NATOCU BİR DİN PEZEVENGİ

Baştan söyleyeyim, küresel güçlerin yolundan giderseniz size en katı şeriat için dahi izin verebilirler. Emperyalizmanın menfaatlerine ters gelmemek şartıyla şeriat bile ilân ettirebilirler. Hatta bir ülkeyi kontrol altında tutmak için şeriatla yönetiliyor gibi görünmesi gerekliyse, şeriatın ilân edilmesinde onlar öncülük ederler. Osmanlıymış gibi göstermek için de yaparlar, başka şeyler için de… Toplumda solculuk revaçtaysa, gayesi solmuş gibi görünen bir iktidara yol verirler, ilgili ülkedeki işbirlikçi rejimlerine toplumsal muhalefet İslâmcı tabanlı olarak gelişiyorsa, gayesi müslümanlık gibi gözüken bir işbirlikçiyi tercih ederler. Mesele rejimin işbirlikçi yapısnı muhafaza etmektir. Laiklik gerekiyorsa laiklik, müslümanlık gerekiyorsa müslümanlık…

**

Afganistan’da İngiliz güçlerine yönelik saldırılar şiddetlenince İngiliz ordusu Asım Hafız adında bir adamdan yardım istedi.

O, Pakistan kökenli bir İngiliz’di; askerî rütbeye sahipti ve İslâmî kıyafetiyle dolaşarak camilere ve pazarlara gidiyordu.

Amacı açıktı:

İnsanları direnişten uzaklaştırmak ve onları NATO güçleriyle savaşmanın “hayır getirmeyen bir fitne” olduğuna, bunun “helâke giden bir yol” ve “Hariciler ile bidatçilerin yolu” olduğuna ikna etmek.

Onlara, “Emirü’l-Mü’minin Hamid Karzai’ye itaat etmeleri” gerektiğini, onun meşrû lider olduğunu ve ona karşı çıkmanın sapkınlık olduğunu, ona isyan ederek ölenin ise “ateş köpeklerinden bir köpek” olduğunu tekrarlıyordu.

Bu söylemle, bazı kabile şeyhleri üzerinde etkili oldu; bazılarını silâh bırakmaya, hatta Batı destekli hükümete katılmaya ikna etti. Onları ne işgâle direnmeye ne de ülkelerinin bağımsızlığını korumaya çağırıyordu; aksine, onları “şer’î ilim talep etmeye”, “inancı düzeltmeye” ve “tevhidle meşgûl olmaya” teşvik ediyordu… İyi bir müslüman olmanın yolu buydu. Kur’ân öğrenmek, hafızlık yapmak, siyer, fıkıh, hadis… Asım Hafız’ın insanları takip etmeye teşvik ettiği inanç, bireysel ibadetlere ve fiilî hükümdar olan “ulü’l-emr”e itaate odaklanıyordu; düşmana karşı herhangi bir silâhlı eylemi reddediyor ve mevcut otoritelere sadakatin gerekliliğini vurguluyordu.

Üstelik, İngiltere’deki Müslümanları orduya katılmaya, askerlik hizmetini tereddütsüz yerine getirmeye teşvik ediyor; işgâlcilere karşı savaşmak yerine, “Hariciler” olarak nitelendirdiği, bidatçiler dediği, işgâlcilere karşı savaşan mücahidlere karşı savaşmak gerektiğini iddia ediyordu.

Askeri kışlalarda ise (dinî rehber) olarak görev yapıyor; Müslüman kökenli İngiliz askerlere mânevî destek sağlıyor, namazlarını ve bayramlarını organize etmekten, helâl yemeklerini temin etmekten sorumlu tutuluyordu; ayrıca İngiliz komutanlarına Afgan ve İslâm kültürünü anlamaları için tavsiye veriyor, danışmanlık yapıyordu. “İngiliz devletine sadakat inancı”nı benimsiyor; bunu İngiltere’deki Müslümanlar için “şer’i ulü’l-emr” olarak sunuyor ve vatan (İngiltere) sadakatinin İslâm sadakatiyle çelişmediğini öne sürüyordu.

Karşılığında, devlete karşı düşmanlık veya ordusuna direniş çağrılarını suç sayıyor ve bunları “aşırılık” kategorisine sokuyordu.

2012 yılında

Kabil çevresindeki İngiliz ordusuna yönelik saldırılar, onun çabaları sayesinde (İngiltere’ye göre) %64’ten fazla azaldı; bu da İngiliz hükümetini, halk direnişini yatıştırmadaki rolü nedeniyle onu “Cesaret Haçı” madalyasıyla onurlandırmaya itti.

Ocak 2014’te, Kraliçe II. Elizabeth’ten Britanya İmparatorluğu Nişanı (OBE) madalyasını, İngiltere’ye hizmetleri nedeniyle aldı.

Ve ilginç olan şu ki, bir Afgan gencini müzik dinlediği için azarladığı ünlü bir videosu var; sakalını uzatmasını tavsiye ediyor!

Kaynak: https://x.com/mmustafauzun/status/2060625216678629520

Bir Cevap Yazın

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Adımlar Dergisi sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin