İMÂNSIZ İSLÂMCILIK YOLUNDAN DİNDARLIK OLMAZ
Hasan KARADEMİR
AKP iktidarı, eğitim sistemini bir “inanç fabrikasına” dönüştürmeye çalışırken en büyük hatayı, dini bir lütuf değil bir “dayatma” olarak pazarlamakta yaptı. Okullarda seçmeli adı altında zorunlu tutulan dersler, öğrencilerin tercih haklarının gasp edilmesi ve liyakat yerine dinî aidiyetin referans alınması; gençlerin zihninde dini, mânevî bir huzur kapısı olmaktan çıkarıp bir “baskı aparatı” haline getirdi. Usûl yanlış olduğu gibi, müslümanlık adı altında icra ettikleri de dinden nefret ettirmeye yeter de artar bile…
Eski Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş şu İtirafta bulunuyor: “Kur’ân-ı Kerîm seçmeli ders olarak konuldu. Peygamber Efendimizin Hayatı seçmeli ders olarak konuldu. Diyelim ki ilk konulduğu sıralarda %30’lar, %25’ler kadar bir okulun öğrencisi seçiyorken, şu anda %5’lere düştüğünü görüyoruz. %5’lere, %4’lere düşen yerler var. %15-20-30’lar olduğu gibi %5’lere düşen yerler var.” Erbaş’ın sitem ettiği o düşük oranlar, aslında devletin tüm aygıtlarıyla abanmasına rağmen halkın ve gençliğin bu “İmânsız İslâmcılık” ideolojisine attığı en büyük tokattır.
Eski Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın itiraf niteliğindeki “seçmeli din dersi” verileri, AKP’nin yirmi yıllık toplum mühendisliği projesinin sadece başarısızlığını değil, aynı zamanda yarattığı derin toplumsal tahribatı da tescilledi. %30’lardan %4’lere çakılan bu oranlar, iktidarın “dindar nesil” hayallerinin gençliğin gerçekliği önünde nasıl tuzla buz olduğunun resmidir. Üstelik bu %4’lük oran bile gönüllü bir seçimin değil, okul idarelerinin mobbingi, “başka ders açılmadı” bahaneleri ve fiilî zorlamaların bir ürünüdür.
Gençlik bugün sadece dersten kaçmıyor; saraylarda ağırlanan, lüks araçlarla gezilen ve yolsuzluklara sessiz kalan o “makbûl dindarlık” modelinden kaçıyor. İslâm’ın adalet, ahlâk ve mütevazılık gibi temel ilkeleri siyasî hırslar uğruna kurban edilirken; Ali Erbaş ve temsil ettiği zihniyet, gençlerin inancını bizzat kendi elleriyle aşındırdı. Kul hakkının yendiği, mülâkat adı altında gençlerin geleceğinin çalındığı bir düzende, kürsüden verilen din derslerinin gençler için hiçbir inandırıcılığı kalmamıştır.
Bugün seçmeli ders havuzunda Kur’ân-ı Kerîm veya Siyer yerine başka dersleri arayan her öğrenci, aslında AKP’nin tahakkümcü zihniyetine “Beni özgür bırak” demektedir. Kendi çocuklarını özel okullarda, yurt dışındaki kolejlerde “evrensel” eğitimle büyüten elitlerin, halkın çocuklarını İmânsız İslâmcılık çizgisinde imam hatipleştirilmiş bir müfredata mahkûm etme kurnazlığı artık çalışmıyor.
AKP’nin “dindar nesil” projesi, “Pazarlıksız Allah ve Resûlü” davası değil de “İmânsız İslâmcılık” yolunda olduğundan, bizzat iktidarın kibri, zorbalığı ve samimiyetsizliği yüzünden bir “sekülerleşme dalgasına” dönüştü. %4’e gerileyen o ders tercihleri bir istatistik değil, bir isyandır. Zorlamayla, baskıyla ve okul müdürlerinin tehditleriyle elde edilen o %4 bile, bu projenin iflâsını saklamaya yetmiyor.
Her müsbet oluşun temel şartı samimiyettir. Müslümanlık iddiasında bulunurken, kendisi her türlü yanlışı yapsın ama başkaları müslüman olsun diye beklemek, samimiyetsizliktir. Samimiyetin olmadığı yerde, müsbet oluş da olmaz. İnsan isterse bir batıla inansın… İnandığı batılın gereklerini samimiyetle ifade ederse, Allah o batıla bile zemin açar. İnanmayan ve samimiyeti olmayan istediği kadar müslümanlık iddia etsin, bu yalanlarla bir yere varılamaz.
Salih Mirzabeyoğlu’nun bir tesbitiyle mühürleyelim:
“Put, Allah ve Resûlü’ne imânın gereği hükümlerine tâbi olmak yerine, kendi nefsinin reyini tercih etmek ve kendi reyine itimad etmektir; bu mânâda, İslâm dışı bütün fikir ve sistemler, putperestliktir… İslâma muhatab anlayış, bu mânâda put kıran baltadır!”










