanlığa gönderdiği peygamberler vasıtası ile hayatı boyunca insanın nelere uyması ve nelerden sakınması gerektiğini NORM halinde bildirmişti.

Bu gün şunu rahatlıkla söyleyebiliriz ki yaşadığımız dönem ve süreç “ANORMAL” bir süreçtir.

Peki ,insanların yeryüzünde barış içinde ve özgür iradeleri ile yaşam sürebilmeleri için nasıl bir “NORM”a ihtiyacı var ve bu normlar nasıl tesis edilecek?

İşte bence insanlığın ortak derdi ve ortak sorusu bu olmalı…

Bu güne kadar bu soruya cevap niteliğinde ortaya konulmuş bir teklif var mı?

Örneğin, tek kutuplu Atlantik hegomonyasına karşı kurulmaya, BRICS gibi kurumlar çevresinde şekillendirilmeye çalışılan Avrasya ittifakı bahsettiğimiz sorunun cevabı olarak mı ortaya çıktı? Kesinlikle HAYIR.

Tepki ve refleks olarak ortaya çıkmış olan bir düşünce olarak Avrasyacılık yeni bir NORM getirme iddiası barındırmıyor bünyesinde… Olsa olsa bir arayışın adı olabilir.

Oysa, Allah’ın esmaından biride MÜBDİ ismidir.

Mübdi, yani “benzersiz icad eden eşi ve benzeri olmayan” mânâsına gelen….

Bu ismin tecelligâhındaki zuhura ise İBDA denir.

Okyanus ve bardak benzetmesindeki gibi bir izâhla söyleyecek olursak, hakikate okyanus diyecek olursak, hakikatten pay alma noktasındaki her bir insanın anlayışı da bir kap misali… Yani hacmin ve çapın ne kadar ise hakikatten aldığın pay da o kadardır.

Hakikate yanaşmak isteyen şuurun öncelikle kavraması gereken ilk şey budur.

Bizim açımızdan İslâm’a mugayyir bir hakikat olamayacağına göre, hakikate muhatap anlayış davasını İslâm’a muhatap anlayış olarak kullanmak isabetli olur.

Bu konu, İslâm’a muhatap anlayış davası olarak İBDA Mimarı tarafından “İstikbal İslâmındır” tezi ve çıkışıyla ortaya konulmuştu. Keşfedilmiş yerde kaşifçilik oynamak gibi bir duruma düşmemek adına -ki bu yapılmamış olsa idi her bir Müslümanın farzı kifaye mânâsına boynunun borcu olacaktı bu hususta bize düşen sistem haysiyetinde dünya çapında ortaya konmuş olan bu fikrin yürütücülüğü ve uygulayıcılığı gibi bir görev ve misyonumuz olabilir.

Daha doğrusu, daha güzeli, daha iyisi varsa işte meydan kaydıyla söylemeliyim ki bu fikir tüm insanlığın mevcut durum ve şartlarda tek kurtuluş umududur.

İnsan ve toplum meselelerinin çözümüne dair ortaya konmuş tek fikir İBDA ve bu fikrin devlet nizâmı ve organizasyonu şeklinin adı ise “ BAŞYÜCELİK” devlet modeli-ideâlidir.

İbda Mimarı Salih Mirzabeyoğlu’nun son konferansında üstüne basarak söylediği bir husus vardı, konunun önemine ve çapına binaen hatırlatalım:

– “İdeâlinin ve fikrinin tüm dünyaya ve tüm insanlığa sunulabilir bir keyfiyeti yoksa senin fikrinin fikir haysiyeti yoktur!”

Öyleyse bahsettiğimiz şey dünya çapında bir fikir örgüsü ve ideâl medeniyet tasavvurudur.

Dünyanın bu gün geldiği noktada aydınlarımızın ve devlet organlarının ısrarla bu konuya kafa yorması ve bunun üzerinde düşünmesi lâzımdır.

Biz, muhteşem bir medeniyetin varisleri olarak bu hâle nasıl düştük ve kaybettiğimiz medeniyeti nasıl tekrar kurabiliriz?

İnsanlığı kuşatabilecek çapta bir medeniyetin kuru hamaset ve yalan üzerine kurulu bir siyasetle inşa edilemeyeceği açıktır.

Başyücelik Devlet modeli tüm insanlık için biricik kurtuluş reçetesidir.

Bu model bir çeşit “Aydınlar Aristokrasi” modelidir.

İnsanın biricik gayesi hakikate varma çabasıdır ve vazifesi ise eşya ve hadiseyi yerine koymaktır. Bu ise aydın olmakla mümkün. Öyleyse hedef, aydın insanın nasıl ve hangi ortam ve şartlarda yetişebileceği mevzuudur. Bu günkü bataklık ortamda bırakın aydın insanı, olsa olsa yalancı ve hırsız insan tipi yetişir.

Devlet organizasyonunun başlıca görevi aydın insanın yetişebileceği ortamı hazırlamak ve onun şartlarını yerine getirmekle ilgilidir.

“Niçin Başyücelik?” denilince, cevaben, “aydın insanın yetişebilmesi için” deriz.

Aydın insan kimdir ve nasıl tanırız? Hangi vasıflara sahiptir?

Aydın insan, “ Oku!” emrini işitmiş ve ilim, irfan ve bilgiyi gaye edinmiş ve bu vasıflarla kuşanmış insandır. Bu mânâda ilk bilmesi gereken ise kendisidir. Çünkü ölçü bellidir: “Kendini bilen rabbini bilir.”

Fakat bilmek tek başına gaye değildir, esas gaye yapmaktır. Yani yapmak için bilmek, yani yapabilmek; aksiyon…

Aydın insanın bir diğer bariz vasfı cesaret ve fedakârlıktır. Fedakârlığın ucunda ise canını gerektiğinde feda edebilme irade ve şuuru yatar. Yani şehitlik şuuru…

Şehitliği arzulamayan hiç kimse gerçekten imân etmiş sayılmaz!

Yine aydın insan vasfının olmazsa olmazı asla yalan söylememesidir. Yalan, yani hakikati örtmek ve gizlemek fiili İslâm’ın kesin bir tavırla reddettiği bir kötülüktür ve yalan söyleyen insan İslâm dairesinin dışına düşer.

Bu gün, aydın, devlet adamı gibi ünvanlarla ortada dolaşan yalancı tipleri bu gözle değerlendirin.

Aydı insan vaadinden dönmez ve bir söz verdiyse onu tutmak için tüm çabayı sarfeder.

Müslümanları sözleriyle aldatanları suçüstü yakalayın!

Aydın insan zulme razı değildir ve bir yerde zulüm varsa ona karşı durur.

Evangelist Amerika başkanı ve Siyonist İsrail ile iş tutanları tanıyın.

Bir Cevap Yazın

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Adımlar Dergisi sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin