OLANDA HAYIR VARDIR

Hasan KARADEMİR

Türkiye siyaseti, ideolojik kavramların altüst olduğu, dün “vesayetçi” denilen araçların bugün bizzat eski mağdurları tarafından en sert şekilde tahkim edildiği paradoksal bir dönemeçten geçiyor. CHP’ye yönelik yargı eliyle alınan “mutlak butlan” kararı ve Ekrem İmamoğlu’nun diploma davasındaki istinaf hamleleri, sadece bir muhalefeti tasfiye operasyonu değil; iktidarın büründüğü yeni “devletçi-Kemalist” reflekslerin de en somut ilânıdır.

Bu tablonun arkasındaki temel strateji ise çok eski ve tanıdık bir makyavelist ilkeye dayanıyor: Böl ve Yönet.

Yıllarca “milli irade” ve “sandık” vurgusuyla sivil siyasetin alanını genişlettiğini iddia eden AKP, 2026 Türkiyesi’nde paradoksal biçimde 90’ların, hatta erken Cumhuriyet döneminin en katı devletçi ve müdahaleci aygıtlarına sığınıyor.

Muhalefet partisinin kurultayını iptal edip yönetimi eski liderliğe iade etmeye çalışmak,

Seçilmiş bir aktörü “diploma kütüklerindeki idari hatalar” gibi bürokratik gerekçelerle sistem dışına itmek…

Tüm bunlar, Türkiye’nin geleneksel bürokratik vesayet şemasına tıpatıp uyan hamleler. İktidar, seküler-liberal rüzgarlar taşıyan yeni muhalefet blokunu durdurabilmek için, ironik bir şekilde “Kemalist devlet elitlerinin” geçmişte kendisini kapatmak veya engellemek için kullandığı cephaneliği kuşanmış durumda.

İktidar, muhalefeti sadece yasal labirentlere hapsetmiyor, aynı zamanda sosyolojik olarak da bölüyor. Bir yanda partinin kurucu kodlarına bağlı, daha ulusalcı ve statükocu “eski tüfekler”; diğer yanda yerel yönetimler üzerinden yükselen, dinamik, seküler ama merkez sağa da açılabilen yeni nesil muhalefet.

İktidar, yargı eliyle partiyi Kemal Kılıçdaroğlu çizgisine rücu ettirmeye çalışarak, aslında muhalefetin en zayıf olduğu yeri, yani “iç kavgalarını” tetikliyor. Bu bir ideolojik dönüşümden ziyade, Kemalizm’in “devletin bekası ve kontrolü” ilkesini, kendi bekası için pragmatik bir kalkana dönüştürme taktiğidir.

Bu duruma “AKP’nin Kemâlistleşmesi” demek, onun yapısal olarak lâikleştiği anlamına gelmiyor. Aksine, AKP’nin Kemalizm’in en çok eleştirdiği “tepeden inmeci, yargısal vesayete dayalı ve muhalefeti makbûl-gayrimakûl diye ayıran” yönetim pratiğini birebir kopyaladığını gösteriyor. Dünün ezilenleri, bugünün düzen kurucuları olarak “müesses nizâmın” koruyucu zırhına bürünüyor.

Sonuç olarak; karşımızda ideolojik kutsallarını tamamen yitirmiş, gücü elde tutmak için “böl ve yönet” formülünü en katı devletçi/Kemalist enstrümanlarla harmanlayan pragmatik bir mekanizma var. Ancak tarih gösteriyor ki, yargı odalarında dizayn edilmeye çalışılan siyaset, toplumsal dalganın önüne set çekmekte her zaman yetersiz kalmıştır.

Şeyleri, nefsi adına veya haksızlığa karşı durmak adına yapıyor olmak, iyiden kötüye gitmekle, kötüden iyiye gelmenin sınırını belirler.

İnanmadığımız demokrasi vs gibi değerlerin tepelenmesi umrumuzda değil. Ama hak diye bir kavrama inanıyoruz ve haksızlık kime yapılırsa yapılsın, karşısındayız. Kendisi, hesaba çektiklerinden daha berbat hâldeyken, bir de tertemiz olduğnu vehmettirmek… Son tahlilde, kestikleri bindikleri dal değil, hep beraber tünedikleri ağacın kökü… Eylemi yapan nefsaniyeti için yapıyor ama Allah gözlerini o kadar kör etmiş ki, kendilerine sıkıyorlar… Olanda hayır vardır… Olanı gerçekleştiren hayrın değil şerrin aleti de olabilir… Olanda hayır vardır ilkesi, olandan hayır çıkarma memuriyetine işaret etmek içindir. Olanı olduğu gibi kabûl etmek için değil. Yoksa, olandan hayır vardır diyerek, zalim adamın yaptığı zulme katlanmamız, zalime isyan etmememiz gerekirdi.

Bir Cevap Yazın

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Adımlar Dergisi sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin