İSRAİL SADECE BİR TEPE DEĞİL, CAYDIRICILIĞINI KAYBETTİ
Takdim: İsrail’in suikast ve çağrı cihazı saldırıları ile Hizbullah lideri ve pek çok personelini öldürmesinin ardından Hizbullah’ın bittiğini söyleyen sözde strateji uzmanlarının bir kısmı söylediklerinden utanarak yanıldıklarını itiraf etmek durumunda kalsa da pek çoğu yüzleri kızarmadan ekranlarda strateji dersleri vermeye devam ediyor. Bunlar lafta hızlı Filistinci, anti- emperyalist olarak görünmek adına kırk takla atan da tipler. Neticede İsrail adına algı operasyonu yapmaktalar. Algı operasyonu… Gerekirse milyon tane doğruyu söylersin ki en kritik zamanda söylemen gereken bir yanlışın yanlış olduğunu saklayabilesin. Bu kimi zihinleri iğdiş edilmiş kimi de devşirilmiş tiplerin ABD ve İsrail’in yediği tokatlar karşısında kıvrım kıvrım kıvrandıklarını görüyoruz. Yenilmez zannettikleri güçlerin yenildiğini, tapındıkları putların alaşağı edildiğini gördükçe, yarın sıranın kendilerini de geleceğini köpek hissiyatı ile sezerek yaltaklanıcı tavırları da eksik etmeseler de, gözleri her zaman efendilerinde ve yeni algı operasyonları için zaman kollamaya devam etmekteler.
Akademisyen-araştırmacı yazar Zeyneb Al Saffar, İsrail’in ele geçirmek için saldırdığı fakat yenilerek geri çekilmek zorunda kaldığı, kaybettiği Ali El Tahir Tepesi muharebesinin “prestij kaybı” çerçevesinde değerlendirmesini yapmış:
ALİ EL-TAHİR MUHAREBESİ’NİN DEĞERLENDİRİLMESİ
Zeyneb Al SAFFAR
Askerî ve stratejik literatürde “prestij kaybı” kavramı, bir ordunun tartışılmaz olduğu varsayılan askerî kabiliyetleri üzerine inşa ettiği caydırıcılık ve yenilmezlik algısının çökmesini ifade eder. Böyle bir çöküş, yalnızca taktik düzeyde değil; stratejik, operasyonel ve psikolojik düzeylerde de derin sonuçlar doğurur.
Askerî bilim açısından prestij kaybı kavramı şu temel başlıklar altında değerlendirilebilir:
Birinci: Caydırıcılık Denkleminde Çöküş
Askerî stratejide caydırıcılık üç temel unsur üzerine kuruludur: kabiliyet, irade ve güvenilirlik (başka bir ifadeyle, rakibin bu kabiliyete ilişkin algısı).
Prestij kaybı, bu üç unsurdan üçüncüsü olan güvenilirliğin ortadan kalkması anlamına gelir. Ezici teknolojik üstünlüğe ve ateş gücüne sahip bir ordunun, Ali el-Tahir Tepesi gibi görünürde sınırlı bir taktik hedefi dahi ele geçirememesi, rakibin artık bu ordunun tehditlerine inanmadığını gösterir. Başka bir ifadeyle, düşman artık o ordunun gücünden korkmaz; çünkü söz konusu güç savaş alanında somut bir başarıya dönüştürülememiştir.
İkinci: “Şok ve Dehşet” Doktrininin Başarısızlığı
Konvansiyonel orduların prestijinin önemli bir bölümü, hızlı sonuç alma ve ezici ateş gücüyle düşmanın düşünme ve direnme kapasitesini felce uğratma ilkesine dayanır.
Prestij kaybı, rakibin ilk şoku atlattığı, yoğun ateş gücüne uyum sağladığı ve artık bundan psikolojik olarak etkilenmediği anlamına gelir. Böylece ileri teknoloji silahların oluşturduğu psikolojik üstünlük büyük ölçüde ortadan kalkar.
Üçüncü: Asimetrik Savaş Mantığının Tersine Dönmesi
Gerilla savaşı ve düzensiz kuvvetlere ilişkin askerî literatürde, Henry Kissinger’a atfedilen şu ilke sıkça zikredilir:
“Konvansiyonel ordu kazanamazsa kaybeder; gerilla ise kaybetmediği sürece kazanır.”
Konvansiyonel bir ordunun yıpratma savaşına sürüklenmesi, prestij kaybının en belirgin göstergelerinden biridir. Kendisinden kat kat üstün bir askerî güç karşısında rakibin yalnızca varlığını sürdürebilmesi bile, konvansiyonel ordunun operasyonel yetersizliklerini ortaya koyarak prestijine darbe vurur.
Dördüncü: Rakibin Artan Cesareti Nedeniyle İnisiyatifin Kaybedilmesi
Askerî prestij, düşmanı saldırı girişiminden caydıran psikolojik bir kalkan işlevi görür.
Bu prestij zedelendiğinde, rakibin korku eşiği de ortadan kalkar. Böylece savunmadaki taraf, yalnızca saldırıları karşılayan pasif savunmadan çıkarak pusular kuran, karşı taarruzlar düzenleyen ve ikmal hatlarını hedef alan aktif savunmaya, hatta yer yer taarruzî harekâta geçebilir. Bunun temel nedeni, karşı tarafın artık rakibini ne yenilmez ne de dokunulmaz görmesidir.
Beşinci: İç Moralin Aşınması
Askerî düşünür Carl von Clausewitz, Savaş Üzerine adlı eserinde morali savaşın belirleyici unsurlarından biri olarak tanımlar.
Prestij kaybı yalnızca düşmanı değil, saldıran ordunun kendi personelini de etkiler. Askerler; üstün eğitimlerinin, hava desteğinin ve ağır zırhlı araçlarının kendilerini daha zayıf donanımlı bir düşman karşısında koruyamadığını gördüklerinde, hem komuta kademesine hem de ordunun gerçek kabiliyetlerine ilişkin şüpheler oluşmaya başlar. Bu durum ise tereddüde, saldırganlığın azalmasına ve muharebe etkinliğinin düşmesine yol açar.
Altıncı: Teknolojik Üstünlüğün Etkisizleştirilmesi
Modern çağda askerî prestij büyük ölçüde teknolojiye dayanır: gelişmiş hava gücü, yüksek korumalı tanklar ve gelişmiş keşif-gözetleme sistemleri.
Prestij kaybı, rakibin tünel ağları, kamuflaj teknikleri, dolaşan mühimmat sistemleri ve tanksavar silahları gibi yöntemlerle bu teknolojik üstünlüğü etkisiz hâle getirmesi anlamına gelir. Böylece pahalı teknolojik sistemlerin stratejik değeri önemli ölçüde azalır.
Askerî Netice
Askerî bilim açısından prestij kaybı; bir ordunun, korku ve caydırıcılık yoluyla iradesini rakibine kabul ettirebilen bir güç olmaktan çıkarak, her metre ilerleyişi ağır kayıplarla ödenen ve yıpratma savaşına mahkûm edilen tepkisel bir kuvvete dönüşmesi ânıdır.
Bu aynı zamanda, maddi üstünlüğün; yani çelik, teknoloji ve ateş gücünün, rakibin insan unsuru, taktik zekâsı ve uyum sağlama kabiliyeti karşısında etkisiz hâle geldiğinin ortaya çıktığı ândır.
Prestij Kaybı Kavramının Pratik Yansımaları
Nebatiye, İklim et-Tuffah bölgesi ve Litani Nehri’nin kuzey kesimine hâkim stratejik konumdaki Ali el-Tahir Tepesi’nin; on gün boyunca devam eden saldırılara ve dört gün süren kesintisiz hazırlık bombardımanına rağmen ele geçirilememesi, yalnızca taktik düzeyde bir başarısızlık olarak değerlendirilemez. Bu durum, İsrail’in askerî caydırıcılık doktrininin ve askerî prestijinin merkezine yönelik ciddi bir darbe niteliği taşımaktadır.
Bu bağlamda “prestij kaybı”nın anlamı ile birlikte, 52. Zırhlı Tabur Komutanı’nın ölümü ve Merkava tanklarının imha edildiği yönündeki iddiaların askerî önemi şu başlıklar altında özetlenebilir:
A. “Ateş Gücü Kara İlerlemesini Garanti Eder” Doktrininin Çöküşü
İsrail ordusu başta olmak üzere konvansiyonel ordular, kara birliklerinin ilerleyişinden önce yoğun hava ve topçu ateşiyle savunma hatlarını çökertmeyi esas alan bir harekât anlayışını benimser.
Doksan altı saat süren yoğun saldırılara rağmen ilerleme sağlanamaması, hava ve topçu bombardımanının yeraltı tahkimatları, tünel sistemleri ve gizlenmiş savunma düzenekleri karşısında etkinliğini önemli ölçüde yitirdiğini göstermektedir. Bu da İsrail’in teknolojik ve hava üstünlüğü etrafında oluşan caydırıcılık algısını zayıflatmaktadır.
B. Karmaşık Pusu Taktiklerinin Teknolojik Üstünlüğe Galip Gelmesi
Personel ve araç kayıpları; özellikle Merkava tanklarının imha edilmesi ve üst düzey subayların öldürülmesi, savunma kuvvetlerinin tepe çevresini etkin bir “öldürme bölgesi”ne dönüştürdüğünü göstermektedir.
Seyyar mühimmat sistemleri, Kornet tanksavar füzeleri ve havan ateşinin eş zamanlı kullanılması, modern gerilla taktiklerinin ve yakın mesafe muharebe yöntemlerinin, bir zamanlar mutlak üstünlük sağlayan teknolojik sistemleri etkisiz bırakabildiğini ortaya koymaktadır.
C. Moral Çöküşü ve “Zafer İmajı”nın Kaybı
Ordular, moral üstünlüğünü koruyabilmek ve verdikleri kayıpları kamuoyuna açıklayabilmek için hızlı ve görünür zaferlere ihtiyaç duyar.
Bölgenin en güçlü ordularından biri olarak kabul edilen bir kuvvetin, günler boyunca tek bir stratejik tepeyi ele geçirememesi ve bu süreçte ciddi kayıplar vermesi hâlinde, söz konusu tepe yalnızca askerî bir hedef olmaktan çıkar; sembolik ve psikolojik bir anlam kazanır.
Böyle bir çıkmaz, cephedeki birliklerde moral bozukluğuna ve güven kaybına yol açarken, askerî ve siyasi karar alıcılar üzerinde de giderek artan bir baskı oluşturur.
D. Kritik Bir Operasyonel Dayanak Noktasının Kaybedilmesi
Operasyonel açıdan Ali el-Tahir Tepesi, bölgenin en önemli hâkim arazi kesimlerinden biridir.
Bu tepenin kontrolü, Litani Nehri’nin kuzeyinde uzun süreli bir konuşlanma durumunda İsrail kuvvetlerinin geri bölgesinin emniyeti ve ikmal hatlarının korunması açısından kritik önem taşımaktadır. Tepenin ele geçirilememesi ise ilerleyen birlikleri sürekli ateş tehdidi altında bırakmakta; böylece kara harekâtının stratejik değerini azaltarak onu maliyetli bir yıpratma savaşına dönüştürmektedir.
E. Siyasi Pazarlık Gücünün Zayıflaması
İsrail geçmişte birçok kez, müzakere masasında avantaj elde edebilmek amacıyla sahada yeni fiilî durumlar oluşturmayı hedefleyen kara operasyonları yürütmüştür.
Bu çerçevede prestij kaybı; siyasi müzakerelere veya ateşkes görüşmelerine baskı kuran taraf olarak değil, savaş alanında yıpranan taraf olarak girilmesi anlamına gelir. Ali el-Tahir Tepesi’nin direnmeye devam etmesi, bu yoruma göre İsrail’in şartlarını dayatma kabiliyetini sınırlandırırken, karşı tarafa müzakere sürecinde daha fazla manevra alanı kazandırmaktadır.
Nihai Değerlendirme
Bu değerlendirmeye göre, Ali el-Tahir Tepesi’nin söz konusu şartlar altında direnmeye devam etmesi, yalnızca belirli bir coğrafi noktanın savunulması anlamına gelmemektedir. Aynı zamanda “yenilmez ordu” anlayışının aşınmasına işaret eden sembolik bir gelişme olarak yorumlanmaktadır.
Bu bakış açısına göre muharebe, en gelişmiş savaş uçaklarına ve en güçlü tanklara sahip olmanın; araziyi iyi tanıyan, gelişmiş savunma ağları kuran ve değişen şartlara hızla uyum sağlayabilen kararlı bir kuvvet karşısında tek başına belirleyici olmadığını göstermektedir. Bunun sonucu ise, İsrail’in onlarca yıldır askerî caydırıcılığının temel unsurlarından biri olan prestijini, zaman içinde aşındıran maddi ve beşerî bir yıpranma sürecidir.
Kaynak: https://zeinabsaffar.substack.com/p/assessment-of-the-ali-al-taher-battle










