EĞİTEMEDİĞİMİZ GENÇLİĞİMİZİN OLUŞ SANCILARI
M. Emin Turanlı
Gençlik denildiğinde büluğ çagı ile kırk yaş arası dönem akla gelmektedir. Oysa ki gençlik ruha bağlı bir meseledir. Kimisi yirmi yaşında ihtiyar iken ruh adeleri şiş altmış yaşında birisi genç demeye lâyıktır
Türkiyede yaş olarak genç denilen topluluk eğitim fabrikası olan okullardan geçirilekte ve ne idüğü belirsiz bir toplumun oluşması sağlanmaktadır.
Bu anlayışa karşı çıkan da istemeden yine bu anlayış içinde kaybolmakta, benliğini unutmaktadır.
Oysa eğitim, fertleri dış tesirlerden koruyacak ve topluluk hakikatini gerçekleştirebilecekleri anlayışı vermelidir. Karşısındaki talebeyi ahmak yerine koyup belli şeyleri ezberletmek eğitim değil.
Gençliğin -“genç” kavramının “hazine” demek oluşu tevafuğu içinde- pırıldamaması, onda gerginliğe sebep olmakta ve bu gerginliği bastırmak için de kendini unutturacak, kendini ifade edecek çok farklı yönlere, inanışlara, materyallere başvurmaktadır.
Her ân değisen eşya ve hadiselere karşı donuk anlayışa sahip ve malûm eğitim sistemi tarafından idrakleri iğdiş edilmiş ailesi onun ruhunu teskin edememektedir.
O da bu menfî hâl karşısında günübirlik meselere kendini vererek uyuşmaktadır.
Bu durumdan muzdarip olan gençliğin bir kısmı kendilerini İslâmcı vakıf ve derneklerde teselli etmek istemektedir. Oysa ki bu dernek ve vakıflar, çoktan kapital liberalizmin pençesine düşmüş, zira kendileri de idrakleri iğdiş edici sistemin tezgâhından geçtiklerinden meselelrei nasılçözeceklerini bilmemekte, sadece ellerindeki vakıf ve dernekleri korumak içgüdüsüyle hareket ederek, bu sistemi yürütenleri her ne olursa olsun destekleyerek kendi çarklarının dönmesini istemektedir.
Neye niçin karşı olduğunu bilmeden, ne istediğini sistem çapında izâh ve ifâde edemeden, karşı olduklarının yerine koyacak bir teklif sahibi olmadan varılacak netice, karşı olduğunu iddia ettiği sisteme hizmet etmekten başka bir şey değildir. Genç, buralarda ezberletilen malûmatı ne yapacağını bilemeden onun altında ezilmek zorunda kalmaktadır. “Kurtuluş için âyet ve hadis’e sarılalım” naraları atanların, âyet ve hadisleri değerlendirecek gözü-anlayışı olmadığından, bu defa gençlik kendi olamayışındaki sebebin saiki olarak âyet ve hadisleri görmeye başlamaktadır. Hatta bazıları anlayamadığı halde yarım aklıyla bunları tevil cüretinde bulunarak pislik yapmaktadır. Oysa ki âyet ve hadis, anlayanlardan öğrenilir. İmânsız İslâmcılık rejimine fetva çıkarıp temizlemeye kalkan sahtekârlardan değil.
Bir de bu vakıflara yönelmeyip, para kazanarak ideâl hayata sahip olacağı vehmine kapılanlara bakalım… Bunlar da sistemle mücadele etmekten kaçınmakta, sabahtan akşama kadar bir işte çalışıp asgarî ücretle geçinme derdinde kıvranmaktadırlar. Bu arada iyi paralar kazanıp ruh kökünü bulamama derdinde olanların da huzursuz olduklarını hatırlatmakta fayda var.
Gençlik ruh işidir. Yani vicdan ve adalet… Gençlik, vicdanen adaleti arar ve bulamayınca da isyan eder. Yaşanmaya değer hayatı arar ve bulamayınca da toplumla kavga eder. Gençliğe, senin aradığın şu demek yetmez. Onun nasıl olacağını da gösterecek örnekler lâzımdır. Yaşan örnekler… Ama, “gençliğe lâzım olan şu” deyip, bir de söylediğinin tersini yapanlar, işte gençliğin, yani ruh ve vicdanın, adaletin esas düşmanları onlardır.










